EDENSELLİK VE NEDENSELLİK BAĞLAMINDA KEKRE ZUHÛRAT

Âlem ve alemler baştan sona değil baştan başa, edensellik ve nedensellik bağlamlarında dönüp ağıyor! Son diye bir şey yok, Bayezıd-i Bestâmî’nin ruhâniyetine selâm olsun; son denilen gizemli gerçeklik, başlangıca dönüştür!

Edensellik ve nedensellik bağlamında ikisinden birini tercih etmek zorunda kalacağını zannetmiyorum! Edensellik de hakk ve pak, nedensellik de agam! Hakk halk mahremiyetinde sırlanan muhtevâdan sana ne gam? Bu bir harem selâm cilvesi!

Edensellikle nedensellik arasında zuhûr eden cilve, çözümsüzlük değildir! Hakk haremdedir, halk selâmdadır! Haremin hakkı hareme, selâmın hakkı selâma! İkisi de senin bağ ve bağlamlarında, Hayyun Kayyum Allah virdini terennüm eder! Sana ne gam, agam?

Her şeylerden münezzeh ve müstağni olan Allah’ı Allah ile tanıyabilen, bağlı bağımsız, tanımlı tanımsız, nişanlı nişansız ârifler; yâni ki ârifibillâhlık özelliğine bürünerek, evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan, bâzen sevişen bâzen savaşan zuhûratlar bağlamında ne der, ne ederler biliyor musunuz?

Bilirsiniz, elbet bilirsiniz de, tevâzu ve mahviyet içre “tecâhülüârif”lik eder:

Biz bilmeziz, biz bilmeziz / Agam bilir biz bilmeziz! mahviyyeti deryâlarında, farkında olarak veya olmayarak dibsiz derûnlara dalar gidersiniz erenler! Dalaaaar gider, dolaaaar gidersiniz erenler! Hakkı halkda, halkı Hakkda görenler! Her durumda: Edeb yâhu, edeb yâhu diyenler!

Çok teşekkür, şükranlar size! Bunu böyle murâd eden Hudâ’ya minnet! Âlemde ve alemlerde zuhûr eden her şey ve herkes birbirine illet! Edensellikten zuhûr eden nedensellik bu olsa gerek!

Herkese ihsân eden O / Her şeyi ikrâm eden O /Her şeyler O’ndan O’na O / Ooo Oo O, Ooo Oo O, O O!

Kuşkunuz olmasın bundan / Bilmeyin ha şundan bundan / Her şey her var, ancak O’ndan / Ooo Oo O, Ooo Oo O, O O!

Hiçbir şeyin îzâhı yok / Bu bağlamda şatahat çok / Boş laflara kafalar tok / Ooo Oo O, Ooo Oo O, O O!

Es Selâm ves Selâm Selâm / Budur yahşi olan kelâm / Cümle mahlûkata melâm / Ooo Oo O, Ooo Oo O, O O!

 

Biz genelde hep: Tekvar Allah O’ndan özge nesne yok! Her şeyler O’ndan O’na O! Hiç bir şeyin izâhı yok! temasını işliyoruz ya!

Bu nâmahreme haram mahrem muhtevâyı özümsemeyen hazımsızların en kibarları bile:

– Sizinkiler, şu boka püsüre böcüye börtüye ne diyorlar? Ya da sen ne diyorsun? diye soruyorlar.

Vaktiyle aynı şeyi, bu zevkin pirânından olan Şeyhulâzam M. Muhyiddîn Arabî Hazretlerine de:

– Pisliğe ve leşe ne diyorsunuz? diye sorulduğu zaman:

– Necâsete necâset, lâşeye lâşe bakanlara söyleyeceğimiz bir şey yok bizim! demiş Hazret!

Biz, her şeyler O’ndan O’na O! derken herşey O’dur demiyoruz. O’nun sıfat esmâ ef’al ve âsar tecellilerinde görüntünün ötesinde gözsüzlere pinhân olan bir gizem vardır! Söz gelimi, gübrenin zamirinde gül, lâşenin derûnunda bülbül vardır! diyoruz. Gübre gülün, lâşe ve lâşede üreyen böcü börtü bülbülün rızkıdır, rızka necâset ve habâset diyemezsiniz! Her şeylerde buna benzer yumak yumak bir gizem döngüsü vardır diyoruz. Bu döngülerin tamamı O’nun emir ve murâdıyla olup oluştuğu için, O her şey, ama hiçbir şey O değildir, önermesini duyumsatmaya çalışıyoruz amma, muamma görüntüsü veren mahrem muhtevâ ifâdeye sığmıyor. Kafaları karıştıran karmaşa bu olsa gerek diyor ve selâm ediyoruz, her şeye ve herkese!

Es Selâm, ey sâlik-i râhı şeriat es selâm!

