NAZ FASLI

Cemîl (güzel) Allah’ın özel ve güzel nazlılarından biri, bi gün bi gece bi an, Arş-ı Rahmân olan gönlünün tenhâlarında: Yâ Rab! Hay âlemlerin Rabb-i Kerîmi! Hay her şeylerden münezzeh ve müstağni olan Hannân! Hay kullarına ihsan ve ikram ettiği nimetlerin haddi hesabı olmayan Mennân! Sen Ğanisin, her şeylerin tek ve mutlak mâlikisin! Evvelde âhirde, zâhirde bâtında her şey, senden sana senindir amma, ben senden daha zenginim yâ Rab! diye naz ve niyaz edince, hıkmetine ön son ve sınır olmayan Hakîm Allah; sevib de yarattığı nazlı kulunu konuşturmak için: Nedir bu sendeki zenginlik sevgili kulum? diye süâl buyurunca, nazı ve niyazı nahifleşen nazlı kul, ânında secdeye kapanarak: Sübhâne rabbiye âlâ, sübhâne rabbiyel âlâ, sübhâne rabbiyel âlâ! Rabbim âlâ, rabbim âlâ, rabbim âlâ! tesbihatı içinde, seni her şeylerden tenzih ederim yâ Rab amma, söylediğimde ısrarlıyım! Dönüşüm yok sözümden! diye aşk u niyâz ederek: Sende olmayan bir şey var bende yâ Rab! Sen varsın yâ Rab, seeeen! Senin Rabbin yok! Senin Hâlık’ın ve Mâlik’in yok! Sen sana seeeen varsın bende yâ Rab! diye ağlayıp çağlamaya başlayınca, Alîm Allah, Halim Allah: Doğru söyledin kulum! buyurarak, onu cemâli ve kemâliyle ödüllendirmiş!

Şeyhülekber “Fütûhât”ının onyedinci sifirinde sözünü ettiği bu zâtla, vaktiyle Şam’da görüşmüş, kendisiyle hoş sohbetler etmiş.

Bu nazlar ve niyazlar bağlarında sohbet ve muhabbetin tadına doyum olmaz! Belki herkese değil ama, bizim meşrebimizdeki insanlara lâzım olan, hatta vâcib olan asıl mahrem muhtevâ bu nazlarda ve niyazlarda mahfî olsa gerektir!

Söz gelimi, bu nazlıların bilinenlerinden biri olan Bayezîd-i Bestâmî’ye, bi gün birileri: Ârif isyan eder mi? diye sormuşlar. Eder dese olmaz, etmez dese olmaz! Ne demiş biliyor musunuz?

Cevab çok hârika! Kendiliğinden ve kendi kelâmı olarak bir şey söylemiyor! Her şeyi içine alan bir âyetle cevab veriyor: Ve kâne emrullahi kaderan makdûra! Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir! (KK 33/38)

Kaderinde varsa eder, demiyor da, aynı anlama gelen âyetle ârif zerâfetiyle cevab veriyor zîra, Allah’ın emriyle murâdı bağlamında tedbir faslında mahrem bir değişme olabilir! Tedbir de Allah’ın takdiri olan şeylerdendir, buyuruyor Efendimiz Aleyhisselâm. Allah’ın hükmü tartışmaya açık değildir, diye meallendiriyor bu âyeti Mustafa Öztürk hoca.

Aynı sûrede, Ahzab 37’de: Ve kâne emrullahi mef’üla! Allah’ın emri gerçekleşti, gerçekleşir!

Allah’ın emriyle murâdı arasında değişme olur mu, olur! Bizim Şevket Baba’nın melâmetiyle Allah dediğini değil, dilediğini yapar! Allah va’dinden caymaz ama vaîdinden cayabilir!

Ârifler ve zarifler tavrına kandil tutan bir âyet daha var: Zâlike takdirül azîzil alîm! İşte bu azîz ve alîm olan Allah’ın takdiridir! (KK 6/96, 36/38, 41/12)

İnsanın bir türlü hazmedemediği ya da en azından hazımda çok zorlandığı, bi türlü olumlayamadığı bir şeyler olduğu zaman, kızıp köpürmeyen, taşıp dökülmeyen ârifler tavrı bu: Zâlike takdirül azîzil alîm! Azîz ve Alîm olanın takdiri bu işte!

Bu sefer de bizzat benim gördüğüm görüştüğüm, yıllarca sohbet ve muhabbetinde beslendiğim bir ârifden söz edeceğim size: Harputlu Kemâl Efendi! Bizim meşhuuuur Kemâl âbimiz!

