SELÎMNÂME VEYA TABAK EFENDİ VASIYYETİ

Melâmî Selim Atılgan (15 Ocak 1946 – 15 Ocak 2018) Efendi’nin “arkadaşlara” başlığı altında kaleme aldığı söylenen muhtasar ve mûfîd, kısa ve öz, faydalı bir risâle Selîmnâme! Atılgan Efendi’nin son demlerindeki vasıyyeti olduğu söylenen bu metin, şöyle başlıyor:

Bu yazdığımı çok iyi okuyun! Hattâ birertâne / kopye cebinize koyup da, müsâit zaman buldukca okuyun ki, (kâl) hâl ola! Şimdi hiç tatbik etmeyip, Kutbulârifin gibi konuşup, yapamayıb, (boş lâf ve kuru yulaf sekrinde sayıklayarak) kûtbul câhilin bezirgânı olma(k)dan ferâgat edersiniz (vazgeçersiniz)! (Melâmiliği, manâsız muhtevâsız ve amel-i sâlihâtsız, içi boş kuru laf kelâmîliği hâline getirmekten kurtulursunuz, demektir bu!)

İkinci paragrafta şunlar söyleniyor:

Yalan, kibir, gadab, riyâ, şehvet, kin, haset, gıybet!.. (aman hâ, aman, neûzü billâh!..) Yazdığım (bu) sıfat(lar), cehâlet sıfat(lar)ı!.. Yedi /sekiz cehim (cahim, cehennem) adı ve kapısıdır! Şeytan sıfatıdır! Aynı hâlde kalanın her sözü zâhirî olup, aynı hâli devam ettikçe melekıyyete geçmesini hiçbir kuvvet temin edemeyeceği gibi, zâhirî ibadetler dahi kendine yük olacağı âyetler ve hadislerle mecbuttur (mazbuttur, sâbittir)! Kibâr-ı evliyânın ittıfâkı beynindedir (arasındadır)!

Bu paragrafın devamında kendi ilkelerini şöyle sıralıyor Hazret, mûridan ve muhibbânına:

Küfür hiç olmayacak! Şöyle ki, pezevenk teres gibilerden (yâve) yemin olmayacak! Hiçbir arkadaş diğerine ödünç para vermeyecek ve istemeyecek! Hiç biri, nefsime çay kahve yemek gibi ikrâmı ricâ ederim teklif etmeyecek! Hiç biri diğer arkadaş evine haberim olmadan gitmeyecek! Hiçbir arkadaş diğerini bana şikâyet etmeyecek! Hepsi benim için kıymetlidir. Kendi kusurunu görmeye çalışacak! Kimse kendi anlamına diğerlerinin uymasını (beklemek) değil de, anlayış gösterecek! Biliyormuş gibi değil (hiç bilmiyormuş gibi) öğrenmeye yönelecek!

Bu ilkelerden sonra devam eden derkenarda şöyle bir özsöz var:

İbâdetler gâye değil, vâsıtadır!

Müessiri eserinden ayrı, çok uzakta(lık vehmi içinde) tefekkür etmek, cehâlet olur!

Bu derkenardan sonra devam eden sayfada şöyle bir pırlanta daha var! Parıl parıl parlayan o pırlanta cümle şöyle:

Âyetlerle beyân buyurulan âlemler, hududlu gösterilir ve öyle bilinirse, birçok perdeler çevremizi sarıp tevhîd iddiamız, lâfzını bir santim genişletemez! (Her şey lâfda ve lâfızda kalır, kurur!) Bu arada (biz) kuru bir dâva peşinde olur(uz)! (Bu kuru) dâvada ise kul ilâh karşı karşıya gelir! Bizim Allah’ı sevdiğimiz (ve her şeyi) hepsini O’nun için yaptığımız yalan (dolan) olur! (Ve biz) ancak kendini aldatanlar oluruz! Peygamber Efendimiz, bize bizi anlatmak için geldi. Biz bizimle olunca açılır, her taraf (her madde, her mâna) bize!..

