GÖZ VE GÖNÜL TOKLUĞUNUN İLK KOŞULU CÜMLE YARADILMIŞ İLE TANIŞIK VE BARIŞIK OLMAKTIR

Etken/herşeyi ve herkesi etkileyen bir insan olmak için birincil şart, yetkin/olgun ve dolgun, bilge ve bilgin, ârif ve zarîf olmaktır.
Ârif ve zarîf olmanın ilk koşulu, Hakka rağbet/yönelmek, hukuka riayetle mümkündür.
Hakka rağbet ve hukuka riayet, rivayetle birlikte dirayete bağlıdır.
Dirayet denilen öznel kişilik özbenlik konusu hem çırıl çıplak hem de çok mahrem peçeli bir özellik ve güzellikdir.
Eyne mâ tüvellû fesemme vechullah! Neye ve nereye yönelirseniz yönelin, yöneldiğiniz her yer ve her şey hemân Allah’ın vechi yüzü!.. işareti bunu şifreler.
Etken ve yetkin, olgun ve dolgun, bilge ve bilgin, ârif ve zarîf şahsiyet olan İbrâhim Aksarayî Hazretleri bu şenlikli şifreyi şöyle çözüyor:
“Abdin Hakka takarrübi, halk ile sulh olduğu miktardır! Kulun Hakka yakınlığı, halk ile/cümle yaradılmış ile barışık olduğu kadardır!”
Kişinin halk ile, cümle yaradılmış ile her şeyle barışık olması için, her şeyden önce kendisiyle, kendi kendisi ile tanışık ve barışık olması gerekmez mi a dostlar!
Kendi kendimizle tanışır ve barışırsak her şeyle ve herkesle tanışır ve barışırız inanın!
Din ve kin bir arada barınmaz! Dinde kin, kin de din olmaz! Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar
17 Temmuz 2022

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

kitapaloku.com’dan SATIN AL

ravzakitap.com’dan SATIN AL

dergiyurdu.com’dan SATIN AL

MAHREM MUHTEVA BAĞLARINDA ETKENLİK VE YETKİNLİK ÜZERİNE

Türkiye’de ve dünyada etken olmak istiyorsak, her alanda yetkin olmalıyız. Gerek kişisel bazda ve gerekse kitlesel ve küresel bazda etken ve yetkin olabilmek öyle pat diye olabilecek bir şey değildir.
Helâl ve temiz yol ve yöntemlerle kafalarını ve kalplerini, karınlarını ve kasıklarını doyuramadığımız varlıklara lâf anlatmak ve söz dinletmek çooook zordur. Bu insanlara kafaları ve kalbleri kanalıyla göz ve gönül tokluğunu edindirmek şarttır. Edinmek ve edindirmek çooook önemli ve öncelikli birincil bir işlem gözüküyor bana. Tekrarı olmayan tecelliler harmanında savrulan açık çıplak mahrem muhteva düşündürüyor bunu. Marketler vıngıl vıngıl, çarşılar pazarlar cangul cungul göz ve gönül açlığı kaynıyor.
Eriller dişillere müştâk, dişiller de erillere! Eriller dişillere mühtaç, dişiller de erillere! Bu hususun çok yanlı ve çok yönlü olarak dikkate alınması lazım. Ayrıca her şeyin ve herkesin doğasında birbirlerine ters düşen yanları ve yönleri var. Bunun da dikkate alınması gerekir. Zorla güzellik olmaz, dayatmayla bir yere varılmaz! Urfalı Ömer Nüshet Efendi’nin “Menâkıb-ı Evliyâîyye Fî Ahvâli Rızâîyye”sinde yer alan özgün ifadeyle “İnsanın ve her bir eşyanın/varlıkların bir cihetle birbirlerine muhâlif bir halleri vardır ki birbirlerinden ol hâl ile mümtâz/seçkin olurlar.” Meşreb farkı denilen şey budur. Bu farka bu seçkinliğe saygılı olmak illâki şart mı şart! Kitlesel ve küresel yetkinlik bunu zorunlu kılar. Zîrâ, yine Ömer Nüshet Efendi’ye göre:
“Eşyâda/varlıklarda noksan müşahede eylemek sun’ı Hakk’da/Hakk’ın san’atında hurdagirlik/ayıp ve noksan aramaklık Hakk’ı inkâr eylemekdir!
Ki, nakıştan kile nakkâşdan şikayettir / Bilmezler ki Sanî’-ı ezel ve Hakîm-ı lemyezel!
Her âdemde/eril ve dişil herkesde bir çâşnî-i âhir/farklı bir çeşni halk edip/ yaratıp, ol kimesneyi onunla şâyeste-i nazar/dikkate değer ve nazra-i ehlüllaha/Allah dostlarının bakışına mazhar buyurmuştur.”
Bu bağlamda Emine Aydın’ın güzel bir yüksek lisans tezi var: 18. yy’da bir sûfi biyografisi. Neccarzâde Mustafa Rızaeddin Efendi anlatılıyor bu biyografide.

