HELÂL VE MELÂL

Ruhâniyetine selâm olsun, Şeyh Ahmed Sûzî’ye göre, âlemin başlangıcı ve âdem oğlunun kökü kötmeği kaynağı aşktır! Her şey ve herkes bi şekilde yaşar, varlığın mayasında olan bu ezelî ve ebedî aşkı! Ben bende gizli bir hazineydim, tanınmayı sevdim ve halkı yarattım sözü bunun kanıtı. Hadis-i kudsîdir bu söz. Yaratıcı kudret muhabbet!

Bezmiâlem Vâlide  Sultanca bir söyleyişle: Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl / Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl! sözünün özüne özen göstermek aşkın şevkin, zevk idrâki ve Muhammedî neş’enin edeb ve iffetidir!

Kendisi de bizâtiye mücessem şiir ve şuur olan ahretlik hûrilıyne: Helâlim, helâlim ben bu aşka helâlim /  Hasret-i kurbettir benim melâlim! diyebilme mecâli bile bu edeb ve iffetle beslenirse gürleşir, gürbüzleşir, çiçek açar meyve verir!

Allah’ın sevib de yarattığı her şeyin ve herkesin içinin içinde böyle kutsal bir doğum sancısı, böyle bir doğum “san”ca ve “kan”cası var mı var! Hiç kimse yok diyemez buna! Var! Tekvar’ın yokvarlar harmanlarına saldığı sanca ve kancalar bunlar! Metefor görüntüsü veren bu âlemlerde, bizim astronom kızın, Cankızın söylemiyle, her şey ve herkes birbirine şiir ve şuur; herkes birbirine şık ve şok! Kimsenin kimseye diyeceği yok! Kimsenin kimseye hava atma hakkı yok! Herkesin herkese diyeceği çok! Kuru lafa kafa da tok kalb de tok karın da tok! Kuru ve boş lâfın hiç kimseye hiç bi faydası yok!

Bir derviş bir ermişe şekvâ bandında ıkınıp sıkınarak şöyle şöyle dertlerim var efendim! diye mızıldananınca, takva bandında seyreden kavî ermiş, zaif dervişe şöyle söylemiş: Senin bir şeyin yok evlâdım! Eyvallahın tükenmiş o kader! Çâresâz olmamı istersen ger eger? Ne der Habîbullah Hazretleri ne der: Men âmene bil kader, emine minel keder! Eyvallahın bol olsun! Eyvallah! Elhamdülillah! Estağfirullah!.. virdin olsun!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

6 Haziran 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

TAŞLANMA ÂNINDA TAÇLANMA

Rivâyet odur ki, Hallac taşlanırken taçlanıyormuş gibi gülüyordu. Ne zaman ki Şiblî bir gül attı, bu gülüş soldu; âhu figan ü feryâd başladı!

İnfaz ekibinden biri hayret ve gayret içinde:

– Sorun nedir Hallac? Zorun ne? Az önce sanki bir şenlik vardı, kıkır kıkır gülüyordun! Şimdi ne oldu da hüngür hüngür ağlarcasına âh ü figân ediyorsun? Bu ne hal? diye sordu.

Elleri kesilmiş kollarıyla başını kanla mesh ederek şunu söyledi Hallac, o an ve şanda:

– Önceki taşlar taç gibi geliyordu başıma! Onlar acı vermedi bana! Câhil bîgâne dîvâne taşlarıyla onlar! Bizi ezmez üzmez, üzemez öldüremez bîgâne taşı bizi! Gâfilin taşı taç gibi gelir, gül gibi gelir bize! Ârifin gülü gülle gibi gelir ve çooook incitir çok! Budur sizin anlam veremediğiniz şok!

Gülü gülle olan Şiblî benim gönül dostumdur! Sevdiceğimdir, saydıcağımdır! Sağdıcımdır, sancağımdır! Bülbülü ağlatan da gül değil midir? Sen işine bak, çişini tutma! Sancağın ruzigârıdır acımı tetikleyen benim!

Gönül ki Arş-ı Rahmândır, sevdiceğinden incinir!

Kişi sevdiğinden incinir; dişi sevdiğinden incinir!

Câhilin attığı taş, tâc olur başa!

Ârifin attığı gül, gülle olur incitir!

Ne sen sensin, ne ben benim, işin aslı O!

Yokvar’ın Tekvar’a bir borcu vardı, onun ödemesi bu!

Zorum da yooook, sorum da yok, işine bak sen!