 

DERDERUN

“Selîmnâme” başlığı ile sunduğumuz bu metin, Hüseyin Câhit Lü kanalıyla bize ulaştığı günlerde, son sayfanın arka yüzüne şöyle bir yorum yapmış ve yazmışım kendimce:

Âlemde âtıl batıl bir şey yoktur! Abes yoktur! Her şey hareket ve bereket hâlinde doludur! Hoşgörü, Allah’ın sıfatı olan hayatın doğasındaki bu doluluğun farkına vararak, ona boş değil hoş bakmaktır, bakabilmektir! Ve o hoşluğu görmektir, görebilmektir! Şeriat tarîkat, hakîkat mârifet budur!..

*****

“Selîmnâme” başlığı ile sunduğum metin, 2018’lerde gelmişti bana. Selim Atılgan Efendi’nin vasıyyeti gibi lanse edilmişti. İki sene sonra, 2021 eyyâmında, bu günlerde, yeni bir bilgi geldi. Bu yeni ve tâze bilgiye göre, söz konusu metin, Selim Efendi’ye değil, Selim Efendi’nin Şeyhi Emin Tabak Efendi’ye aittir! Bârekâllah, eyvallah ! Zâhirdeki ve zuhûrdaki esmâ farkı bu metne gölge düşürmez! Muhtevâ aynı kanalın muhtevâsıdır! Mîrî malıdır! Bu tür mânâ ve muhtevâlar, kaptan kaba boşalarak dolaşır! Eğer bir karmaşa var ise, bunu ayıklamak, bizim Ersin bilge, Ersin Akyazı ile Ahmet Nihat Göksu gönüldaşın işidir. Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

20 Mart 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

VAKİTTİR VAKİT

Çok dağıldı ortalık / Derlenip toparlanmak gerek artık / Vakittir vakit!

Tomurma demi Mart  /Mevsim ilkbahar / Vakittir vakit!

Âsûde bahar Nisan / Şöyle düşünmeli insan :

Hâsibû enfiseküm kable entuhâsebû / Vezinû a’mâleküm,kable entûvezenû!

Hesâba çekilmeden önce,kendinizi hesâba çekin / Tartılmadan önce amellerinizi kendiniz tartın / Vakittir vakit!

Neyim ne değilim / Kimim kim değilim / Böyle bir sorgulama için / Ölmeden önce ölme ve olma diriliğine ulaşmak için / Vakittir vakit!

Nerde ne zaman nasıl / Bilen bilir / Ben bilmezem Agam bilir / Allahu âlem / Vakittir vakit!

Ölmeden evvel ölmektir hüner / Ölmeden önce ölme diriliğinde olmaktır hüner / Derdi rahmetli peder / Vakittir vakit!

Yâ Hayy yâ Kayyûm,Yâ Hayy yâ Kayyûm / Senin rahmetine sığınıyorum / Bir an bile beni bana bırakma / Herşeyimi ıslâh et ,herşeyimi ıslâh et!
Âmîn, âmîîn, âmîîîn,Yâ muîn..

 

Allahümme salli alâ Muhammed!

Yâ Vâlî yâ Velî yâ Vedûd yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

18-Mart-2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

DERDERÛN TÂZİYE

Ocağı tütesice Yiğitalp Efendinin evlâd ı kirâmına!

Rabbülâleminin sıfatı olan hayat, bu yakasında olduğu gibi öte yakasında da devam ediyor!

Hüzün mâsum ve temiz bir duygu; keder, Kâdir’e ve kadere töhmet bir buğu! Aman lutfen mükedder olmayın! Besmele salavât 3 ihlâs bir fâtiha!

Yahya Kemâl’ce tâziye:

Ölüm âsude bahâr rinde!

Siz ağlarsanız, ağlar baba!

Merhûma es salât/ rahmet, ailesine ve evlâd’ı kiramına es selâm ve’s selâmet!

Es Selâm, es Selâm, es Selâm, yâ Selâm..

ÖZ YÂRE SÖYLE

Götür rîhu sabâ, selâmım götür / Gam aşk küsârını Yezdân’a söyle / Cânım şeydâ olmuş tende durmuyor / Her bir ahvâlimi öz yâre söyle!

Hâli ahvâlimden gayri men bilmez / Bir derde uğradim dermanı olmaz / Eflâtun Etibbâ hiç çâre bulmaz / Dertlerin dermânı Lokman’a söyle!