BES GAYRİ BES

Neccarzâde Hazretleri bir gün, nazını niyazını gazını bazını/göze girme ve gönüle yerleşme arzularını az biraz taşıran bıçkın bir dervişine, şefkat ve muhabbet ederek:
-Bes gayri bes/pes oğlum pes! Bu kadar kāl/lâf söz yeter! Kālimizi hâl edelim artık oğul! dediği rivayet edilir.
Uyarmanın ve uyandırmanın bir yan ve yönü bu. Seni sende ya da sende seni uyaran ve yine seni sende ya da sende seni uyandıran olgun ve dolgun kişidir mürşid! Neccârzade böyle bir mürşid.

SENİN TAPUN SEZÂYÎ’DE

Günlerden birgün kendi gülşeninden ırâğ kalmış kaçak köçek bir devriş, külahını devirmiş, Neccârzade Hazretlerine gelerek:
-Hazretim efendim, bendeniz âvâre dâvâre bir köçeğim! Size bağlanmak ve kervanınıza katılmak istiyorum! Destûr ve düstûr dilerim, tarzında aşk u niyaz edince, Neccarzâde Hazretleri, önce istehâre vâdîlerinde seyran ederek, kalb gözü ile ruh ekranında köçeğin sır siciline şöyle bir nazar etmiş… Azıcık mürâkabe ettikden sonra:
-Senin tapun Edirneli Sezâyî Efendi’de, senin kısmetin orada kuzum! Senin muktedân/imâmın önderin rehberin şeyhin mürşidin Edirneli Sezâyî Efendi’dir. Onlara iktidâ eyle!/Onlara tabii ol, onlara uy! Kendi meydanına dön sen! diyerek onu kendi kervanına iade etmiş.
Hasan Sezâyî Hazretleri kervanının köçeklerindenmiş meğer o gariban! Subhanallah! Subhanallahi adede halkıhi!
Buluntuya ve emânete riâyetin çok gizemli hârika bir yanı ve yönü bu!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

14 Temmuz 2022

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

kitapaloku.com’dan SATIN AL

ravzakitap.com’dan SATIN AL

dergiyurdu.com’dan SATIN AL

EĞİTİM VE ÖĞRETİM ÜZERİNE ŞİİRSEL VE ŞUURSAL DUYGULAR

Güzel bir şeyler söyleyeceksen, söyle! Kötü konuşacaksan, helâya git! Ortalığı kokutma!

Kirli bir şeyler söyleyeceksen, kaşınıyorsan, hamama git, hakîkatle yun yıkan, mârifetle keselen! Rastgele her tarafı kirletme!

Âzâr eyleme, âzâr eyleme! Bizi bâzâr eyleme!
Azarlama bizi! Bizi pazara çıkarma!

Herşeyin ve herkesin bir berbât bârbât tarafı var mı var! Sen onun berbatlığını, kendi berraklığıyla yuyup yıkamaya bak!
Ruhaniyetine selâm, kelâmı has kelâm Osman Kemâlî Efendi şöyle bir şey söylüyor bu bağlamda, rikkat eyle:
Habbe yok noksan ziyâde, hıkmete ibretle bak!
Her nede noksân görsen, bil ki noksân sendedir!

İnsanın ya da başkaca bir şeyin içinin içinden, cân ü gönülden, derûnundan, tertemiz bir arzu çağlayanı çağlayıp çağırmazsa; dışardan söylenen sözler, hâriçten okunan gazeller, lâf olur, hilâf olur, savrulur gider!
Yaptığın ettiğin her şey güme gider mi gider!
O sebeb ve hıkmetle, yaptığın ettiğin her şeye mukayyet ol! Dol! Boş kalma! Kendini gözle kendini hesaba kitaba çek her şeyden ve herkesten önce!
Sen kendin ne kadar özel ve güzelsin, ne kadar berraksın, ona dikkat eyle!
Çirkine çirkin derken aynaya bak! Her gördüğünü, her duyduğunu hissettiğini her ortamda nâdan nobran söyleme!
Rûhâniyetine selâm olsun, ne özel ne güzel söylüyor Azbî Baba, bak:
Sana yerden gökden büyük nasîhat,
Gördüğün ört, görmediğin söyleme!
Erenlerden Pîrden budur emânet,
Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