Bir gün bi sohbette birileri Kemâl âbiye karşı öyle bir terbiyesizlik, öyle bir nâdanlık, öyle bir nobranlık yaptı ki, biz donduk kaldık! Yapabileceğimiz hiçbir şey de yoktu! Biz o donma hâlinde hazımsızlıktan kıvranırken, kemâlât adamı Kemâl âbi, sanki hiç öyle bir şey olmamış gibi, sâkin ve dingin, şunu söyledi: Zorun olmasın; zorlanma darlanma, daralma, darılma; sorun yok! Hazreti Allah’ın hazinesinde bu da varmış; bu gün burada zuhûr etti, açıldı, saçıldı! Hani Yâsin’de bir âyet var ya: Zâlike takdirül azîzil alîm tecellisi bu işte! Azîz ve alîm olan Allah’ın takdiri bu işte! Sabrımızı ve sebâtımızı tartar böyle şeylerle! Test bu test! Ters bir şey yok!

Deli gönül veli gönül, coştu yine taştı yine!

Sohbetin bu kertesinde, az biraz naz niyaz ederek Derviş Ruhullah’ı dinlesek ne dersiniz?

Arş-ı Rahmân olan gönüllerinizden akıp gelen eyvallahınızı duyar gibiyim! Haydin hay den öyleyse!

Naz deminde niyaz, niyaz deminde naz olmaz diyen Osman Bedreddin’in rûhâniyetine selâm ederek, Derviş Ruhullah’ı dinleyelim!

Niyâz ehlindeniz zannetme zâhid,

Meşhûr-u cihândır nazımız bizim!

Sözümüz mutlaka cânâna ait,

Enel Hakk çağırır sazımız bizim!

 

Erenler bezmidir meydân-ı irfân!

Zulmeti nûr eder, inkârı îman!

Sofu ise olur tilkisi arslan,

Kaplandan müthişdir bazımız bizim!

 

Kapıdan girmeden düşün derince,

Pek dardır yolumuz sıratdan ince!

Mânâ ustasından okuduk hece,

Benzer muammaya yazımız bizim!

 

Lâyı unutmuşuz hep deriz illâ,

Bu yolda çekmişiz dehre es salâ!

Kitmândır şâhımız dönmeyiz aslâ!

Açılmaz münkire râzımız bizim!

 

Bulmuşuz Mevlâyı vicdanımızda!

Edeb müncelidir erkânımızda!

Birdir her bir millet meydanımızda!

Türkümüz Kürdümüz Lâzımız bizim!

 

Ruhullah bulmuşum bu demde zâtı!

Bir zâtda seyretdik ismi sıfâtı!

Bir elden içtik ki âb-u hayâtı,

Kalmadı kışımız yazımız bizim!

 

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

19 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

YALNIZLIK SANCISINA ÖZÜM ÇÖZÜM ARAYIŞI

Kendine yetmeyen insan yalnızdır! Kendine yetebilen insan yalnız kalmaz, kalamaz, yalnız olmaz, olamaz!

Ne demek bu? İnsanın kendine yetebilmesi denilen şey de ne? Mümkün mü bu?

İnsan kalıbıyla şurda burda burada, kalbiyle ötelerde, üst katmanlarda gezer tozarsa, yalnızlık duygusu yaşamaz diye düşünüyorum ben şahsen ama, zaman zaman, bu duygu ve düşünceye ters düşerek yapayalnız lâpayalnız hâlinde dolanıp zorlandığım anlar da olmuyor değil hani!

Kendiselliğinde fazla oyalanan insan yaşıyor bu darlanma ve zorlanmayı illâki! Kişinin kendisini hiç önemsememesi kadar, yeterinden fazla önemsemesi de aynı bağlamda darlanma ve zorlanma nedeni olabiliyor mu, oluyor! Şöyle söyler bu bağlamda insanlığın pîri Hazreti Mevlânâ: Kendini gören, kendini beğenen kimse, birilerinde bir yaramazlık görünce içinin içinde cehennemden daha beter bir patlama olur! O bu kibri din gayreti sanır ve kendi kâfir nefsini görmez!

Ne gerek var buna? Hakk Teâlâ seni önemsemiş de yaratmış, yâr etmiş zât-ı pâkine! Seni mükerrem kılmış, seni kendine halîfe edinmiş! Her şeyi senin için, seni kendi zât-ı pâki için varlık meydanına salmış! Neyine yetmiyor bu senin? İnsanın kendine yetmesi denilen muhtevanın özü özeti budur! Neyine yetmiyor bu senin?