Aç perin ulvîye inmegil yeniş / Yırt can perdedârın gül şehre giriş / Çâriyâr-ı bâ kemâle hem danış / Mahlûku besleyen Rezzâk’a söyle!

Bülbül-i gülzârın güldedür nazı / Güllerin şâhına eyle bu arzı / Okur nâmem yazar bir satır yazı / Ulaş lâmekânde Cebbâr’e söyle!

Kaç nefs-i su’bândan eyleme telaş / Bir keştî sal bahre kevrâne ulaş / Perşenkü baş bedray şâhile görneş / Kaptanlar fâili muhtara söyle!

Binbir hicâbı geç yüz tut dergâha / Yolun uğrar senin şan veren şâha / Tabşur arzuhalim Hazret Penâh’a / Kün emrini veren Hallâk’a söyle!

Hicablar ref olur görünür hurşid / Gül şehrine peydar olmişdür mürşid / Mühürler nâmemi şahid-üş şehid / Bu Ağlar Baba’yı Gaffar’a söyle! (E 649)

Mustafa Özdamar

16 Mart 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

ŞİİRSEL VE ŞUURSAL DUYGULAR

Güzel bir şeyler söyleyeceksen, söyle! Kötü konuşacaksan, helâya git! Ortalığı kokutma!

 

Kirli bir şeyler söyleyeceksen, kaşınıyorsan, hamama git, hakîkatle yun yıkan, mârifetle keselen! Rastgele her tarafı kirletme!

 

Âzâr eyleme, âzâr eyleme! Bizi bâzâr eyleme!

Azarlama bizi! Bizi pazara çıkarma!

 

Herşeyin ve herkesin bir berbât bârbât tarafı var mı var! Sen onun berbatlığını, kendi berraklığıyla yuyup yıkamaya bak!

Ruhaniyetine selâm, kelâmı has kelâm Osman Kemâlî Efendi şöyle bir şey söylüyor bu bağlamda, rikkat eyle:

Habbe yok noksan ziyâde, hıkmete ibretle bak!

Her nede noksân görsen, bil ki noksân sendedir!

 

İnsanın ya da başkaca bir şeyin içinin içinden, cân ü gönülden, derûnundan, tertemiz bir arzu çağlayanı çağlayıp çağırmazsa; dışardan söylenen sözler, hâriçten okunan gazeller, lâf olur, hilâf olur, savrulur gider!

Yaptığın ettiğin her şey güme gider mi gider!

O sebeb ve hıkmetle, yaptığın ettiğin her şeye mukayyet ol! Dol! Boş kalma! Kendini gözle kendini hesaba kitaba çek her şeyden ve herkesten önce!

Sen kendin ne kadar özel ve güzelsin, ne kadar berraksın, ona dikkat eyle!

Çirkine çirkin derken aynaya bak! Her gördüğünü, her duyduğunu hissettiğini her ortamda nâdan nobran söyleme!

Rûhâniyetine selâm olsun, ne özel ne güzel söylüyor Azbî Baba, bak:

Sana yerden gökden büyük nasîhat,

Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

Erenlerden Pîrden budur emânet,

Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

 

Ben dahi āşık-ı râh olam dersen,

Evc-i semâvâta mâh olam dersen,

Selâmet şehrine şâh olam dersen;

Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

 

Kendi bilgisine gidene lânet,

Kizbe tevil olmaz hakdır bu sohbet,

Kimseye dil olma ey ehl-i huccet,

Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

 

Bu yola yol ile giden velîdir,

Bu yola sıdk ile giren bellidir,

Allah Hakk Muhammed Şâhım Ali’dir;

Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

 

Azbîküstahlıklar sende ayândır!

Sen ben deme dâim hāl-i şeytāndır!

Ahde sâbit kadem ehl-i îmandır,

Gördüğün ört, görmediğin söyleme!

 

Yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

15 Mart 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

MÎRÂCLAR MÜBÂREK OLA

Hazreti Peygamberin en büyük mucizesi Hazreti Hatice’dir, Hatice’tül Kübrâ! Radiyallahu anhâ demiş rahmetli Cemil Meriç.

Hatice Validemiz, hayat memat muhtevasının akışı içerisinde, hayatın bu yakasından öte yakasına göç ettiği zaman, Evrenin erdemi Efendimiz Aleyûsselâm o kadar hüzünlendiki; Cenabı Hakk Feyyazı Mutlak Hazretleri , Habib-i Edebini mîrâca çağırdı, mîrâcla teselli etti.