Ben dahi āşık-ı râh olam dersen,
Evc-i semâvâta mâh olam dersen,
Selâmet şehrine şâh olam dersen;
Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

Kendi bilgisine gidene lânet,
Kizbe tevil olmaz hakdır bu sohbet,
Kimseye dil olma ey ehl-i huccet,
Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

Bu yola yol ile giden velîdir,
Bu yola sıdk ile giren bellidir,
Allah Hakk Muhammed Şâhım Ali’dir;
Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

Azbî küstahlıklar sende ayândır!
Sen ben deme dâim hāl-i şeytāndır!
Ahde sâbit kadem ehl-i îmandır,
Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar
15 Mart 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

kitapaloku.com’dan SATIN AL

ravzakitap.com’dan SATIN AL

dergiyurdu.com’dan SATIN AL

URUS AYIBI

Akrebe dönüşmüş akraba hışmına uğrayan gariban bir millet Ukrayna halkı.
Ukrayna’ya yapılan bu paldır küldür saldırı çok berbat çok çirkin bir ayıp!
Bu ne hal dünya?
Bu ne halt Putin?
Eger imparator olmak istiyorsan herkese ve her kesime iyilik yapmaya bak.
Ukrayna halkına zararsız geçmiş olsun.
Selâmün alâ menittebeal Hüdâ!

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

kitapaloku.com’dan SATIN AL

ravzakitap.com’dan SATIN AL

dergiyurdu.com’dan SATIN AL

İSLÂMBOL EFENDİLİĞİ TAVRI ÜZRE Bİ KIYMIK MÂLÛMAT

İslâm uygarlığının, İslâm duyarlılığının uzantısı olan İslâmbol Efendiliğinin sosyal tavrı, genelde hep eyvallah, estağfirullah ve elhamdülillâhdır!
Îmanın altıncı şartına göre her şey Allah’dan ya!. Hakk’dan gelen, halka inen her zuhurda, duruma göre eyvallah estağfirullah veya elhamdülillâh denilebilir mi, denilir!
Sözgelimi birileri size:
– Sen şöyle şöyle söylüyorsun ama, öyle öyle değil böyle böyle yapıyorsun! Kelâmınla amelin örtüşmüyor! Bana çok ters geliyor bu! diye sitem eder ya da daha sert sataşırsa; sitem konusu olan sakatlık sizde varsa, yapacağınız şey, eyvallah edip Hakk’dan ve halk’dan özür dilemektir!
Afedersiniz, eyvallah, özür dilerim! Her dilden her telden tövbe ediyorum! Uyardığınız ve uyandırdığınız için teşekkür ederim! demektir. Ammaaaa…
O sakatlık sizde yoksa iftira niteliğinde bir haksızlığa ya da daha beteri hakârete mâruz kalırsanız eğer; o durumda tavr-ı diger şu olur:
Estağfirullah! Öyle bir şey ne bana yaraşır, ne sana!
Estağfirullah!.. İnsan insana aynadır! Aynada kendini görür insan! Güzel Allah’ın sıfatı olan hayatın böyle girift bir gizemi var!
Estağfirullah kardeşim, estağfirullah! Kendi kendimize hakâret ve iftira etmeyelim lütfen! tavrıyla hâle ve yola çekmeye çalışırsınız muhatabınızı!
Bu iki durumdan, eyvallah ve estağfirullah fasıllarından evvel veya sonra bir iltifata uğradığınızı düşünün!
Yine sözgelimi, yine birileri, bana sana, şuna buna:
Ne güzel insansın sen yahu! Her şeye hoş bakıyorsun! Hiçbir şeyi boş görmüyor, hiçbir şeye boş vermiyorsun! Hoş bakıyor, dolu veriyorsun! Ne özel, ne güzel bir tavır bu yahu!.. tarzında tatlı bir iltifat etti, lutfetti diyelim!
Böylesi durumlarda tavrınız, özelliği ve güzelliği kendinize mal etmeden, hem eyvallah, hem elhamdülillâh, hem estağfirullah! olabilir!
Eyvallah! Özellik ve güzellik güzel Allah’dan! Elhamdülillâh! Hamd Allah’a! Her türlü övgü O’na! Siz biz hepimiz, bizler emânetçiyiz; minnet Hodâ’ya!
Eyvallah elhamdülillâh estağfirullah! Her dilden her telden, eyvallah elhamdülillâh estağfirullah!
Siz bizde, biz sizde kendimizi görüyoruz! Hakk Çalab’a hamd ü senâlar ve şükürler, sizlere teşekkürler olsun ki; aslı Çalabîlık olan Çelebilik tavrı zuhûr ediyor sizlerde!
Ve’l Asri ve Ve’t tini’de vurgulanan amel-i sālihât ile hakkı ve sabrı yaşamak budur! “Felehum ecrun ğayr-i memnun: Hep artan hiç eksilmeyen mükâfat” budur!
Azîz Mahmud Hüdâyî Hazretlerinin de lutfedib ihsan ve ikrâm ettiği gibi:
Hâzin-i esrâr-ı lâhut ol ki, sultânlık budur / Kenz-i lâ yüfnâya mâlik ol beğim, hânlık budur!
Tavk-ı tâat bağlayıp ifrit-i nefsin boynuna / Âsaf-ı akla riâyet etki Süleymanlık budur!
Kalb-i âdem mazhar-ı envâr-ı Hakk olduğuna / Secde-i şükr eylemezsen ayn-ı şeytanlık budur!
Sıdre-ı irfân-ı Hakk’ın mûntehâsın bulmağa / Âlem-i vahdedde cevlân etki insanlık budur!
Kābe kavseynin Hüdâyî fehm edib cem’iyyetin / Vâsıl ol sırr-ı ev ednâya müslimanlık budur!