Biz dağıttık, onlar toplasın!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

3 Haziran 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

HİÇ KİMSEYE YAVUZLUK SANMA

İmam Cafer’in çok derin bir sözü var! Her sözü çok derin de, bu sözü çooook daha bir derin ve berîn! İbrahim Hakkı Konyalı Kütübhânesinde 579 numarada kayıtlı yazma nüshadaki söz, özgün ifâdesiyle aynıyla şöyledir:

Allahu Teâlâ Hazretlerinin verdiğine kanaat edesin ve bu işte gâfil olma, tedbîr ile işle ve hiç kimseye yavuzluk sanma! Eger sanursan gerü sana gelir! (V.10 ab)

Hiç kimseye yavuzluk sanma! Kendini iyi başkasını kötü sanma! İçinde hiç kimseye karşı kötü zan barındırma! Kendini iyi başkasını kötü sanırsan, o sandığın şey geri gelir sana döner!

Harputlu Kemâl Efendi: Hiç kimseye karşı içinizden kötü bir şey geçirmeyin! İçinizden geçen şey ânında olur oluşur; döner dolaşır size de bulaşır, sizi de bozar çözer, çerçöp eder! Yürekler acısıdır, bu boz bulanık bozuk kötü zanlarla herkes birbirinin önünü kesiyor ve sıkboğaz ediyor! Aman ha aman, içinizden hiç kimse hakkında böyle berbat bir düşünce geçirmeyin! Bu kabil kirli zanlarla kendi önünüzü kendiniz kesersiniz, derdi.

Sen sana ne sanursan, ayruğa da ânı san / Dört kitabın mânâsı budur eger var ise! Kendin için ne düşünüyorsan, başkaları için de onu düşün! Dört kitabın özü özeti bu! diyen Yûnus, yüzyıllardır bu som gerçekliği haykırıyor!

Hakîm Bilge Süleyman Ata da bu bağlamda hep olumlu ve ılımlı tavrı ön plana çıkarıyor. Herkes adına kendi şahsında şunu söylüyor Hazret:

Eller yahşi men yaman / Eller buğda men saman! Herkes iyi ben kötü / Herkes buğday ben saman! söylemi çooook zarif, çok sâde, çok nahif bir bilgelik tavrıdır!

Hak Erenlerin hemen hemen cümlesi bu bağlamda böyle der, böyle eder zîra; beşeri planda her türlü özellik ve güzelliğin kaynağı olan Habîb-i Hüdâ bu temada şunu söyler:

Taşa bile hüsn-i zan etsen faydasını görürsün! Hüsn-i zan, güzel sanı ibâdettir! Olumlu beklenti ibâdettir! Hiç kimse hakkında kalbden kötü bir şey geçirmemek, gönülde ğış – hinlik hâinlik kin ve nefret-  barındırmamak benim sünnetimdir! Benim sünnetimi ihyâ eden, benimle birlikte olur!

Livâyı hamd sancağının hamd ü senâ senfonisi bu! Gönül ve zihin berraklığı bağlamında çooook özel, çok güzel, çok nahif bir işâret ve beşâret bu!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

2 Haziran 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

ALİ TAHİR BERRAKLIĞI

Bizim Ersin Âmin, hafif esintili ve çisentili bir günde, Tepeören’deki bahçesinde bakım yaparken, henüz anaokulunda öğrenci olan kuzucağazı Ali Tahir Karaca:

– Uvvvv! Niye böyle esintili çisentili ortalık! diye nazlanıp mazlanınca, baba Ersin Âmin:

– Kime bu soru Ali Tahir?

– Neh?

– Kime sordun ya da soruyorsun bunu sen? Bana mı?

Ali Tahir:

– Ha-yır!

Ersin Âmin:

– E peki kime sordun öyleyse?

Anadan – Cankız’dan doğma- körpe velî Ali Tahir, çocuksu bir velâyet berraklığı içerisinde:

– Al-la-haaaa! diye cevap vermiş, esintiyi koklayarak!

Ersin Âmin:

– Peki Allah ne dedi sana? Cevab verdi mi?

Ali Tahir, esintiyi bir kez daha içine çekerek:

– Vermez olur mu? Verdi tabi!

– Ne dedi, nasıl cevap verdi peki?

Ali Tahir’de zuhûr eden cevab çok harika ve bârika bir cevab!

– Dedi ki, esinti ve çisenti olmazsa bitkiler uyanmaz! O zaman da çiçek açmaz, yaprak canlanmaz, meyve sebze avar bularmaz! dedi.