Aşkın mı yok, şevkin mi yok, zevk idrâkin ve Muhammedî neş’en mi yok? Potansiyelinde var bu senin! Onu açığa çıkarmak, kendini açığa çıkarmaktır! Ger eger, gerçekten de kendini yerince ve yeterince önemseyebiliyorsan, potansiyelinde var olan bu pahabiçilmez gerçekliği açığa çıkarman için yalnızlık dediğin anları bile büyük fırsat bil! Kendiselliğin hapsinde darlanıp zorlanma yerine, kalıbının ötelerinde, kalbinin tepelerinde seni bekleyen hazîneyi uzmâya ulaşmak için çalış çabala!

Yalnız kaldığını sandığın anlarda, bismillâhi vahdeh de bir fâtiha oku! Bitiminde elhamdülillâhi vahdeh de bir salavat getir! Virdin olsun bu, tekrar et bunu! Bismillâhi vahdeh, fâtiha, elhamdülillâhi vahdeh, salavat! Angoisse çözümlemekle ilgili formüllerden bir formül bu! Formül çok, sana hangisi uyarsa onunla çözümle! “Bismillâhi vahdeh, elhamdülillâhi Rabbil âlemin… Elhamdülillâhi vahdeh, allahümme salli alâ Muhammed” Aleyhisselâm Efendimiz, sıhhat sâfiyet ve saadetle buyuruyor ki:

“Kardeşim Îsâ sizlere dedi ki, insanlara iyilik ediniz, insanlar iyilik edilmeye değer! Ben size diyorum ki, insanlara iyilik ediniz, sizler iyilik etmeye değersiniz!”

Allah’ın ailesi olan cümle yaradılmışa yapılabilecek en büyük iyilik, haklılara haklarını, haksızlara müstehakını vermektir!

Mâdem ki kendini yeterinden fazla önemsiyorsun, öyleyse her şeyden ve herkesten önce kendine bir iyilik yap da, her an ve her hâlükârda sürekli Allah ve Habîbullah sofrasında olduğunu unutma ki, kendini yalnız hissetmeyesin!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

17 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

ZÎRA ZİRVELERİNDE BAŞI DÖNER ZALÛM VE CEHÛL HALÎFE İNSAN

Kaderin yorumsuz kavranmaz akışı içinde zuhûr eden, ortaya çıkan hâdisâtın tazyikâtı olayların baskısı altında ezilip büzülüp üzülmemek için, her hâlükârda, her durumda, elhamdülillâhi vahdeh vekârı içinde sabır şükür ve tahammül edebilmek çok kolay değildir, zîra… Nasıl ki her tohumda bir orman ve her ormanda binlerce, milyonlarca, milyarlarca hatta daha da fazla sayısız tohum gizliyse; her insanda bir kâinat ve her kâinatta sayısını bilemeyeceğimiz kadar insan gizli âdetâ!.. Allah’ın halîfesi olan insanın böyle çözümsüz bir gizemi var! Bu nedenle çooook zorlanır insan zaman zaman! Aman Allah’ım aman, aman Allah’ım aman yırtınışı içerisinde perişan olan insanı anlamak değil, anlar gibi olmak bile kolay değildir zîra… Allah’ın halîfesi olan insan, üzerinde yaşadığı bu sınırlı sorumlu dünya kooperatifinin kapsamına sığmıyor!

İki cihan bende sığar / Ben bu cihana sığmazam! diyen Nesîmî’nin yırtınması sıradan bir yırtınma değildir! Allah’ın halîfesi olan herkesin böyle veya buna benzer bir yırtınması vardır kendince!

Her şeyleri yerli yerince yapan çatan Zâtıbârî güzel Allah, kendine halîfe edindiği insana, akıl vermiş, fikir vermiş; duygu düşünce, îman imkân iz’an vermiş. Her türlü nimet, zaten ganimet ama, yine de doymuyor insan! Aç değil ama tok da değil, tatminsiz, doyumsuz, uyumsuz bir oburluğu var! Allahlığı hariç her şeyini veren, her şeyini emrine âmâde eden güzel Allah’dan daha ne istiyor bu insan? Onu da verse, onu da yer yutar bu “zalûm ve cehûl” insan!