Es Selâm, ey rehber-i ehl-i tarikat es selâm!

Es Selâm, ey pertev-i âyine-i nûr-i Hüdâ!

Es Selâm, ey vâkıf-ı sırr-ı hakikat es selâm!

Es Selâm, ey nesl-i pâk-i Mustafâ ve Mürtezâ,

Es Selâm, ey sâhib-i sırr-ı velâyet es selâm!

Es Selâm, ey muktedâ-yı tâlibân-ı râh-ı Hak,

Es Selâm, ey âleme envâr-ı rahmet es selâm!

Es Selâm, ey âsitânın kâbe-i erbâb-ı din,

Es Selâm, ey zübde-i sâhib-i kerâmet es selâm!

Es Selâm, ey onyedi erkâna biat es selâm!

Es Selâm, ey sâhib-i âyât-ı biat es selâm!

Asitâne geldi Seyyid Seyfullahyüzbin özr ile,

Gel kabul eyle ayâ kân-ı mürüvet es selâm!

 

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

16 Ocak 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

ARSIZ KEMTİLER VE HIRSIZ PİNTİLER

Zekât ve sadaka, ağniyâya, varsıllara emânet edilmiş, ödünç verilmiş yoksul garibân hakkıdır. Haklılara hakları, haksızlara müstehakları verilmez de, emânete riâyet edilmezse, Tekvar’ın zuhûru olan tabiatın tabiatı kuraklık ve çoraklıkla tokatlar hırsız pintileri!

İnsanlığın pîri Hazreti Mevlânâ şunu söyler bu bağlamda Merâm bağlarında:

Zekât verilmezse bulut gelmez yağmur yağmaz; zinâ yüzünden de vebâ ve benzer hastalıklar yayılır etrafa!

Ahanda sana nedensellik! Ahanda kıtlık, ahanda salgın hastalık nedeni agam! Nedensellik diye bir kavram varsa, onun illâki bir yeri vardır devranda!

Zekât kaçırmak hırsızlıktır! Vergi kaçırmak hırsızlıktır! Hırsızlığın vebâli de bu vebâlin bedeli olan cezâsı ve vebâsı da ağırdır!

Ekmeği suyu, elektriği telefonu, doğal gaz ve benzerlerini israf etmek, kimisi doğrudan kimisi dolaylı potansiyel hırsızlıktır!

İsraf da haram, hırsızlık uğursuzluk da haram bir işlem!

İnsanın kafasını, kalbini ve kalıbını âtıl bâtıl boş şeylerle meşgul etmesi de haram ve hırsızlıktır!

Kendinden ya da başkalarından çalıp çırptığın her şey haram ve hırsızlıktır!

Vaktin ve naktin ısrafı haram ve hırsızlıktır!

Hakkın ve halkın şefkat ve merhametini istismar edip haytalık etmek de ısraf ve hırsızlıktır!

Elinden geleni diriğ etme gedâlardan, demiş büyüklüğünü yaşayan büyükler gurban!

Elinden geleni, üstüne vazife olanı ihmal etmek de haram garam gurban!

Bencillik bönlüğü, hem kemtilik, hem pintiliktir. Kemtilik ve pintilik de haramdır!

Halâl ve haram bağlamlarında duyarsız kalarak, Hakkın ve halkın korularında mangal çangal yangını çıkarmak, hakka hukuka riâyetsiz davranmak, magandalıktır!

Magandalık da haram bir tavırdır!

İnsan olan insanın her konuda, Hakkın emir ve murâdına, halkın emniyet ve huzuruna özen göstererek, hakkı hak bilip hakka ittibâ, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan içtinâb etmesi gerekir. Aksi takdirde hayatın da, memâtın da trafiği çooook berbat karışır neuzübillâh!

Her şeyin bir vebâli ve her vebâlin bir vebâsı vardır gurban!

Söz gelimi, bizim yöresel ve yörüksel ağızla arsız kemtilik dediğimiz zinânın vebâli ve bu vebâlin bedeli olan cezâsı da ağırdır! Zinâ da bir tür hırsızlıktır! Ar nâmus, iffet ve mâsûmiyet hırsızlığı! Normalde helâl ve meşru olan bir nimeti, haram ve gayrimeşru hâle getirme vebâlinin vebâsı, bilindik vebâ salgınlarından çooook daha tehlikelidir!

Zürriyetin zekâtı iffetli olmaktır! İffetin ihmal ve hele ihlâli, mâsum zürriyet zekâtını hiçe saymaktır! Bu hiçe sayma arsızlık ve hırsızlığı salt mücrimi ve mücrimleri değil, toplumsal ve küresel bazlarda herkesi ve her kesimi zehirleyen bir illettir!