Azîm Allah doğru söyledi! Bu zuhûr hâleti içerisinde, Ali Tahir’den zuhûr eden bu harika ahval bahçesinde çooook safâlanmış bizim Ersin Âmin, anne Cankız ve anneanne Anabacı tabii elbette!

Safâları artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin, çocuk sâfiyetinin ulaşılmaz velâyet berraklığı bu işte!

Hem kavlî, hem fiilî, hem kalbî içsel dua bu işte! Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

1 Haziran 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

EN MAKBUL EN ETKİLİ DUA

Bildik anlamda üç türlü dua vardır: Kavlî (sözel); fiilî (eylemsel); kalbî (gönülsel) dua.

Kavlî dua, Kur’an-ı Kerim’de ve hadîs-i şerîflerde geçen dualardır. Sözgelimi, fâtiha sûresi, felâk nâs sûreleri, salli bârik salavâtları ve rabbenâ âtinâ fiddünyâ haseneten ve filâhireti haseneten ve kınâ azâbennar! niyazı bu kabilden kavlî dualardır.

Fiilî dua, Allah’ın sıfatı olan hayatın berrak yaşanması için herkesi memnun edecek hayırlı uğurlu işler yapmak. Yapabildiğin kadar hayır hasenat yapmak. İmkanlar ölçüsünde herkese ve her şeye iyi davranmak.

Kalbî dua, çok özge bir dua. Duyguları, düşünceleri ve davranışları arıtarak, cümle yaradılmışa bir göz ile bakabilme bilgeliği için çalışıp çabalamak. Hiç kimse ve hiç bir şey hakkında kalbde hinlik taşımamak. Kalbde olumsuz duygu barındırmamak.

Kavlî, fiilî ve kalbî olarak en makbul ve en etkili dua, insanın içinden geldiği gibi ettiği temiz ve berrak niyazdır.

Enes b. Mâlik’in Hazretlerinin rivâyetine göre, Efendimiz Aleyhisselâm bir sıkıntı ânında şöyle dua ederdi: Ey hayat sahibi, ey her şeyi ayakta ve hayatta tutan Rabbim, senin rahmetinden meded isterim!

Ümmü Seleme vâlidemizin rivâyetine göre, musîbet ânında edilecek dua şudur:

İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râcîûn! Biz hepimiz Allah içiniz ve hepimiz O’na dönüğüz dönücüyüz! Allah’ım başıma gelen bu musîbetin mükâfatını senden bekliyorum. Bu musîbet karşılığında beni mükâfatlandır! Ona karşılık olarak bana daha hayırlı olanı ihsan et!

Aynı konuda Gönenli Mehmed Efendi Hocamızın tavsiyesi şöyledir:

Borç için sıkıştığınızda: Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed! salavât-ı şerîfini çok okuyun!

Dualarınıza besmele ve salavat ile başlayın, fâtiha sûresini okuyun, duanızı edin, bitiminde tekrar salavât getirin!

Fî emânillah, yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

31 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

NECCARZÂDE ŞEYH MUSTAFA RIZA NA’Tİ

Benim hayatın bu yakasına gelişimden iki yüz sene önce, hayatın öte yakasına göç eden Neccarzâde Şeyh Mustafa Rızaeddin Efendi’nin âşık redifli bir na’tine rastladım bizim “Hasbahçe”de. Allah’ın sevip de yarattığı her şeyi ve herkesi seven bir insan olarak bu aşkı sizlerle paylaşmak istiyorum!

Beşiktaş Sinanpaşa Câmii’nin bitişiğindeki türbesinde âsûde olan Şeyh Mustafa Rızaeddin Efendi, rûhâniyetine selâm olsun, 1746’larda Hakka yürümüş. Burada bir tekkesi varmış vaktiyle hazretin.

Bu dergâhta gönül uyandırdığı yıllarda: İlâhi, gonca-i maksûdu handân eyleyen sensin / Gönül morğun seherler zâr ü giryân eyleyen sensin / Vücûda gelmeden bezm-i sivâda sagar ü sahbâ / Beni meyhâne-i  fıtratda sekvân eyleyen sensin!

Allah’ım! Gönül goncasını gülümseten sensin! Gönül bülbülünü seherlerde ağlatıp çağlatan sensin! Ete kemiğe bürünüp de dünyaya gelmeden çoook önce; beni fıtrat meyhânesinde sarhoş eden de sensin! diye esip savuran Neccarzâde şöyle bir ikramda bulunuyor herkese:

Muhtefîdir ayb ü noksan içre sırr-ı mağfiret / Perde-i bâtında zâhir oldu Settâr’ül uyûb!