Süleyman Çelebi Hazretlerinin ifadesiyle : Gel Habibim sana müştak olmuşam/ Cümle halkı sana bende kılmışam! buyurarak; Şeş cihetten ol münezzeh Zülcelal/ Bikem ü keyf âna gösterdi cemâl. Aşikâre gördü rabbül izzeti/ Ahirette öyle görür ümmeti!

Her namazda tahiyyâtda okuduğumuz mahrem metin, mirâc sahnelerinden bir kesittir!

Tahiyyât tayyibât ve salavât Allah’a!/ Selâm sana ey nebi, Allah’ın rahmet ve berekatı sana!

Selâm bize ve Allah’ın sâlih kullarına!

Biz tanıklık ederiz ki, Allah’dan özge ilâh yoktur! Yine tanıklık ederiz ki, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir!

Mirâc hüznün, namaz mirâcın hediyesi olduğu için; <<namaz mü’minin mirâcıdır >> buyuran, Efendimiz Aleyhisselam, çook mahrem bir muhdevâyı duyumsatmıştır ümmete!

Mirâclar mübârek ola, yâ Selâm

Mustafa Özdamar

11 Mart 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

TEKİL VE ÇOĞUL TEMASI

Tekrarı olmayan tecellîler harmanında hiçbir şey birbirinin aynı değildir! Birbirine çok benzer, aynı gibi gözükür, ama kesinlikle aynısı değildir! Her şey, tekil ve özgün tâze tecellidir! Tekliğin ve mutlaklığın gizemli çoğul cilveleridir!

Cansız oldukları sanılan ama, aslında kendilerine özgü canları kanları olan cemâdatda zuhûr eden değişim ve dönüşümler de tıpkısının aynısı değildir!

Nebâtat, otlar bitkiler, sebzeler ağaçlar vs. türünden canlılar, mevsimine göre genelde her sene, kendi türlerinin türevleri olan meyveler sebzeler ve hubûbatlar sunarlar! Bunlar bir önceki şeylerin tekerrürü değil, kesinlikle farklı tekil tezâhürlerdir!

Hayvânat, hayvanlar, kuşlar böcekler vs. bunların cümlesi, insanâtın hem önünde hem ardında yer alan varlıklar! Güdüldükleri için önlerinde; hizmetkâr olmaklıkları dolayısıyla ardlarında yer alan varlıklar! Etleri sütleri yumurtaları gibi daha pek çok şeyle insânâta hizmetkâr olan varlıklar! Etleri sütleri yumurtaları gibi verileri, birbirinin tekrarı ve tekerrürü değil, her biri yeni ve tâze, tekil tecelli tezâhürleridir!

İnsânat yâni eşref-i mahlukat, değil mi? Evet, öyle fakat Üstad Necib Fazıl’ın yırtınışıyla: “İnsan bu, kıvrım kıvrım akar ya!” Bu akış ve bakış içerisinde neleeeer yapar, neler! Halifetullah olmaklığın farkına varamadığı için, çoğu zaman, vahşi dediğimiz yırtıcılardan daha çok yakıcı yıkıcı ve yırtıcı hâle gelmezler mi, gelirler!

Bu îzâhı zor durum da tekerrür değildir! Taş devri, tunç devri vs. gibi yuvarlama tasnifler, beşer şaşkınlığının taşkınlık ürünüdür! İlkel insan diye bir şey yok! İlk insanlar ilkel insanlar değildir! İnsan, deniyet ve medeniyet muammâsının merkezinden gelen bir varlık! Medeniyet ahsen-i takvîm de, vahşet zalûm ve cehûl esfel-i sâfilin de insanın zamîrinde potansiyelinde var olan mahrem muhtevâ!

Ahsen-i takvîm ve esfel-i sâfilin süreçlerindeki seyir de çok mahrem bir muhtevâdır! Bunlar da tekerrür değildir; birbirine zıt görüntü veren tekil esmâların çoğulda zuhûr eden tâze tecelli tezâhürleridir!