Yâ Halîm, yâ Selîm, yâ Selâm!

Mustafa Özdamar
11 Şubat 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

kitapaloku.com’dan SATIN AL

ravzakitap.com’dan SATIN AL

dergiyurdu.com’dan SATIN AL

YAKINLIĞIN UZAKLIĞI

Zaman ganîmettir. En zengin maden insanın kendisindedir. İnsanda aradığı her şey var. Arananı bulabilmek için metodlu çalışmak lâzım. Bunun için de bütün mahlûkata merhametli olmak şartı vardır.
Allah’la kul arasında yakınlığın uzaklığı gibi büyük bir mesâfe var! Hem çok yakın hem çok uzak!.. Bu yakınlığın uzaklığı kadar büyük mesâfe yok!
Kabir azâbından kurtulmak için, bu dünyada Allah’a avans vereceksiniz.
Günah kulun kiridir. Günahtan tam vazgeçer de Allah’a dönersen, Allah, eski günâhlarını sevâba dönüştürür.
Kâinatın kıyâmeti üzerinde durmanın fazla bir anlamı yok. Bize lâzım olan kendi kıyâmetimize iyi hazırlanmaktır.
Allah’ın kimi ne yapacağını biz bilemeyiz. Cennettekilerin sekiz cennette göremediklerini de, sekiz bin cennet daha yaratır, oraya koyabilir… Onun ne yapacağını kimse bilemez. Allah’ın işi Allah’ın işidir, akıl işi değildir. Allah’ın işine akıl sır ermez.
Allah yüz rahmetinden birini bu dünyaya tahsis etmiş, doksan dokuzunu öbür âlemde ikram edecek.
İlm-i ledün, Efendimizin ümmetine verilmiştir. Hazreti Mûsa devrinde verilen ilm-i ledün, Hatem-i Enbiyânın ümmetine verilenin yanında bir damla mesâbesindedir. Bütün hazîne Peygamber Efendimizin elindedir, ona verilmiştir. İlm-i ledün Sultanı Peygamber Efendimizdir.
İnsanda ilm-i ledün deposu, kuyusu var ama, mesele onu açıp istifâde edebilmektir.
Nefs mekanizmasını iyi çalıştırmaya bakın! Her şey, en büyük sır nefste düğümleniyor. Sizin âleminizin merkezi nefsinizdir. Nefse hep Allah’a taraf yol verin!
Nefs insanda Allah’ın en büyük sırrıdır. Ben nefsimi yendim! diyen boşuna böbürlenir.
Nefsinize zulmetmeyin demek, onu kötüde, şerde kullanmayın demektir.
Millet ne çekiyorsa nefstsen çekiyor. Nefsinize sâhib olun, başka ne yaparsanız yapın yolunuz açılır.
Müslümanın doğru dürüst olması lâzım, dosdoğru! Hiç eğri iş yapmamalı Müslüman.
Asıl iş, asıl en büyük hayır hasenat insan yetiştirmektir. Baş mesele bu. İnsanı korumak kollamak ve İslâma uygun insan yetiştirmek, diğer başka hayırların hepsinin başı ve başlangıcıdır.
Sen iyi insan yetiştirirsen, o iyi insanlar iyi işler yaparlar. Diğer bütün iyi işleri yaparlar onlar.
Ne istiyorsan bir sefer söyle, kırk gün sabret! Uygunsa verir, değilse vermez.
İki rüşd vardır. Birinci rüşd bülûğa ermek, ikinci rüşd Allah’a ermektir. Asıl rüşd bu ikinci rüşddür.
Her şeyin en iyisi insandadır. Başka şeylere de verilmiş ama, en iyisi insanda.
Nefsi teslim aldın mı, Allah sana her şeyi teslim eder.
Âdem’e yapılan secde Allah’aydı. İblis bunu bilemediği için secde etmedi ve kovuldu.
Düşmanla savaşırken ölürsen şehid olursun, ama nefisle savaşta ölürsen -nefs seni yener ve öldürürse- Allah korusun, dünyanı da kaybedebilirsin, ukbânı da.
Deli odur ki, dünya için gam çeker.
Ben sanırdım ki ben ayrı o ayrı imiş / Meğerki can içinde cânân imiş.
İbâdet alışkanlık haline gelirse ibâdet olmaktan çıkar.
İyi niyetinizin icâbını Allah yapar.