Bağışlama gizemi, ayıp ve noksan içinde gizlidir! Ayıbları örtenlik, görünmeyen perdede, açık seçik ortaya çıktı!

Bu bir bayram ikrâmı olsa gerek Hazretin! Bayram ikrâmı, bayram ikrâmı, hiç şüpheniz olmasın!

Güzel Allah’ın sevib de yarattığı sizlerle paylaşmak istediğim âşık redifli na’ti herkes, kendi gönül cennetinde kendisi zevk etsin!

Lebin vasfında Sultânım! dehan âşık, zeban âşık!

Sana ey mihr-i tâbânım! zemin âşık, zaman âşık!

 

Vücûd u âleme bâis vücudun olduğu zâhir,

Minel’evvel ilel’âhir sana kevn ü mekân âşık!

 

Eğer mahfî eğer peydâ, eğer âkil eğer şeydâ,

Senin şevkin ile cânâ! nihân âşık, ayân âşık!

 

Usul-ü sofiyan ile budur âyin-i etvârı,

Döner çarh-ı tahayyürde, eder devr-i revan âşık!

 

Gören âşık cemâl-i bâkemâlin, görmiyen âşık,

O gül ruhsâra, billâhi, Hudavend-i cihân âşık!

 

Eyâ sultân-ı mahbûbân! buyur, erbâb-ı aşk içre,

Desinler İbn-i Neccar’a budur ibn-i fülân âşık!

 

Bu bir yazınsal senfonidir, senfoninin çevirisi olmaz; ancak, genel temanın açılımı açısından şöyle bir özet verilebilir! Hitab, Habîbullah Hazretlerinedir! Kısaca şöyle söyleniyor denilebilir; ama aynı tadı, aynı zevki, aynı şevki vermez, veremez!

Eyyyy herrr şeyleri aydınlatan parlak güneşim! Zaman zemin, dil dudak ağız her şey sana âşık!

Evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan her şeyin varlığına sebeb sensin! Evvel âhir kevn ü mekân sana âşık!

Senin şavkın ve tavkınla dönüp ağan, yürüyen devrân hep sana âşık!

Cemâl ve kemâlini gören görmeyen her şey ve herkes sana âşık! O gül yüzüne yemin olsun ki billâhi, cihânın sahibi / Hudâvend sana âşık!

Eyyyy Sevilenlerin Sultânı! Aşk erbâbı içinde bize de buyur ve duyur ki, filân oğlu filân âşık budur desinler Neccaroğluna!

* *  *

Deliye her gün, veliye her an bayramdır derler!

Her anınız bayram olsun erenler!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

28 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

NOKTA VE NÜKTE

Sözün de sazın da ilk muhatabı insanın bizâtihi kendisidir!

Nokta, ünlem veya soru işâreti, insanın kendisellik dâiresinin esinti merkezidir!

İnsan aslında hep kendini söyler, kendine söyler, kendini sever sayar ya da kendine söver sıvar!

Nokta, nükte ve tema, insanın kendiselliğinin bilinç altı ya da bilinç üstü katmanlarında oluşan kendi resmidir!

Seven kendini sever, söven kendine söver! Kime ne bundan? Niye alınır alınan?

Alınmak gizli bir itiraftır! Aynı şeyin kendinde de olduğunu anlamak ya da anlar gibi olmaktır!

Seni öfkelendiren, ten beden kimyanı bozan çözen, gönlünü ve zihnini bulandıran şey sende yoksa, niye allak bullak oluyorsun ki?

Arıza arızayı tetikler! Arızanın çekirdeği etkilenmektir! Arızadan âzâde olmak için,  kaderin yorumsuz kavranmaz akışı içinde olup biten şeylerden olumlu veya olumsuz yan ve yönde etkilenmekten arınmayı kaçınılmaz kılar! Doğanın doğası -tabiatın tabiatı- bu!

“Arınan iflah eder” deniyor âyette: Kad efleha men tezekkâ! Ve zekerasme rabbihi fe sallâ! Arınan ve rabbini “an”layarak O’na uyumlu olabilen iflah eder! (87/14,15)

Al sana A’lâ bir sûre! Bu sûrenin açılım süreci içerisinde, sonlunun içinde sonsuzu riske etme iflâsından arın, her şeyi yerli yerince yapan çatan rabbinle uyumlu yaşa ve iflâh et! Âyetin bana dönük yüzü bu! Sana dönük yüzüne de sen bak!