Hem Allah’ın halîfesi diyorsun hem de zalûm ve cehûl diyorsun insan hakkında! Nasıl söyleyebiliyorsun bunu? diye sormayın bana! Bunu ben söylemiyorum, Allah söylüyor Ahzâb’da: Biz emâneti göklere yere ve dağlara teklif ettik, onlar bunu üstlenmekten çekindiler, onu insan yüklendi zîrâ, o zalûm ve cehûldür! (33/72)

Çok mahrem bir muhtevâ bu!.. Kendine kıyan, kendini tanımayan ya da kendini kurban eden cüretkâr anlamlarını içeriyor olsa gerek bu âyet zîrâ… İnsan kadar çözümsüz bir yaratık yok! Herkes bir âlem! Kebedde yüzyüze geleceği zorluklar içinde (Beled 4) yaratılan insanın serüveni âlem! Çooook karanlık, aydınlığın şiddetinde karanlık ve karmaşık bir yaratık insan! Bu nedenle çözümsüz olsa gerek!

Yâ Selâm!

23 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

KIVAM VE KIYAM İÇİN ESNEKLİK ŞART

Şunu söyler bizim Melek Hoca dâima: Din îman ve îkan, akıl ve mantık sınırlarını aşan üst katmanlarda yurt tutan kavramlardır! Sen bütün içtenliğinle bildiğin ve bellediğin kadarını doğru dürüst yaşa! Hiç kimseye sataşmadan öyle berrak yaşa ki, imrendir! Sen de arada sırada hâline uygun bir şeyler söylersin elbet ama, öncelik imrendirebilmektir! Bunu unutma: İmrendirmek için imrendirme havasına girersen olmaz! Çok hâlis bir hâl lâzım bunun için.

Dinli dinsiz, donlu donsuz hiç kimseye sataşma! Hiç kimsenin iç dünyasına karışma! Karışmaya kalkarsan zanna düşersin! Zan zindandır! Zindan dipsiz bir kuyudur! Kimde ne var bilemezsin! Ne olacağını da bilemezsin! Bilmediğin bir alanda bilgenlik taslama! Yûnus’umuzun bir sözü var ya hani! Halka sâlusluk satan, ona buna hava atan…

Uslu değil delidir, halka sâlusluk satan / Nefsin müslüman etsin, var ise kerameti!

Sâlus, gösteriş düşkünü, doğruluk taslayan…

Ger eger kerâmeti varsa, hüneri varsa, önce kendini müslim etsin, mü’min etsin, muvahhid etsin, diyor Yûnusumuz. İmrendirmek böyle olur!

Söz de bu, öz de bu işte!

Teninle bedeninle burada, gönlünle zihninle hep ötelerde, her hâlükârda Habîbullah’ın izinde olabilirsen, hâlinin mîracını yaşar ve yaşatırsın!

Kolay değil bu, zor bir eylem ama, imkansız da değil! İmkansız değil! Vallahi değil, billâhi değil! Yeter ki sen eğil! Eğrilme, eğil! Rükû ve sücûd eğrilmek ve devrilmek değildir! Kıyam için kıvam yoğurmaktır! Kasılmaktan ve katılıktan arınma çabasıdır!

İyiye güzele ve doğruya eğilmek esnekliktir! Mü’min esnek olur buyurur Habîbullah Efendimiz Aleyhisselâm! Allahümme salli alâ Muhammed tavrı içinde olmaklığın kadrini kıymetini bilebilse beşer, potansiyel olarak / bil kuvve ânında mîrac eder! Ânında ânında! Hiç şüphen olmasın bunda!

Hazreti Peygamberin sünnetidir esneklik, yâni müdârâ! Kitab ve Sünnet ikliminde boy veren sâfîler sofrasında şöyle bir söz döner:

Allah’ın farzı idâre; Peygamberin sünneti müdârâ; Evliyânın himmeti dübârâ!..

Bu üçü de esnekliği ifâde eder!

Yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

16 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

HOŞ KELÂMDA SELÂMET

Gecenin geç saatlerinde tekkeden mekkeden, zikirden fikirden, sohbetten muhabbetten evine dönen bir halli ermiş veya derviş, yol boyunda yan yatmış çamura batmış salkım sümük bir sarhoşa rastlamış! Yüzünü ekşiterek:

– Tüh sana len, mendebur mazhar! Sen ki çok soylu bir ailedensin. İnsan Allah’ı böyle mi arar lan?  Tüh sana, yazık sana! filân diye esip savurunca, o sarhoş marhoş mayhoş adam, şöyle bir kaykılarak:

– Sana da efendi, sana da! Sana da Allah, bana da Allah! Sen kendi hâline bak, yallah! diye sayıklayınca:

– Ne varmış hâlimde?