HARPUTLU KEMÂL EFENDİ (8 Ekim 1995)

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -24- Va’ziyye Defteri

1920–1940’LI YILLARIN DEĞERLENDİRMESİ
Türkiye’de bol bol yalan var, oyun var! Türkiye’de iyileri sevindirecek, kötüleri düşündürecek hâkimler / hükümler yok! Bilâkis, kötüleri şımartacak, iyileri me’yus edecek hâkimler/hükümler var! (Sayfa 30)
Türkiye, otuz seneden beri kıyafet değiştirmeye ve İslâm dinini bozmaya çalışıyor. (Yaptığı ettiği) başka (bir şey) yok! Allah küfrü ve kâfirleri yok etsin! Îmânı ve mü’minleri dâim etsin! Âmin!
Türkiye mahkemelerinden çıkan hükümler zâlimâne ve ğayrı âdilânedir. Mütenâkızdır, ğayr-i makuldür ve gayr-i mantıkîdir. Ğarazkâr hâkimler ve savcılar cezâlanmıyorlar!
Türkler bâtılı tuttukları kadar, hakkı ve hakikati tutsalardı, otuz seneden beri hayli terakkî ederdiler… (Sayfa 31)

(GÜNDÜZ EFENDİ Va’ziyye Defterinin sonu)

Mustafa Özdamar
12 Temmuz 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -23- Va’ziyye Defteri

KÂFİRİN HUYLARI ÂDETLERİ

Kâfir emanet alır, aldığı emâneti sâhibine götürüp vermez. Kazma kürek, ileğen ibrik ne olursa olsun, sâhibi gelip de götürürse götürür; götürmezse kalır gider; götüren sâhibine teslim etmez.
Kâfir ödünç alır, aldığı ödüncü götürüp sâhibine vermez. Mü’min istemeden aldığı ödüncü geri verir. Kâfir istemese borcunu vermez! Kâfir aldığını alır, haram mı helâl mi demez; mü’min helâl ise alır, haram ise almaz.
Mü’min sattığı malın ayıbı varsa söyler; kâfir sattığı malın ayıbını saklar.
Türklerde kitab hâkim değildir, sahıs hâkimdir. …. (Sayfa 25)
Küfür ve cehâlet, öyle bir kirpi doğurdu ki, altı cihete ok atar, yanına yanaşılmaz!
Dîni esasların yürümesini arzu etmek suç olunca, İslâm ile ne alâkası kaldı? Bu hal irtidattır; Türkiye gebedir, irtidat doğuracaktır!
………… Türkiye’de iki zıt fikir var: Biri İslâm kalmak, diğeri İslâmdan ayrılmak! İki zıt fikir dâima birbiri ile çarpışmaktadır. İslâm kalmanın taraftarı çoktur. İrtidat taraftarı azdır.
Senin ruhundan ayrılmayan ulum ve maârif, dünya ve âhiret, senin ile beraber olan ve senden ayrılmayan, bil ki Allah bilgisidir, maârif-i diyâniyyedir. İşte bu îmâna ve maârife ruhen boyanmalıdır. (Sayfa 26)
Hub ve buğuz eseridir te’siri!
İkrar inkar eseridir te’siri!
Îmân küfür eseridir te’siri!
Gam ve sürûr eseridir te’siri!
Ses ve nefes eseridir te’siri!
Soğuk sıcak eseridir te’siri!
Gece gündüz eseridir te’siri!
Yaz ve kış eseridir te’siri!
…………
Cebel sehel eseridir te’siri!
Gözler sözler esidir te’siri!
Tefsir tebdil taklib/tağlib eseridir te’siri!
Nur zulmet eseridir te’siri!
Doğum ölüm eseridir te’siri!
Nevm yakz eseridir te’siri!