Senin üstüne vazife olmayan şey sana vâcib değildir! Ve mâ aleyke ellâ yezekkâ! (80/7)

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

24 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

 

SOSYAL MESÂFE VE MASKE BAĞLAMINDA KİTAB VE SÜNNET TAVRI ÜZRE KEKRE ZUHÛRAT

Kālûbelâ’dan beri müslüman olduğunu söyleyen, îmanları ve iz’anları bayatlamış insanlara laf anlatmak söz dinletmek çok zor oluyor. İlimli bilimli, hilimli kilimli herkes, kendi kafasının kirini ilim irfan sanıyor.

Kitab ve Sünnet tavrı, sadece müslümanım elhamdülillah diyenlerin değil, dinli dinsiz, donlu donsuz herkesin ve her kesimin olmazsa olmaz ihtiyacıdır.

Kitab, Kitâbullah, Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Hakîm! Hayatın iki yakası için de insanın yararına ve zararına olan şeyleri açıklayan kitab! Sadece müslümanlığın değil, insanlığın anayasası!

Sünnet, belli bir millete değil, yetmişiki milletin tamamını uyarmak ve uyandırmakla görevli, âhir zaman habercisi, adı güzel kendi güzel Muhammed Aleyhisselâm’ın kavlî, fiilî ve kalbî tavrı! Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş kanlı canlı hâli!

Kitap ve Sünnet tavrı, âlemlerin Rabbinin buyurduğu, âlemlere rahmet Hazreti Ahmed Aleyhisselâmın duyurduğu, sosyal siyâsal ve ekonomik hayat tarzı! Akâid (inanç), ibâdet (tapınma) ve muâmelât (gündelik işler ve işlemler) faslında Allah’ın emir ve murâdına uygun temiz pâk yaşam biçimi!

Allah adâlet ve ihsânı emreder. Allah bütün mahlûkâta şefkat merhamet ve muhabbeti emreder. Allah herkesin birbirini sevmesini saymasını, saygılı davranmasını emreder. Allah kendilerine ihsan ve ikram edilen nimetin meşru çerçevelerde paylaşılmasını emreder. Allah insanların nezâfet nezâhet ve nezâket içre iffetli yaşamalarını emreder.

Kısacası, öz ve özet olarak söylemek gerekirse, Allah, gayretli dirayetli, mert cömert ve dürüst olmaklığı emreder.

Bu iffet ve nezâheti, bu nezâfet ve nezâketi, hamhum şaralob şarlatanlığında şeytanlaşan hiç kimseye özümsetemiyorsunuz, neûzübillah! Sizi bilmem, nâmına ünlem koduğum komadığım dedikodu erbabına, laf ebelerine, en başta, kendiselliğim de dâhil, hiç kimseye anlatamadım, algılatamadım bunu ben! Oysa ki Kitab ve Sünnet tavrının en baş en başat şartı bu! Bu şart, bu ilke çok ihlal ve ihmal edildiği için celâlleniyor ve sövüp sayıyorum, taşıp dökülüyorum yâni zaman zaman! Aman Allahım aman! Bilmezdim kelimelerin bu kadar kifâyetsiz olduğunu diyor ya Orhan Veli. Ona bir redif geliyor yüreğimden: Bilmezdim mahcub olmanın bu kadar zor olduğunu! O nedenle kavramlara hitab ediyorum çâresiz! Kavramlar diri, kavramlar canlı bir ümmet! O nedenle onlara hitab ediyorum!

Nezâfet, nezâhet, iffet, nezâket! Dördünüz birlikte bir şeyler söyleyin insanlara! Duyumsatın, özümsetin kendilerinizi lütfen! Özlerine girin, uyarın, kendilerine uyandırın insanları lutfen! Kalıplarına tapınan bu insanları, kalbleri hareminde îtikafa alın lutfen, lutfen! Sizlere herkesin hepimizin ihtiyacı var!

Az evvel, azıcık deli bozuk kişnemelerle, hiç kimseye anlatamadım ben bunu, dedim ya! Aslı faslı şu bunun:

Hakir fakir bencağaz çocukluğundan beri merâsimi sevmeyen ve kendi doğallığım içerisinde salt selâmla ve selâmlama işlemiyle yetinen bir kimseyim. En azından kırk yıldan beri de kendi yaşadığım, yaşamaya çalıştığım bu sâde ve âsûde tavrı, arkadaşlarıma ve gönüldaşlarıma da yaşatmaya çalışıyorum ama, gel de anlat insanlara bunu! Herkesin hak batıl bir alışkanlığı var, o alışkanlığın esâretini kıramıyor!

