Türkiye’de ve dünyada etken olmak istiyorsak, her alanda yetkin olmalıyız. Gerek kişisel bazda ve gerekse kitlesel ve küresel bazda etken ve yetkin olabilmek öyle pat diye olabilecek bir şey değildir.
Helâl ve temiz yol ve yöntemlerle kafalarını ve kalplerini, karınlarını ve kasıklarını doyuramadığımız varlıklara lâf anlatmak ve söz dinletmek çooook zordur. Bu insanlara kafaları ve kalbleri kanalıyla göz ve gönül tokluğunu edindirmek şarttır. Edinmek ve edindirmek çooook önemli ve öncelikli birincil bir işlem gözüküyor bana. Tekrarı olmayan tecelliler harmanında savrulan açık çıplak mahrem muhteva düşündürüyor bunu. Marketler vıngıl vıngıl, çarşılar pazarlar cangul cungul göz ve gönül açlığı kaynıyor.
Eriller dişillere müştâk, dişiller de erillere! Eriller dişillere mühtaç, dişiller de erillere! Bu hususun çok yanlı ve çok yönlü olarak dikkate alınması lazım. Ayrıca her şeyin ve herkesin doğasında birbirlerine ters düşen yanları ve yönleri var. Bunun da dikkate alınması gerekir. Zorla güzellik olmaz, dayatmayla bir yere varılmaz! Urfalı Ömer Nüshet Efendi’nin “Menâkıb-ı Evliyâîyye Fî Ahvâli Rızâîyye”sinde yer alan özgün ifadeyle “İnsanın ve her bir eşyanın/varlıkların bir cihetle birbirlerine muhâlif bir halleri vardır ki birbirlerinden ol hâl ile mümtâz/seçkin olurlar.” Meşreb farkı denilen şey budur. Bu farka bu seçkinliğe saygılı olmak illâki şart mı şart! Kitlesel ve küresel yetkinlik bunu zorunlu kılar. Zîrâ, yine Ömer Nüshet Efendi’ye göre:
“Eşyâda/varlıklarda noksan müşahede eylemek sun’ı Hakk’da/Hakk’ın san’atında hurdagirlik/ayıp ve noksan aramaklık Hakk’ı inkâr eylemekdir!
Ki, nakıştan kile nakkâşdan şikayettir / Bilmezler ki Sanî’-ı ezel ve Hakîm-ı lemyezel!
Her âdemde/eril ve dişil herkesde bir çâşnî-i âhir/farklı bir çeşni halk edip/ yaratıp, ol kimesneyi onunla şâyeste-i nazar/dikkate değer ve nazra-i ehlüllaha/Allah dostlarının bakışına mazhar buyurmuştur.”
Bu bağlamda Emine Aydın’ın güzel bir yüksek lisans tezi var: 18. yy’da bir sûfi biyografisi. Neccarzâde Mustafa Rızaeddin Efendi anlatılıyor bu biyografide.
BES GAYRİ BES
Neccarzâde Hazretleri bir gün, nazını niyazını gazını bazını/göze girme ve gönüle yerleşme arzularını az biraz taşıran bıçkın bir dervişine, şefkat ve muhabbet ederek:
-Bes gayri bes/pes oğlum pes! Bu kadar kāl/lâf söz yeter! Kālimizi hâl edelim artık oğul! dediği rivayet edilir.
Uyarmanın ve uyandırmanın bir yan ve yönü bu. Seni sende ya da sende seni uyaran ve yine seni sende ya da sende seni uyandıran olgun ve dolgun kişidir mürşid! Neccârzade böyle bir mürşid.
SENİN TAPUN SEZÂYÎ’DE
Günlerden birgün kendi gülşeninden ırâğ kalmış kaçak köçek bir devriş, külahını devirmiş, Neccârzade Hazretlerine gelerek:
-Hazretim efendim, bendeniz âvâre dâvâre bir köçeğim! Size bağlanmak ve kervanınıza katılmak istiyorum! Destûr ve düstûr dilerim, tarzında aşk u niyaz edince, Neccarzâde Hazretleri, önce istehâre vâdîlerinde seyran ederek, kalb gözü ile ruh ekranında köçeğin sır siciline şöyle bir nazar etmiş… Azıcık mürâkabe ettikden sonra:
-Senin tapun Edirneli Sezâyî Efendi’de, senin kısmetin orada kuzum! Senin muktedân/imâmın önderin rehberin şeyhin mürşidin Edirneli Sezâyî Efendi’dir. Onlara iktidâ eyle!/Onlara tabii ol, onlara uy! Kendi meydanına dön sen! diyerek onu kendi kervanına iade etmiş.
Hasan Sezâyî Hazretleri kervanının köçeklerindenmiş meğer o gariban! Subhanallah! Subhanallahi adede halkıhi!
Buluntuya ve emânete riâyetin çok gizemli hârika bir yanı ve yönü bu!
Yâ Selâm!
Mustafa Özdamar
14 Temmuz 2022