Evrenin erdemi Efendimiz Aleyhisselâm, bu hazin aymazlıklar bağlamında şöyle uyarır, biz günâhkâr âsî mücrim kulları:

Elin belin, dilin dudağın, gözün kulağın zinâsı vardır! Bu arsızlığın, bu aymazlığın bedeli ağırdır!

Ahde vefâ ve akti ifâ etmeyenlere, Allah bişeyleri musallat eder!

Allah’ın emir ve muradına ters ahkâm kesilirse, fakr u zarûret zuhûr eder!

Fuhuş yaygın hâle gelirse ölümler artar eksilmez!

Alışverişte hile kıtlığa sebeb olur!

Zekât kaçırmak rahmetin kesilmesine sebeb olur!

Vebâ ve benzeri bulaşıcı hastalıkların yaygın zinâdan kaynaklandığını bilin!”

Âdem Safiyullah ile Muhammed Habîbullah arasında gelip giden bütün haberciler, belirli yer ve yörelerde belirli kavimlere gönderilen peygamberlerdi. Âhirzaman Peygamberi Muhammed Habîbullah Hazretleri, âlemlere rahmet ve cümle yaradılmışa nübüvvetle görevliydi. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmişti. Âhirzaman Habercisinin uyarılarını dikkate almayan ya da alamayan büyük insanlık ailesi bu ihmal ve ihlâlin bedelini çok ağır ödedi, ödüyor! Ahanda bütün dünyanın ve dünyalıların hâli pürmelâli! Uyanın eeeey insanlar uyanın! Uyanalım, herkes uyansın! Allah’ın Habercisi, bizi kendimize öz benimize çağırıyor! Kökten ve toptan sağır değilsek, onu duyalım, ona uyalım!

Kemtilik, kemlik, erdemsizlik, madrabazlık, terbiyesizlik, iğrençlik, lâubâlilik, iffetsizlik ve kâfirlik anlamlarını içeren yöresel ve yörüksel bir kelimedir. Zinâ ânında îman insanı terk eder, çıkar; zâni ya da zâniye pişman olur da içi yanarsa şefkat eder, geri döner ama, îmanlı olarak, îmanla beraber zinâ edemez insan! diye bir şerefli söz vardır! Âgâh olalım âgâh! Yoksa yanarız vallah! Ââââh ki ah ah ah! Anlatamıyoruz bunu bir türlü ne kendimize ne de özgeye; vaaaah ki vah hâlimize!

Acı söylirem çok acı he mi? İlac olsun ha gurban, ilac da acı he mi? İlac olsun hepimize, herkese! Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

16 Ocak 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

DADAŞ BACI

Erzurumlu yıllarımda Gönül bacıların kadîm Erzenirum konaklarında tanıdığım en can biriciklerden biriydi Dadaş Bacı! Dünyaya ve dünyeviliğe hiç göz ve gönül açmamış mâsûme bir veliye Dadaş Bacı!.

Biz hep Bacı derdik, Bacı Abla, Bacı Anne, Bacı Gurban diye hitab ederdik kendisine! Çooook tatlı, çooook berrak bir insandı Dadaş Bacı!.. Adının Yasemin olduğunu yarım asır sonra, bugünlerde öğrendim! Azîz ve temiz ruhâniyetine selâm olsun, adı gibi yasemin, biz tattık onun velâyet ruhâniyetinin tadını, tadı gibi yasemin râyihasında bir kâmile Dadaş Bacı!

Dünyaya ve dünyalığa hiç göz ve gönül açmamış bir mâsûme deyişimin sebebi, Bacı’nın doğuştan görmezlik hüneri içinde gelmesi ve hiç evlenmemiş olmaklığına telmihtir!

Baş gözleri penceresi hep kapalıydı perdeliydi ammaaaa, kalb gözleri, gönül pencereleri öylesine açık saçıkdı ki; sizi size açık seçik okurdu!

Zarafet cebi delik Bacı’dan habire kerâmet dökülürdü ama, o bu dökülene saçılana değil, hep istikamet üzre olmaklığa bakar ederdi! En belirgin özelliği ve güzelliği hep takvâ bandında şen ve esen, güler yüzlü ve tatlı sözlü olmasıydı! Şekvâsı yoktu, hep şükürdeydi! İnsanın içini karartan karamsarlık ve kötümserlik tavrına hep kapalıydı! Kötümserlik şomluğundan irağ, iyimserlik yomluğunda hakkel yakîndeydi. Hep iyimserdi, hiç kötümserliği yoktu! Has velâyetin hakikat tavrı bu!

Ah Bacım, dadaş Bacım / Hâlinde hep hacı Bacım / Hiç doymadık biz sana / Kolla bizi cömerd bacım!

Bilirim hep kollarsın / Ötelerden el sallarsın / Bizi bize bağlarsın / Kolla bizi cömerd Bacım!