Yâhu diyorum, bırakın şu size görgü kuralı diye öğretilen mesâfesizlik özentisini! Bırakın şu yiğir yiğir rüküşlük kokan callamcob cılk merâsimleri! Bize göre şeyler değil bunlar! Gerekli de değil! Hele hele âdâb-ı muâşeret, görgü kuralı yâni, hiç mi hiç değil! Başka yerlerden, başka vâdîlerden sökün edip gelen virüsler bunlar! Rahmânî değil şeytânî şeyler bunlar! Abdest bozan ricsün min amelişşeytan şeyler bunlar! Hem ten beden abdestini, hem de gönül ve zihin abdestini bozan şeyler bunlar! Yapmayın etmeyin; sadece din bağlamında değil tıbsal olarak da sakıncalı şeyler bunlar! İslâmî ve insâni iffete nezâhete, nezâfet ve nezâkete muğâyir şeyler bunlar! Evliyânın enbiyanın, ashâbın ulemânın, âlimlerin âriflerin salihlerin ırağ olduğu şeyler bunlar! Yapmayın etmeyin bu muannit inkârcıl kirli tavırlardan ırağ olun ki, herkesi ve her kesimi ışıtan çerağ olun, lutfen keremen! diye yırtınıp duruyoruz ama, roman çalar ekrât oynar diye bir söz var ya! Aynıyla o sahne yaşandı şimdiye kadar!. Ama şimdilerde, Koroni paniği günlerinde, bilim insanları sosyal mesâfe diye bir ilkeden dem vurdu ya! Herkes kan can derdiyle sus pus oldu, uydu mu uydu ha! Helâl olsun, haram helâl bağlamında bir ders oldu bu! Kitap ve Sünnet yüzyıllardır binyıllardır bangır bangır bunları söylüyordu da kalbleri kulakları ve basiretleri bağlı şaşar beşer buna bir anlam veremiyordu! Ya da ve belki daha doğrusu nefsâniyetin esâretinden kurtulamıyordu! Peki şimdilerde nasıl kurtuldu? Bir musibet bin nasihatten yekrektir, demiş bilgeler! Vay anam vaaay, vay babam vay! Uyanmak ve kendine dönerek doğaya uymak için musîbet mi bekliyorlar insanlar yâhu! Olanda hayır var, her şeyde bir hayır var sözünün tenli bedenli, kanlı canlı kanıtı bu!

Yâ Selâm!.

Mustafa Özdamar

26 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

 

AYRAMLA BAYRAM OLMAZ BAYRAMLAR BAYRAM OLA

Receb Şaban Ramazan ve Bayram! Sübhânallah! Bu dört ismin, bu dört esmânın yanyana bir araya gelmesi, ya da daha doğrusu getirilmesi, tesâdüfî bir takvim cilvesi midir?

Hayır haa-yır! Tesâdüf diye bir şey yok âlemde! Âlemlerde ve alemlerde tesâdüf diye bir şey yok! Her şey bir şey için yanyana, peşpeşe bir arada, ya da tam tersi, biri orada, biri burada, şurada burada her neyse, illâki bir hıkmetle böyle oluyor bu şeyler!

Bayram bir zafer simgesidir bilirsiniz! Bir hedefe kilitlenirsiniz, bu kilitlenme sürecinde sabır ve sebat ederseniz, bir kazanımla ödüllenirsiniz, sevinirsiniz, bayram edersiniz!

Bayram etmek denilince benim aklıma ilk gelen şeylerden biri, Hakka takarrüb ve hukûka uygunluktur! Hacı Veyiszâde Hazretlerinin söylemiyle, hakk hakkdır ve hukuk mukaddestir!

Hakk’a takarrüb, hukûka uygunlukla mümkündür bilirsiniz, biliriz de… Bu bilinen şey bizde doğal fıtrî bir refleks olarak işlerlik kazanmış mı? Buna net ve berrak bir vicdanla evet diyebilmemiz oldukça zordur! Hakk’a takarrübün ilk şartı olan hakûka uygunluk, şeriat tarikat mârifet ve hakikatin bizdeki işlerlik kazanımına bağlıdır! Recep Şaban Ramazan ve Bayram birlikteliği bunu simgeliyor olsa gerektir! Bayram, Recep Şaban ve Ramazan nam-ı diğer üç aylar birlikteliği berekâtının somutlaşmış hâli olsa gerektir! Üçü birrr ve berrr etmenin ödülü olsa gerektir!