– Ne olsun, daha ne olsun efendi! Tekkeye mekkeye gider zikir fikir edersin, tekkeden mekkeden gelirsin, mazhar ezer mazhar üzersin! Daha ne olsun ki! Cümle yaradılmışa bir göz ile bakmayan / Şer’in evliyâsı ise hakikate âsidir! diyen Yûnus’u bile anlamamışsın sen! Hay de yallah evine! Benden sana ne! Benim hamurundan çamurumdan sana ne?Evine evine yallah evine! Yâ Allah! diye ağzını sıvayınca, nutku tutulmuş o celâlli derviş veya ermişin! Eteğini toplamış evine gitmiş.

O gece mânâsında Habîb-i Hüdâ şunu söylemiş o celâlli ermiş veya dervişe:

A benim zaif ümmetim! A benim kendiselliğine mağlub ümmetim!. O harâbat mazharına hor hakir bakmak yerine, ona şefkatle hitâb ederek, ona hoş kelâm etseydin! Onu kendine, özüne uyandırma gayretine girseydin, daha iyi olmaz mıydı?Ona vahşi değil yahşi davransaydın zarar mı ederdin? Kâr ederdin, kâr ederdin ümmetim!

Boş kelâm etme, hoş kelâm et! Boş kelâmda değil, hoş kelâmda selâmet!..

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

3 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

GAYRET VE İNÂYET

Sanal âlemde banal banal dolaşırsan, dolaşırsın gurban!

Kaderin yorumsuz kavranmaz akışı içerisinde birileriyle ya da bir şeylerle dalaşırsan, dalaşırsın gurban!

Sen sana yetersin ammaaaa, sen sana yetmiyorsan, bu bir özge muamma!

Sen sana yetince, sen olmayan sen olan güzel Allahla kucaklaşırsın!

Senlikten benlikten geç, birrrrliğe berrrrliğe yönel!

Çooook özge bir yoldur, bu özge yola yönel!

Genelin akış ve bakışı şaşırtmasın seni aman haaaa!

Sen sana yüklenen özel kanalda seni gözleyen özele yönel!

Budur sırât-ı müstakim, budur dosdoğru yol!

Her yerden her şeyden sana uzanan kol!

Bilesin ki Allah’ın kolu, Allah’ın kulu bu!

Bir değil bin de değil, Allah’ın yolları sonsuz, Allah’ın yolları bol!

Budur sırât-ı müstakim, budur dosdoğru yol!

Bizim benliğimizdir bize dar gelen zor gelen!

Âaaah bir soyunabilsek bu berbat benliğimizden!

Her şey çok başka olur o zaman ammaaaa!

Bu da özge bir muamma, bizden bize kendiselliğimizden!

Allah’ın inâyetine sınır çizilmez, fakat, kulun hayret ve gayretinin Allah’ın inâyetini tetiklediğini de unutmamak lâzım!

İrfan güneşi Hazreti Şems’e göre: Susmak cümlenin istirahat hâlidir! İstirahat bitince çıkan cümle dingin ve dinç olur! Çok konuşarak cümleyi yorma; yoksa cümle âlem yorulur!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

2 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

HOŞ GELDİN ALLAHIM HOŞ GELDİN

Bizim Ali Tahir bir sabah, kuşluk vakti, kahvaltısı biraz gecikince salondaki kanepelerden birinin üstüne çıkarak:

– Anneeee anne, can anne! 155 acıktım be yavvv valla! diye bir bağlık -çocuksu tatlı çığlık- attıktan sonra, ellerini kollarını âmin vaziyetinde açarak, Kâbe imamları tavrında ihlas sûresini okumaya başlamış!

Öyle bir edâ, öyle bir sedâ, öyle bir tavır ki, çocuksu sâdeliğin ihtişamı içinde sabîlik sâfiyetinde, Kâbe’de imam sanki! Vurgular tane tane!

Bismillâhi’r Rahmâni’r Rahîm

Kul hu vallahu ehad!

Allahu’s samed!.

Lem yelid ve lem yûled! derken; ve lem yekün lehü küfüven ehad! faslında hafif bir hafıza ve hatırlama karmaşası yaşadıktan ve sûreyi aynı ihlâs, aynı içtenlikle, aynı sadelik ve vekar içinde:

Ve lem yekün lehü küfüven ehad! âyetiyle tamamladıktan sonra, her türlü bulanıklıktan uzak, adı gibi kendi gibi tâhir / temiz berrak bir zevk ve şevk içinde:

Hoş geldin Allahım, hoş geldin! diyerek kanepeden indiği an sofra geliyor!

155 acıkan Ali Tahir sofrası bu!

Anneanne Anabacı, astronom anne Can Kız ve iyilik hikâyeleri yolcusu Ersin Âmin, mutlu ve umutlu, üç ihlâs bir fâtiha okuyorlar ervâh-ı tayyibeye, elhamdülillâhi vahdeh hamd ve şükrü içinde.