Yeryüzü ve yeraltı, dünya denilen gezegen, çok gizemli bir cemâdat, nebâtat, hayvânat ve insânat bahçesidir! Bunların hepsi ayrı ayrı ümmetlerdir! Her ümmet, esrar yüklü bir hazine ve hizmet kervanıdır!

Her ümmetin kendi cinsinden bir habercisi var! derdi anamdan dedem, âlim ve ârif Hacı Tahir Gündüz Efendi!

Burası yeryüzü! Yeryüzünde ve yeraltında, dünyada her şey birbirini yer içer! Böyle bir gizemi var bu âlemin. Yeryüzünde ve yeraltında yaşayan her şey yerden beslenir, yerden yer içer. Bu böyle fakat, sonuçta, âhir-i kâr, bunların hepsini, yer; yer içer! Hayat memat denilen şey, böyle bir şeydir! Değişim ve dönüşümün değiş tokuş cilvesi bu!

Evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan şeyler, öylesine özel, öylesine güzel gizem yumakları ki, nehirler denizlerden gelirler ammaaaa, muammâ şu ki, hiç susamayan denizler, ırmakları içerler!

Mekteb-i Hıkmet’de hıkmet, Dârul İrfân’da ilim irfan tahsil edenler çözer çözümler bu muhtevâyı, az biraz… Ötesi lâf ü güzaf! Mutasyon dediğiniz şey de buna dahildir. Bu muhtevânın dışında kalan bir şey yok!

Yâ Halîm, yâ Selîm yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

8 Mart 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

 

GÖNÜL VE ZİHİN BERRAKLIĞI BEYÂTÎ SALÂ

Yatsı ezanının makamı olan bu beyâtî çağrının gözesinde büngüldeyen mahrem muhtevâ, rasûl-i zîşân ve nebiyy-i âlîşân Efendimiz Aleyhisselâmın Hazreti Enes’e söylediği şu sözlerdir.

Hz. Enes b. Mâlik, büyük insanlık ailesinin tamamını ilgilendiren bir hususu şöyle anlatıyor:

Rasûlullah sallâllahu aleyhi vesellem bana şöyle buyurdu:

– Yâ büneyye! İn kadirte en tusbiha ve tümsâ leyse fî kalbike ğışşün li ehadin fef’al! Yâ büneyye! Ve zâlike min sünnetî ve men ahyâ sünnetî fekad ahyânî ve men ahyânî kâne maıye fi-l cenneti.

Yavrucağazım! Hiç kimseye karşı kalbinde bir hile bulunmaksızın sabaha çıkmağa veya akşama varmağa gücün yeterse (bunu) yap!

Kuzucağazım! Bu benim sünnetimdendir! Benim sünnetimi ihyâ eden beni ihyâ etmiş olur; beni ihyâ eden de cennette benimle berâber olur!.. (Tirmizî 4/419)

Tasavvufun fıkhı ve fıkhın tasavvufu bu işte!

Hiç kimse hakkında olumsuz duygu taşımamak! Kalbi olumsuz duygulardan arıtmak!. Olumlu duygu, düşünce ve davranışlarda yoğunlaşmak!..

Ve zâlike min sünnetî! Bu benim sünnetimdendir!. Gücün yeterse bunu yap!..

İnsanı çooook derinlerden sarsan ve silkeleyen bir Hadîs-i Şerîf bu.

Hadîs-i Şerîfde geçen “ğıl” gizli kin; “ğıl ü ğış” iç bozukluğu; hinlik hâinlik, negatif duygular anlamını içeriyor.

Gönül ve zihin berraklığını tavsiye buyuruyor Habîb-i Hüdâ!

Gönlünü ve zihnini negatif duygu ve düşüncelerden arıtan ve hele hele; “mûtû kable en temûtû: ölmeden önce ölün!” tavsiyesine imtisâlen, ölmeden önce ölme diriliği rindliğine ulaşan, hayatın hem bu yakasında hem öte yakasında benimle beraber bulunur mesajını veriyor.

Habîbullah’la beraber olmak, iki cihan saâdeti! İnsanlar bu saâdetin kadrini kıymetini ve kapsamını bilseler; bu uğurda yarışır barışır, âşık mâşuk olur, meşk ederler!