İbrâhim Aksarayî Hazretlerinin Hakk hukuk ve halk bağlamında bayram ödülüne geçit veren bir sözü var: Abdin Hakka takarrübi, halk ile sulh olduğu miktardır! Günümüz Türkçesiyle şu demektir bu: Kulun Hakk’a yakınlığı, halk ile barışık olduğu kadardır!

Halkla, yaradılmışla, Yûnusca bir söylemle, cümle yaradılmışa bir göz ile bakmak, bakabilmek bilgeliğine ulaşabilmek ile mümkün olabilen bir şey bu! Hüner, mârifet bu! Bunun için ilk şart insanın kendi kendisiyle barışık olmasıdır! İnsanı kendi kendisiyle barışık olması, Rabbiyle tanışık ve barışık olmasına kapı açan kendiselliğiyle tanışık olmasına bağlıdır!

Hakk’dan halka, halkdan Hakk’a açılıp kapanan daha olumlu bir ifâde ile sırlanan kapılar bunlar! Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerine: N’oldu bu gönlüm, n’oldu bu gönlüm / Derd ü gamınla doldu bu gönlüm / Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm / Yanmada derman buldu bu gönlüm!

Bayram’ım imdi Bayram’ım imdi / Yâr ile bayram ederler şimdi / Hamd ü senâlar, hamd ü senâlar / Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm! dedirten açılası kapılar!.. Bu kapılar hep açıktır! Kapalı sanmak bizim zannımızdır! Bu kirli zandan arınmak gerek! Hüsn-i zan esastır! Hüsn-i zan dahi ibâdetler cümlesindendir buyurur âlemlere rahmet Hazreti Ahmed Aleyhisselâm Efendimiz, sallallahu aleyhi ve sellem!

Yâr ile bayram etme ikliminde ikilemler içinde davranıp zorlandığımız bu günlerde, gelin bu bahsi de, bayram o bayram olur diyen Alvarlı Muhammed Lutfî Efe Hazretlerinden dinleyelim hep birlikte:

Mevlâ bizi afvede / Gör ne güzel ıyd olur / Cürm ü hatalar gide  / Bayram o bayram olur!

Merhamet ede Rahîm / Dermânı vere Hakîm / Lutfede lütf-i kadîm / Bayram o bayram olur!

Feyz-i muhabbet-i Hakk / Nûr-i hidâyet siyâk / Cennet-i a’lâ durak / Bayram o bayram olur!

Hakk’ı seven merd-i şîr / Kalbi olur müstenîr / Allah ola dest-gîr / Bayram o bayram olur!

Merhametin kânıdır / Afv u kerem şânıdır / Hep ânın ihsânıdır / Bayram o bayram olur!

Hakkı seven dil ü cân / Aşkı ede heyecân / Feth ola bâb-ı cinân / Bayram o bayram olur!

Bahr-i keremden Hudâ / Gark ede nûr-i hüdâ / Afv ola bây ü gedâ / Bayram o bayram olur!

Ganîler ede kerem / Ref’ ola derd-i verem / Sahî ola muhterem / Bayram o bayram olur!

Nûr-i hidayet dola / Dilde hidâyet bula / Nâsırın Allah ola / Bayram o bayram olur!

Tevhîd ede zevk ile / Hakk’ı seve şevk ile / Tasdîk inerse dile / Bayram o bayram olur!

El duta kitâbını / Dil duta hitâbını / Cân duta şitâbını / Bayram o bayram olur!

Mevlâ’yı cândan seven / Rızâ-yı Hakk’a iven / Lutf-i Hudâ’ya güven / Bayram o bayram olur!

Dildeki Rahmân olur / Derdlere dermân olur / Âzâde fermân olur / Bayram o bayram olur!

Lutfî’ye lutf u kerem / Dâhil-i bâb-ı harem / Dâima Allah direm / Bayram o bayram olur!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

23 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

HALLÂC-I MANSÛR’A GÖRE TEVEKKÜL SABIR VE MÜRÜVVET

Ahmed Yivlik Baba anlatmıştı, Kasım 1995’lerde Çemberlitaş’da Karababa Dergâhında:  Hallâc-ı Mansûr Hazretleri “Enel Hakk” suçuyla zindana atıldığı zaman, kendisini anlayanlardan birisi, hapishaneye gitmiş ve şunu sormuş, o ziyâret yârenliği içinde:

Efendim, demiş, hakikat-ı tevekkül, hakikat-ı sabır ve hakikat-ı mürüvvet nedir sizce?