Güzel Allahla güzel kul arasındaki bulantısız temiz berraklık bu işte!

Yâ Selâm!

Derkenar:

155 acıkmak, 155’e telefon edercesine acıkmak olsa gerektir! Çocuksu sâfiyetin âfiyet çağrı ve çağrışımı olsa gerek bu!

 

Mustafa Özdamar

1 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

EĞİTİM ÖĞRETİM VE EĞİLİM TESTİ

Bizim Melek Hoca’ya göre, eğitim ve öğretim, insan toprağında gömülü olan gizli hazineyi defineyi açığa çıkarma sanatıdır! Yetenek istidat ve kabiliyet de denilen yaratılıştan gelen fıtrî eğilimi ortaya çıkarmak ve ona göre imkân ve mekân alanı açmak hüneridir eğitim!. Kişiyi ya da öğrenciyi kendisinde olmayan, fıtratında bulunmayan bir alana zorlama zorbalığı, eğitim ve öğretim estetiğinden kopuk bir istidat ısrafı olsa gerektir!

Kim ve ne, ne için yaratılmışsa o, ona kolaylaştırılır!” diye bir söz var!

Bu kolaylaştırma gizeminin tesbiti de kısmen de olsa eğilim testiyle ortaya çıkar!

Sıradan ve rastgele söylenmiş bir söz değil bu. Kelâm-ı Habîb-i Hüdâ olarak hatırlıyorum ben bunu.

Eğitim ve öğretimde eğilimi ortaya çıkarma işlemi her şeyden önce gelir! Eğitim ve öğretimde eğilim doğrultusunda şefkat ve muhabbet ödülü ön planda yer alır! Kolaylaştırmak zorlaştırmamak, sevdirmek ve nefret ettirmemek esastır!

Uygar ya da barbar bütün yaratıkları, özellikle de insanları, doğuştan getirdikleri eğilimleri doğrultusunda yararlı alanlarda kararlı kılma eğilimi kutsal bir ödevdir! İnsanı uyarmak ve özüne uyandırmak bağlamlarında, onu kendinde olamayana zorlama istidadın ısrafıdır! Israf haramdır ve haram tavırlarla helâl sonuç almak oldukça zor ve belki de imkânsızdır!

Haram tavırlarla helâl iş yapılamaz; yapılsa bile sağlam ve sağlıklı bir sonuç alınamaz! İstidadında olmayan şeylere zorlanan ve başarısızlıkla sonuçlanan durumlarda, hem kendine hem de etrafına problem olan kimselerin telef olmalarına göz ve gönül yummak da insaflı bir işlem olmasa gerektir!

Buna bir çözüm gerek, buna bir çözüm gerek illâ ki agam!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

26 Haziran 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

TÜH BANA TÜH

Bir gün diyor bizim Dîvâne, Kul Dîvâne, bir gün bir cuma günü, cumadan sonra, sokak isimleri hep gülle başlayan bir mahallede gezinirken Arabgülü sokağına girince:

– Kimi arıyorsun evladım? diye nahif nahif bir anne sesi duydum. Başımı kaldırdım baktım, yaşlıca bir anneanne! Çok saygıdeğer bir büyük anne!

– Yürüyüş yapıyorum anne, kimseyi aramıyorum! dedim.

– Ara ara, kendini ara! Boşu boşuna yürüme! diyebilirdi ama, çok nahifti, öyle demedi de hâliyle ona benzer bir şeyler söyledi sanki!

Sonra baktım gördüm ki o sokak çıkmaz sokak!

– Bu sokak çıkmaz sokak! demedi de, hafızası epey yorgun ve bulanık olacak ki, şöyle bir şey söyledi: Bana bir beş milyon verebilir misin evlâdım?

Önce bir şaşırdım, sonra anladım! Beş milyon dediği miktar beş liraydı! Herkesleri milyarder eden bol sıfırlı paranın sıfırlarının atılışından sonra yerleşen bir miktar karmaşası bu.

– Tabii anne dedim, ne demek! Lâfı mı olur, derhal elbet! Nereye bırakayım?

– Kapının yanındaki torbaya bırak evlâdım! dedi. Kapının yanındaki torbaya baktım, abur cubur bir çöp torbası! Ona bırakamadım! Elimde beş lira, aranıp duruyorum, öyle temiz bir torba yok!

– Yok anne yok, temiz bir torba yok!

– Elindeki poşete bırak evlâdım, dedi!