Bunları okurken aklım ve kalbim, altı cihete ve iki cihâna nâzırdır! Altı cihetten ve müessir-i evvelden zuhur ve butûn eden âsâra bakmakdayım! Aman Allah! Bu manzara ne acayip bir sinemadır/sınamadır!
Allah dâimen ebedâ / Mevcûddur mevcuddur!
Hayydır muhyidir / Dâimen ebedâ!
Ālimdir mülhimdir / Dâimen ebedâ!
Azîzdir Muızdir / Dâimen ebedâ!
Rahmândır Rahîmdir / Dâimen ebedâ!
Hâlıkdır Hallâkdır / Dâimen ebedâ!
Râzıkdır Rezzâkdır / Dâimen ebedâ!
Hem Hâdîdir hem Mudildir / Dâimen ebedâ!
Hem Mu’tidir hem Mânî’dir / Dâimen ebedâ!
Hem Afüvdür hem Müntakimdir / Dâimen ebedâ!
Hem Fâildir hem Nâsikdir / Dâimen ebedâ! (Sayfa 27)

FEHHÂM OL
Sen va’z ve nasîhata muhtaçsın! Kendin muhtaç iken, nasıl va’z edeceğim diye çalışıyorsun? Âyete hadise mânâ verecek kadar din lisânı ulûmu ile mücehhez değilsin! Binâenaleyh senin âyete hadise mânâ vermen günahdır! Yediren ve içirenlere meddahlık yapmak da haramdır!
F.Ç. ne tefsire ne hadise ne fetvâya karışmazdı. Bu her şeye karışır lâkin bedâa yok! Ne i’rab var, ne meâni, ne mantık, ne usûl!..
F.Ç. bütün bir hiçdi, bu yarım hiçdir. Cehlimürekkebdir bilmez, bilmediğini de bilmez! (Sayfa 28)
Hz. Muhammed’in lisânını bilmeyen, Kur’an ve Hadis dilini bilmeyen, din lisânını bilmeyen erbâb-ı taklit müftîlerin üzerimize riyâset etmelerinden bıktım usandım! Canım yandı. Bundan evvelki hiçdi, bu da hiçdir!
Başımıza gelen bütün belâlar, yaptığımız işler, Allah için olmadığındandır.
Yiğirmi iki senelik ehl-i tahkik bir memur var iken, altmış sekiz yaşında, ehl-i taklid ve şu yaşa kadar hiç memurluk görmemiş bir adamın mufti olması oldu mu?
Kanunsuzluk bizim kanunumuz mudur? Hıkmetsizlik bizim hıkmetimiz midir? Mantıksızlık bizim mantığımız mıdır? Bilgisizlik bizim bilgimiz midir?
Dessas olma, hassas ol!
Zallâm olma, allâm ol!
Vehhâm olma, fehhâm ol! (Sayfa 29)

KĀDİR ALLAH
Şu kubbeyi çatan kim / Şu kümbeti yapan kim / Kandilleri astıran kim / Kandilleri yakan kim / Yelleri estiren kim / Sonra da durduran kim / Yağmuru yağdıran kim / Sonra da durduran kim / Kâdir Allah değil mi?
Sudan insan yapan kim / Topraktan insan kim / İnsanı toprak iden kim / Yaşatan öldüren kim / Kâdir-i Mutlak değil mi?
Ay kimin güneş kimin / Bütün yıldızlar kimin / Yer kimin gökler kimin / Bütün milletler kimin / Bütün devletler kimin / Bir Allah’ın değil mi?
Ses kimden nefes kimden / Şu bütün varlık kimden / Bir Allah’dan değil mi?

Mustafa Özdamar
09 Temmuz 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -22- Va’ziyye Defteri

KUR’AN YASAĞI
Kur’an okumak yasak değildir! Kur’an’ın kelimelerini anlamak ve anlatmak da yasak olmaması lâzımdır. Yasağı yapan utanmalı! Millet de yasak olduğuna inanmamalı! Kur’an lisânını öğrenmek ve öğretmek yasak olduğuna millet inanmaz! Kur’an harfiyle besmele yazmak olduğuna millet katiyyen inanmaz! Öğrenen ve öğreten utanmaz! (Sayfa 20)

BÂTIL İŞLER VE HÜKÜMLERİ
Bâtıl şakalar: Falanca bana hürmette kusur etti. Tutun ayağından sürüyün, size beş kilo helva, yâhud kısır keçi! Haydi! Ayağından tutarlar, paldır küldür sürürler. Helvayı yerler. Bu gibi işiniz bâtıldır. Güveyi satısı bâtıldır, kütük döğmek bâtıldır, ip germek bâtıldır???
Bir köyden bir köye gelin gittiği için damattan veya evliyâsından para almak bâtıldır!
Dünya işleri, hıdemât-ı âmme, okur-yazar câhillerin elinde kalmıştır.