Bunun üzerine Hallâc-ı Mansûr Hazretleri:

Şimdi bak, sen uzaktan geldin, yorgunsun, karnın da açtır, önce bir karnını doyuralım senin… dedikten sonra, bir teveccüh ediyor Cenâb-ı Hakka, anında bir sofra iniyor önlerine: Buyur, diyor Mansûr Hazretleri ziyâretçisine, hây de bismillâh!

Ziyâretçi: Aman efendim siz buyurun! deyince,  Hallâc-ı Mansûr Hazretleri: Yoo! diyor, bu sofra bizim için inmedi, sizin için indi! Siz yiyeceksiniz bunları! Bizim lokmamız ayrı! Hây de bakalım bismillâh buyurun! diyerek ziyâretçisini doyurduktan sonra, kapı açılıyor, gardiyan giriyor, tayın atıyor içeriye: Al lokmanı baba! diyor gidiyor.

El kadar bir ekmek gardiyanın getirdiği. Gardiyan, o el kadar ekmeği önüne atıp da gidince, ziyâretçisine: Hah, diyor, bizim nasibimiz bu işte! Bununla kifaf-ı nefs ediyoruz biz.

Kendi teveccühüyle inen zengin sofradan tek lokma yemeden, o gelen tayınla yetinen Hallâc, misafirine: Hakikat-ı tevekkül bu işte! diyor.

Ne demek bu?

Benim anladığım şu: Darda zorda kaldığı halde, gelen nimetleri hep başkalarına ikram ederek, kendi/nefsi için hep azimet yaparak, hapishanenin kuru ekmeğiyle yetinme halini yaşayarak, kerâmetin ve zarâfetin gücünü hep başkaları için kullanıyor. Aynı şeyi kendisi için de yapabileceği halde yapmıyor. Tevekkülün hakkı hakikati bu işte!

Misâfirini mükellef  bir sofra ile doyurarak, kendisi de hapishane tayınıyla kifâf-ı nefs ettikten sonra, adama, ziyâretçiye: Sen sıkılmışsındır bu dar yerde, hay de biraz tenezzüh edelim dışarıda diyerek ve kerâmet elini yine misâfiri için işleterek, bir tayy-ı mekân hali içinde onu en özel, en güzel yerlerde gezdirdikten sonra: İşte hakikat-ı sabır da bu! diyor.

Yani, yine kendi/nefsi için kullanmadığı bir imkânı başkaları için kullanma halini böylece yaşatarak anlattıktan sonra: Gitmeliyim ben artık, vakit geldi, Hakikat-ı mürüvvet-i de daha sonra konuşuruz! diyor ve gidiyor. Hallâc Hazretleri, adamı kendi diyarına uğurladıktan sonra tabi.

Hallâc Hazretleri ertesi günü asılır asılmaz idam edildikten sonra, yâni o gece, adamın rüyasına giriyor: Hay de gel, diyor adama, hakikat-ı mürüvveti sormuştun sen bana bir de… Onun cevabını da birlikte yaşayalım gel! diyor ve onu yine çok özel, çok güzel bir yere götürüyor.

Oraya varıp da içeri girdikleri zaman, Efendimiz Aleyhisselâm: Aaaa! Mansur’um geldin mi? Gel gel gel! Yakın gel şöyle! Sana çok eziyet ettiler, onlara ne ceza verelim söyle! deyince, Hallâc-ı Mansûr: Yâ Resûlallah! Onlar bu işin hakikatini bilselerdi o eziyeti yapmazlardı! onları af buyurun! diye niyazda bulunuyor. Rasûl-i Zîşan Efendimiz, adlin de fadlın da yerini bulması için üç defa sordukları halde, Hallâc hep af niyazında bulununca, Efendimiz de: Peki öyleyse! buyuruyorlar ve mesele o celsede kapanıyor mânâda.

Sonra o meclisten dışarı çıkınca Hallâc-ı Mansûr Hazretleri, adama: İşte diyor, hakikat-i mürüvvet de budur!

Hallâc-ı Mansûr Hazretlerinin, tevekkül sabır ve mürüvvet anlayışı bu işte!

Müslüman böyle olacak! Tasavvuf budur…

Yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

22 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com