Elimde bir poşet var ve kendimce o poşet bana lâzımdı, bırakamadım! Sepet sarkıtma diye bir şey ne benim aklıma geldi, ne annenin! Demek ki o anda, o zihin yorgunluğu ânında öylesine söylenmiş bulundu ama, benim o beş lirayı ona ulaştıramamam, hiç de hoş bir davranış olmadı! Bir tür gizli bir cimrilik gibi geldi bana bu! Sonradan silkeledi bu duygu beni! O anda hiç böyle düşünmemiştim! Zihni bulanmış bu anneannenin! Yoksa bu beş liraya ihtiyacı filân yok! diye düşünerek oradan eyvallah ettim ayrıldım ama… O akşam ve yarıntası günü sabahleyin içim öyle yandı savruldu ki, içimin içinde bir cümle: Kendimi arıyorum anne, kendimi! Kendimi arıyorum güyâ bu hâl çıkmazında!

Çözümsüz bir şey değildi bu! Çözümü çözümsüz hâle getiren ben kendimdim, tüh bana! diye bitirdi yaşadığı burukluğu bizim Dîvâne… Beş liralık sadaka, beş trilyonluk hasenâta, trilyon da ne len dîvâne; sonsuzuna sonsuzuna bedeldi! Kaçtı fırsat, tüh bana! Ben şimdi kendimi hep borçlu hissediyorum o anneye!

Bu saygıdeğer nahif anneye kendimi borçlu hissediyorum ya! Ertesi gün, aynı saatlerde yine gittim aynı sokağa! Anneye borcumu ödeme gayretiyle çırpınıyorum ama, nâfile!

Anne yine penceresindeydi, sepetini sarkıtmış alt komşudan bir şeyler alıyordu. Alt komşuya:

– Allah razı olsun evladım! derken:

– Nasılsın anne? diye seslendim!

– İyiyim hamdolsun! dedi o kadar! Başka bir şey söylemedi. Hayırdır ne arıyorsun, kimi arıyorsun? filân da demedi. Ben de çaresiz:

– İyilikler artsın eksilmesin anne! dedim geri döndüm. Ben size kendimi borçlu hissediyorum filân gibilerden bir şey de söyleyemedim!

Hızır da kaçmış, huzur da kaçmıştı! Tüh bana tüh! dedim, eve döndüm.

Fırsat ganimettir, ganimeti hebâ etme derler büyükler!

İnsan bu beşer! Hayır ve şer ne var ise kaderde, kendi yazaaaar kendi bozar!

İnsanın elinde hiç bir şey yok sanılır ve her şey güzel Allah’a bağlanır! Doğru, yanlış değil bu, her şey Allah’a bağlı fakat, Allah da koluna kuluna bir fırsat verir mi verir!

Kolun ve kulun üstüne vazife olan şey, verilen fırsatı değerlendirmek olsa gerektir!

Söz de öz de çooook çatallanır bu bağlarda! Çok dal budak salar mahrem muhtevâ bu bağlarda! Bu bağlaaaar bu bağlar, âh ki ah, vah ki vah bu bağlar! Bizi kırk dereden, kırk tepeden bahânelere bağlar!

“İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar!” hadîs-i şerîfi doğrultusunda düşünürsek şöyle bir tablo çıkar karşımıza! Biz bu bahânelere yaslanarak, uyku içinde daha derin bir uykuya dalarak, insanın elinde hiçbir şey yok sanırsak; îmanın altı şartından üçüncü ve dördüncü maddeleri “… ve kütübihi ve rusulihi” şartlarını potansiyel olarak inkar eder gibi olmaz mıyız?

Kitablar neye indi? Peygamberler neye görevlendirildi? Demek ki elimizde bir şey var! Münkir mantığıyla elimizde bir şey yok sanmamız sağlıklı bir sanı değil!

Kendisine çok şey borçlu olduğum Hızır annenin Arabgülü sokağında kendimi aramaya devam etmek niyetindeyim!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

24 Haziran 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

EYVALLAH ŞEHRİ

Halk Arabcasında ivallah diye telaffuz edilen, tasavvuf argosunda eyvallaha dönüşen bu kelime, men âmene bi’l kader, emine minel keder! Kadere îman eden; îmânın altıncı şartı olan hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ maddesinin mânâsını hazm etmeyi ifâde eder!