Âlemlere rahmet olan, büyük insanlık alilesinin tamamını iki cihan saadetine çağıran dâvet eden Habîb-i Hüdâ’yı tanımamak, insanı hödük eder! Hödüklükten kurtulmanın çâresi, muhabbet bağ ve bağlamlarında Muhammedleşmektir!

Ölmeden önce ölmek, ölmek değil dirilmektir! Allah’ın sıfatı olan hayatı, yorumda yormadan, her türlü aktivite içerisinde helâl ve temiz yaşamaktır! Muhammedleşmek budur. Lehdeliği ve aleyhdeliği de doğru kullanmak denilen ezansal beyâtî dürüstlük bu olsa gerektir!

Es salâ, ya Rab, es salâ!

Es salâ, ya Rabbenâ, es salâ!

Es salâ, yâ Rabbel âlemin, es salâ!

Es salâ, habîb-i edibine, es salâ!

Es salâ, âlemlere rahmet, es salâ!

Es salâ, cümle âleme, es salâ!

Es salâ, Muhammedleşme şavkıyla coşana, es salâ!

Es salâ, Muhammedli muhabbetle dolup taşana, es salâ!

Es salâ, ölmeden önce ölme diriliğine koşana, es salâ!

Es salâ, ya hayır söyle ya sus âdâbıyla âbâd olana, es salâ!

Es salâ, eslerde seslenen, peslerde nefeslenen sâfîlere, es salâ!

Es salâ, sabırda sebatda hakk ve pak olan rindân-ı kirâma, es salâ!

Es salâ, merdlere ve cömerdlere, es salâ!

Es salâ, ilim irfan ehline, es salâ!

Es salâ, rahmet merhamet, mağfiret ve Muhammedî muhabbet erbâbına, es salâ!

Es salâ, âmel-i sâlihat ashâbına, es salâ!

Es salâ, Nûn ve kalem âmillerine, es salâ!

Es salâ, dört kapı kırk makam kâmillerine, es salâ!

Es salatü ve’s selâm, yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

4 Mart 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

 

HERKESE VE HER KESİME BEYÂTÎ BİR ÇAĞRI

Leh’de anlatabileceğin bir şey varsa anlat, söyle, dinleyelim, istifâde edelim! Aleyh’de konuşacaksan kendine sakla, levvâmede lâzım olur o sana!

Leh’de! Ne demek leh’de? Birilerinin ya da bir şeyin lehinde, o şeylerin herkese lâzım olan özellik ve güzellikleri faslında anlatabileceğin bir şeyler varsa, onları anlat! Ya hayır söyle, ya sus, deniyor hadisde!

Aleyhde olan, gıybet özelliği taşıyan şeyleri ya heybenin arka gözüne at, ya da uygun bir yere bırak!

Çok kolay değil bu, epey zor bir durum! Lehte olmanın da, aleyhde olmanın da kendine özgü zorlukları var mı, var! Tavır imbiklemek diyelim biz buna! Tavır imbiklemek kolay mı, zor elbet, ama imkânsız değil! Lehte olmak da zooor, aleyhde olmak da zor! Lehte olmak, aleyhte olmaktan daha zor zîrâ; söz gümüş ise sükût altındır denir ya hani! Altına ulaşmak, altın tavırlı olabilmek elbet kolay değil, zor, ama asıl hüner, zoru başarabilmektir!

İnsan lehte bir şey söylerken bile, aleyhe ve aleyhteliğe kayabilir mi kayar, kayıyor!

Sözgelimi, bendeniz kardeşiniz, Kur’an bülbülü Hasan Lütfi Ramazanoğlu kardeşimin kelâmullahı şakıyışından söz ederken; Hasan Hocamın doğal ortamdaki mikrofonsuz sâde kıraatı, Kur’an’ı Hakîm’in lâhûtdan nâsûta inzal hazzını yaşatıyor bencağaza! derken bile potansiyel bir paradoksa kayıyor muyum, kaymıyor muyum?

Bazen ve farkına varmadan öyle gizli gıybetler ediyoruz ki, vaaahh eyvah demek bile yetmiyor. Ne demek bu yahu? diyenler, Yüksek Mühendis Yahya Oğuz beyefendiyi dinlesinler. Bakın ne anlatıyor bu bâbda Yahya Oğuz:

— Bir gün Hoca Efendi Hazretlerinin huzurlarındayız. Hafız Necâti Özer’e Kur’an-ı Kerim okuttular, dinledik. Kıraat sona erince, Hoca Efendi Hazretlerine: Ne kadar güzel okudu Hafız Necâti değil mi efendim? dedim.