KENDİ BİLİR
O tamamıyla kendisini bilir. O tamamıyla ve kemâliyle kendisini ögmege (övmeye) kādirdir. O’ndan başka kimse onu tamamıyla kemâliyle bilmeye kādir değildir. O’ndan başka kimse onu tamamıyla kemâliyle övmeye kādir değildir. Bu harfler ve kelimeler onun evsâfını ve ef’âlini tamamıyla beyâna kâfi değildir. Mânâlar çok geniştir, harfler kelimeler dardır. İki horazın (horozun) döğüşmesindeki mânâları ve iki camusun (çamızın, mandanın) kırışmasındaki mânâları bile harfler ve kelimeler tamamıyla beyan edemezler. Nerde kaldı ki Kādir-i Mutlak’ın evsâfını beyân edebilsinler. Ne enbiyâ ne evliyâ ne melâike onun evsâfını kemâliyle beyana muktedir değildirler.

TEK VE MUTLAK
Huve mâbûd’ül ābidîn ve’l ābidât! İlâh’ül ābidin ve’l ābidât!
Huve mezkûr’üz zâkirîn ve’z zâkirât! Mabûd’ül musallîn ve’l musalliyât!
Mabûd’üs sāimîn ve’s sāimât! Mabûd’üt tāifîn ve’t tāifât!
Hâlik’ül mahlûkîn ve’l mahlûkāt! Rāzık’ül merzûkîn ve’l merzûkāt!
Hâdi’l mehdiyyîn ve’l mehdiyyāt! Mâbûd’ül mü’minîn ve’l mü’mināt!
Hâfiz’ül müslimîn ve’l müslimât! Hâfiz’ül mahfûzîn ve’l mahfûzāt!
Mahbûb’ül muhibbîn ve’l muhibbât! Habîb’ül müslimîn ve’l müslimât!
Matlûb’üt tālibîn ve’t tālibât! Maksūd’ül kāsıdîn ve’l kāsıdât!
O, kulluk edenlerin eril dişil hepsinin mâbûdudur, ilâhıdır.
O, zikredenlerin eril dişil hepsinin zikridir. Salât edenlerin eril dişil hepsinin mâbûdudur.
Oruç tutanların eril dişil hepsinin mâbûdudur. Tavaf edenlerin eril dişil hepsinin mâbûdudur.
Eril dişil bütün mahlûkâtın Hâlıkıdır. Rızıklandırılanların eril dişil hepsinin râzıkıdır.
Yol gösterenlerin eril dişil hepsinin rehberidir. Mümin ve müminelerin hepsinin mâbûdudur.
Müslim ve müslimelerin hepsinin hâfızıdır. (Koruyucusudur.) Mahfuzların eril dişil hepsinin hâfızıdır.
Sevenlerin eril dişil hepsinin sevgilisidir. Müslim ve müslimelerin hepsinin yârenidir.
Tâliplerin eril dişil hepsinin matlûbudur. Yönelenlerin eril dişil hepsinin maksûdudur.

CÂHİLCE YÂVELER
Sarhoş ağzından, dinsiz ağzından çıkan yâveler: Din kitabları okunmasın, Kur’an lâfızları öğrenilmesin!
Kur’an okumak yasak değildir amma, Kur’an’ı ve din kitablarını anlamaya vesile olan Arab lügatini, sarfını nahvini belâgatini öğrenmek yasaktır.
Namaz kılmak yasak değildir amma, namazın ahkâmını öğretenden derslerini okutmak yasaktır. Bunları yapan suçüstü yakalanır! Aman yâ Rabbi1 Bu ne kafadır, bu ne mantıktır! Din ve şeriat yoksa …. Aristo’nun mantığı bâri olsun yâhu! Millet câhildir diye ta bu kadar maskaraca muâmele yürütmek olur mu yâhu?
Bulgarca öğretmek yasak değil! Domuzca yasak değil!.. Din lisânını öğrenmek ve öğretmek nasıl yasak olur yâhu? Gazeteler: Arabca öğretenler suçüstü yakalandılar! derken utanmıyorlar mı?.. Bu bâtıl tasavvurları doğruymuş gibi yazarken hakkı bâtılı ayırt eden kafalarındaki akıl cevheri, kafalarının tersine saklanırken: Îmân-ı hakîkiye vardım elhamdülillâh! Îman-ı keşfiye vardım elhamdülillâh. (Sayfa 22)

SENDEN YÂ RAB

Bu cân bana senden geldi yâ Rab!
Senden gelen seni bildi yâ Rab!
Seni bilen yine sensin yâ Rab!
İşte bu ulûm ve maarifin sonudur. Buraya kadar yükselenler, ulûm ve maarifin sonuna ermişlerdir. Buraya kadar yükselmeyenler ilmin sonuna varamamışlardır. Fakat buraya kadar yükselmek keşif ve şuhûd yoluyla olmalıdır. Mantık ve tefekkür ve kelâm yoluyla değil. Keşif ve şuhûd yoluyla bu dereceyi bulmayanlar karanlıkta debelerler.