Kadere îman eden, ezilebilir, üzülebilir ama kederlenmez! Ezilmek üzülmek ve kederlenmek ikiz kavramlar fakat, farklı anlamlar yüklüdür! Tıpkı ikiz çocukların birbirlerinden çoook farklı olabildikleri gibi…

Üzüntü ve hüzün duygusallığın ürünüdür, kedere nisbetle temizdir; fakat keder, kadere, Allah’ın takdirine karşı itiraz ve isyan niteliği taşıyan içsel ve dışsal bir kirliliktir! Îmanın,  îtikadın ve ikrarın sağlıksızlığıdır. Eyvallahın tükenmesi bu olsa gerekdir. Mümkünüm tükendi derler Anadolu’da buna!

Kederde ümitsizlik kokuşması vardır! Ümitsizlik haram bir hâldir. Her şey Allah’dandır! Allah’dan gelene eyvallah elhamdülillah denilir! Peki bu durumda, kaderin kavranmaz akışı içinde yan gelip yatılır mı? Haaaayır, hayır! Üstüne vazife olan neyse o yapılır! Keder çöplüğünde uğunmanın ve boğunmanın hiç bir kıymeti yoktur! Bize düşen her halükârda üstümüze vazife olanı yapmaktır! Allah’ın takdirini tartmak, akıl ve mantık terâzisinin işi değildir. Akıl işi hiç değildir!

Ekinciler ekinlerini ekerler, neticeyi beklerler! Netice Allah’da Allah’dan beklenir!

Her şey Allah’da, her şey Allah’dan!

Her şeyleri yerli yerince yapan çatan Zâtıbârî güzel Allah, diler öyle verir, diler böyle verir! Her halükârda hep verir verir verir! O’nun vergisinden memnuniyetsizlik, insanı hasta eden çok kirli bir duygu ve davranış biçimidir! Herkeste hepimizde var bu kirlilik!

Bu mahrem bahis, sereserpe bir sohbet ve muhabbet konusudur! Nasîbde varsa, kısmet olursa, bi gün bi yerlerde sohbet ve muhabbet içre birlikte irdeleriz bunu dilerim.

Şimdi, bugün şu an çok azîz bir dostun, Abdülaziz Biçkioğlu’nun gönderdiği “Eyvallah Şehri” hikâyesinde payımıza düşeni arayalım diye düşünüyorum. Muhabbetle yâ Selâm!

 

Abdest için şeyhinin eline su döken derviş, bir toplu iğne başı kadar yerin kuru kaldığını hatırlatınca, dergâhtan kovulur.
Kendini dağlara vurur. Avare dolaşırken bir çobana rastlar. Ona içini döker.
Çoban olan bitene üzülür.
Ona yol gösterir.
“Bak” der, “şu dağı aşarsan ardında “eyvallah” şehri var. Her şey bedava orada… Ye, iç, gez, eğlen, istediğin gibi. Tek şartla; üç şeyden uzak duracaksın…
“Yalan söylemeyecek…”
“Kulun işine karışmayacak…”
“Allah’ın işine karışmayacaksın …” .
Derviş, yönelir o istikamete.
Dağı aşar, şehre ulaşır.
Lokantaya gider karnını doyurur, para almazlar, “Elhamdülillah” der ağzını siler.
“Eyvallah…” der ayrılır.
Berbere gider tıraşını olur, kalkar para alınmaz el sıkışır,
“Eyvallah” der ayrılır…
Hamama gider aynı, fırına gider aynı, kasaba, manava her nereye gitse ihtiyacını görür hep bedava…
”Eyvallah…”
“Eyvallah…”
Hiçbir esnafa borcu yok.
Kervanlardan cariye dökülür.
Birini beğenir alır. Yurt yuva edinir.
Yaşadıklarına inanamaz.
Gerçekten de tam bir “eyvallah şehri…”
Çobana minnettar kalır.
Derken bir gün yolda bir nine ve yanında bir de kıza rastlar.
Nine peçeli çarşaflı, kız ise tam tersine açık mı açık… Kendi kendine mırıldanır;
“Olacak şey mi? Kapanması gereken açık, açılması gereken kapalı…”
Anında şehir zabıtası enseler.
“Gel bakalım. Kulun işine karıştın…”
Kırk değnek vurulur…
“Nedir bu başıma gelen” diye Allah’a yakınmaya yeltenir ki;
“Gel bakalım Allah’ın işine karıştın”…
Kırk kırbaç daha…
Keyfi iyice kaçar, eve kapanır.
Hanımı tembihler;
“Sorana evde yok deyiver” Bu kez de;
“Gel bakalım yalan söyledin…”
Sonuçta “Eyvallah şehrinden” kovulur.
Bu rüya da, böylece son bulur.
Kendine geldiğinde maşrapa elinde dervişin, abdest suyunu dökmektedir. Yaptığı hatayı anlar. Daha da şeyhinin işine karışmaz.

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com