Ben böyle söyleyince, Hoca Efendi Hazretleri: Yahya, sen bu sözünle gıybet ettin! buyurdular. Aman efendim!. Ben aleyhte bir şey söylemedim ki… Hafız Necâti ne söylediğimi duydu ve üstelik memnun da oldu!. Nasıl gıybet olur bu? dedim.

Hoca Efendi Hazretleri: Yahya, sen o sözünle, Kur’an-ı Kerim’i Hafız Necâti gibi okuyamayanların hepsini gıybet etmiş oldun!. buyurdular.

Peki, böylesi durumlar karşısında hissiyâtımızı nasıl ifâde etmemiz lâzım efendim? dedim.

Bunun üzerine, Hoca Efendi Hazretleri buyurdular ki: Bu Kur’an-ı Kerim ne kadar da güzel okunurmuş, dersin olur biter…

Azîz ve leziz rûhâniyetlerine selâm olsun, Mehmed Zâhid Kotku Hazretlerinin imbiğinden geçen bu mahrem muhtevâ, herkese hepimize lâzım olan temiz bir muhtevâ! Kitabın ve Sünnetin kaynağı ve kaymağı bu!

Böyle olabilmek kolay mı, kolay değil elbet ama, imkânsız da değil! Hüner bu! Kıldan ince, kılıçtan keskince denilen şey bu olsa gerektir!

Ondokuzuncu yüzyıldan seslenen Genc Abdal’ın da dediği gibi:

Sevdiğim dilberin zât-ı envârı

Bilinmez bir zaman böyle gider bu!

Hakîkat mahzeni sırr-ı esrârı

Bulunmaz bir zaman böyle gider bu!

 

Nûru vechin nedir nakşı bünyâdı,

Hatt ü hâlin nedir, kimdir üstâdı,

Gayet müşkül olur gönül murâdı

Alınmaz bir zaman böyle gider bu!

 

Türlü cefâ ile uşşâka bakıp,

Aşkın âteşine sinesin yakıp,

Şive-i naz ile dilber çıkıp,

Salınmaz bir zaman böyle gider bu!

 

Genci! Bu devrânın fenn-i nakkâşı,

Canıma kâr etti derd ü gam taşı,

Ağlayı ağlayı gözlerim yaşı,

Silinmez bir zaman böyle gider bu!

 

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

1 Mart 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

PİNTİ ZÜMRE ACOHLAR

Salih Hocam anlattı: Almaya alışık, vermeye dolaşık Acohlar zümresinin cimriliğine celâllenen Ğanî Mevlâ, melâikeyi kiramdan birine, bir davul bir tokmak vererek: Sen demiş, çarşılarda pazarlarda, tenhalarda menhalarda gezip tozarak; Acohlardan birisi elini cebine atıp da bir garibe bir şey verirse, hemen ânında tokmağı davula vuracaksın ki, nâdirattan olabilen bu görülmedik cömertliği cümle âlem görsün ve duysun! Senin işin bu!

Salt bu iş için görevlendirilen amel-i sâlihat memuru melek, o andan itibaren, boynunda davul elinde tokmak, ortalıkta dönüp dolaşmaya, oraya buraya girip çıkmaya başlamış ama, bir kez bile vuramamış davula bir türlü. Acohlardan hiç kimsede öyle bir sahâbete ve sahâvete rastlamamış! Allah’ın rahmetini bile kısan ve kıskanan acayip bir zümre bu Acohlar!

İnsan kılığına giren bu meleğin tuhaf görünen ahvâli, ahâliden birilerinin dikkatini celbetmiş!

– Selâmün aleyküm!

– Ve aleyküm selâm!

– Boynunda davul, elinde tokmak, habire dönüp ağıyorsun. Bu ne hâlet efendi? diye sormuş. Davulcu görüntüsündeki melek de:

– Benim şöyle böyle bir görevim var! Onu îfâ etmeye çalışıyorum! demiş.

– Peki davula hiç vurabildin mi?