VARDIM ELHAMDÜLİLLAH
Îmân-ı taklîdiden geçtim, îmân-ı tahkîkîden geçtim, îmân-ı şuhûdiye vardım elhamdülillâh.
Îman-ı taklidîden geçdim, îmân-ı şuhûdiye vardım elhamdülillâh!
Îmân-ı keşfiye vardım elhamdülillâh!
Eser müessir bir oldu bana,
Hālık mahluk berâber göründü bana!
ÇŞ… Ebûcehil oldu bana!
GA… Ebûleheb oldu bana!
Ben Kur’an dinler iken zamandan ve mekândan münezzeh ve mukaddes olarak dinlerim!
Bana Kur’an’ın sesi zamansız ve mekânsız bir yerden gelir! (Sayfa 23-24)

Mustafa Özdamar
08 Temmuz 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -21- Va’ziyye Defteri

HÜRRİYET HUKUKU
Hürriyet hepimiz içindir! Yalnız âmirlerin ve memurların değildir! Âmirlerin memurların hürriyet hakkı ne kadar ise, efrad-ı milletin hakkı da o kadardır. Ona buna zarar ziyan yapmakta kimseye hürriyet yoktur! Hürriyet, kimseye zarar ziyan etmeden yaşayanlarındır. Dalayıcı köpeği bağlarlar. Zararlı adamı hapsederler, serbest bırakmazlar. Adliyecilerin halk içine karışmamaları demokrasiye aykırıdır. Halk ile lâubâli olmayalım derler. Eski mekteb hocaları gibi, yâhud umacı gibi şahsiyetlerinizle mi halkı fenalıktan ürküteceksiniz, tecâvüzden men edeceksiniz; kanunun hükümleriyle mi?
Halk ile siz mübâlâtsız olun, zararı yok; kanun hükümleri mübâlâtsız olmasın! Kanunun hükümleri ciddiyetini muhafaza etsin! Kanunun hükümleri a’dâyı ehibbayı bir tutsun! Maksat ve gâye, her hâkim, kendi mıntıkası ve hududu dairesindeki katl, sirkat, haksızlık gibi zararlı işlerin kökünü kurutmaktır. Değilse, kağıtları aktarmaktan ne çıkar!
Adliyeden maksat, kötülüğün kökünü kurutmaktır! Haksız adam mahkeye gelirken tiril tiril titremeli! Hâkimin haksıza ve haksızlığa can alıcı gibi düşman olduğunu, haksız muhakkak bilmeli! Doğru ve haklı olan kimse de, alnı açık, yüzü ak olarak ve hâkimin doğruluğuna emin olarak gelmeli! Ve dâvâ çarçabuk neticelenmeli! Zâlim ve haksız derhal hükmünü almalı! Fakat hâl böyle mi? Ya zâlim ve haksız, mahkemeden hakkıyla payını almaz. Gel ha, git ha derken verilen hükmün tesiri ve kıymeti kalmaz, haksız suçukmaz kesekmez derken, cürüm ve kabahatler çoğalır gider… (Sayfa 19)

ELLERİNE
Hak yoluna gidenlerin
Asâ olsam ellerine
Er pir vasfın edenlerin
Kurban olsam dillerine

Torunuyuz bir dedenin
Tohumuyuz bir bedenin
Münkir ile ceng edenin
Silah olsam bellerine

Bir üstada olsam çırak
Bir olurdu yakın ırak
Kemiğimi yapsam tarak
Yâr zülfünün tellerine

Bir kâmilin yolun tutsam
Aşk oduna yanıp tütsem
Bülbül gibi feryat etsem
Muhabbetin güllerine

Vücudumu kavursalar
Yönüm yâre çevirseler
Harman gibi savursalar
Muhabbetin yellerine

Seyranî kaldır parmağın
Vaktidir hakka durmağın
Deryaya akan ırmağın
Katre olsam sellerine
Seyranî

Mustafa Özdamar
07 Temmuz 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com