– Hayır demiş davulcu melek, bu işe memur edildiğim andan beri hiç öyle bir şey zuhûr etmedi!. Ben boynumda davul, elimde tokmak sağ elim havada böyle gezinip duruyorum işte!

 

Merdliği cömerdliği ve civanmertliğiyle mâruf olan Salih Hocam, bu temsili hikâyeyi aktardıktan sonra, bizzat yaşadığı bir şeyi de şöyle anlattı bize:

Geçmişte bir tarihlerde imamlık yaptığım bir köyde yaşlı bir garibe rastladım. Eve götürdüm, karnını doyurdum, bi miktar da para verdim. Adam hayret etti şaşırdı.

– Hayırdır amca! Niye hayret ettin ki böyle? Şaşılacak ne var bunda? diye sordum. Şunu söyledi adam:

– Ben dedi seksen küsür yıllık ömrümde, ikincisi sen olan bir civanmertliğe rastladım bugüne kadar!

– İlki kim? diye sordum.

– Mele Hıdır! dedi. Filân köyün imamı Mele Hıdır!

Bu defa da ben taaccüb ettim bu hıkmetullaha! Mele Hıdır dediği, Molla Hıdır ya da Hıdır Molla, benim öz be öz can kan babamdı. Merd ve cömerd babam elhamdülillah. Buna çok sevindim tabii. Hamdettim, şükrettim, çooook çok coşarak!

Benim hayret ve gayretimi görünce, şunu söyledi en sonunda:

– El kilitli değil sizde! Hâcegân cömerdligi bu! Bârekallah! Bârekallah! Hakk razı olsun sizlerden! Bârekallah Bârekallah!

Adamın bu samimi sözü üzerine bir kez daha hamdettim rabbime! Cûd u kereminden nasibedâr olabildiğimiz için hamd olsun, elhamdülillah!

Vurr davula ferişte / Bir özgelik var bu işte / cümle umûr Hudâdan / Bir özgelik var bu işte!

* * *

Ekinciler ektiler / Yine onlar biçtiler / Kendûlerden geçtiler / Bir özgelik var bu işte!

* * *

Vur davula dan dan dan / Bekleme şundan bundan / Bu işler hep Vehhâb’dan / Bir özgelik var bu işte!

 

Yâ Ğanî yâ Kerîm, yâ Cevvâd yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

26 Şubat 2021

 

Derkenar:Temsili resim Emir Sel’in ikrâmıdır. Teşekkürler Emir.

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

SALİH HOCAM

Merdliği cömerdliği ve mürüvvetiyle mâruf Salih Hocam! Özgün kent Mardin’in Ğurs cennetinin müstesna muallimi Salih Hocam!. İlmiyye tavrıyla sofiyye veya sâfiyye tavrını, medrese usûlüyle mekteb-i irfan vusûlünü tevhid eden muvahhid müderris, Salih Hocam!

Şair Yavuz Bülend Bakiler’in ifâdesiyle “Sakal-ı Şerif gibi kırk bohçanın içinde dürülü duran güzelim İslâmiyet”i halkın idrâkine açma gayret dirâyet hamiyet ve samimiyetine sâhib olan Salih Hocam!

“Asrın idrâki”nin ihtiyacı olan ilim ve irfâna mâhir bâhir olan Salih Hocam!

Kitab, Sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukaha bağlarında; şeriat tarikat, hakikat ve marifet bağlamında, dört kapı hukukuna sadık, Salih Hocam!

Adı Salih, tadı salih, ameli salih olan, kıyamda, “illellezine âmenû ve amilu’s salihati felehüm ecrun gayru memnun”; tahiyyatta, “ve âla ibâdillâhis salihin” olan, eli bol gönlü bol Salih Hocam!.

Her mezhebin her meşrebin, her yolun yöntemin müntehası olan, melâmeti kendi aklığı ve paklığıyla muhâfaza eden, hâfız ve muhâfız Salih Hocam…

Sahâda sahâvetli, adûlette adâletli, liyâkatde liyâkatli, idârede irâdetli, hâdisatda hamiyetli Salih Ekinci; ilim irfan, sabır sebat ve amel-i salihât eken biçen Salih Hocam!

Es Selââââm, ve’s Selââm, yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

25 Şubat 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com