Sen Rahmân’ın has kulusun / Hakk Çalab’ın sağ kolusun / Rahmet ile dopdolusun / Kolla bizi cömerd Bacım!

Acım Bacım, acım acım / Kıpkırmızı oldu sacım / Dökülmesin sevgi “bac”ım / Kolla bizi cömerd Bacım!

Artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin, Hakk berekâtın versin naz ve niyâzından mülhem duygular bunlar!

Üç ihlâs bir fâtiha hatmiyle hüsn-i hâller ve hüsn-i hâtimelerle sarsın bürüsün herkesi ve hepimizi Hakk Çalab! Dadaş Bacımın âmin-i ruhânileriyle emân üzre… Aziz ve temiz ruhâniyetine es Selââââm, ve’s Selââm, yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

10 Ocak 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

 

HAYYALEL FELÂH

Keskin öfkelerin küt ucuyla birbirimizi boğazlayıp asıp kesmemiz, ne sizin işinize yarar ne bizim!

Şu iki nefeslik dünyâda, hangi gerekçe ile olursa olsun, birbirimize asılıp kasılmamız, ne size bir yarar sağlar, ne bize!

Hangi gerekçeyle olursa olsun birbirimizi yiyip yutarak, hemen sonra da istifrâ edip öğüre böğüre çöpe atmak kime ne kazandırır?

Nefret ve kin, Derman Hekim’in deyimiyle, içtikçe susatan tuzlu suya benzer!

Nefret etmeyin, ettirmeyin; kin tutmayın, kan kanka davası gütmeyin; hiç kimseyi ezmeyin üzmeyin; sevin, sevdirin, sevindirin diyor Habîbullah Aleyhisselâm.

Muhammed Habîbullah neşesinde neşvünemâ olan Ârifibillâh Harputlu Kemâl Efendi, bu bağ ve bağlamların buğusunda şunları söyler eder: Kendiliğinden hiçbir şey olmaz, çok dikkatli olmak lâzım! Bu dünya gerçek bir mektebdir, mekteb-i irfandır! Bu mektebde okuyup tema dokuyan serabtan kurtulur, gerçek bir hayata sâhib olur! Büyük, büyüklüğünü yaparsa büyüktür! Ayrımcılık yapanı büyük kabul etmezler! Her şey muhabbetten uygun hâle gelir…”

“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl / Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl!” ola ki dostlar?

Balkan komitacıları, Gestapo şefleri, İttihat Terakki haytaları, Meşrutiyet zamparaları ve de cumhursuz Cumhuriyet züppeleri tavırlarıyla bir yerlere varılmaz. Kervan yolda kalır ve cumhur perişan olur.

Herkesin hayrına olabilecek özellikte bir hedefin, bir kıblen varsa ve cumhur da yanındaysa, bu doğrultuda “ilerlemek istiyorsan, kendi önünden çekil!” demiş Niçe! Helâl olsun valla, helâl olsun, çooook doğru söylemiş. Kendi beninden, kendi bönünden, kendi benliğin bönlüğünden çık çekil sıyrıl demektir bu.

Çekil önümden, kaçıl önümden, yol ver dağlar geçeyim yiğitliğine soyunup giyinmek, herkese hepimize lâzım bir erdem. Dem bu demdir, dem bu demdir, dem bu dem! Hayyalel felâah, hayyalel felâh! Haydin felâha, haydin felâha!

Pir Sultan Abdal’ın ruhaniyeti ikliminde: Onikimam katarımız, uyamazsın demedim mi demesin hiç kimse birbirine! Diyecekse desin de, safrayla tafrayla değil, esenlikle söylesin he gurban?

Yûnuslama bir dalışla: Biz bizi bilmez idik / Bizi bizden eyledi / Âşikâr kıldı bizi / Kendin nihan eyledi! derinliğinde: Esenledim gönül seni! diyelim birbirimize he gurban?

Gurban Gurban he Gurban / Gaflet uykusu yorgan / Uyanalım hayata / Şeytan atmasın urgan!

Şeytan şeye ta’n etmek / İrfansız davi gütmek / Dünyadan cahal gitmek / Yaraşmaz bize gurban!

He Gurban, gurban Gurban / Ne diyir sana Sarban / Deveni sağlam bağla / Tezikmesin merâdan!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

9 Ocak 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

HALİL CAN VE ÜSKÜDARLI ALİ EFENDİLERİN İSLÂMBOL EFENDİLİĞİ

Vaktiyle, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsüne bir asistan alınacak. İmtihan heyetinde Halil Can ve Üsküdarlı Ali Efendiler var. Sınavı onlar yapacak.

Halil Can Hoca da, Üsküdarlı Hafız Ali Efendi de o denli ârif ve zarif efendiler ki, imtihanı unutmuşlar, sohbete ve muhabbete dalmışlar. Asistan adayı kuru bir ağaç dalında sessiz ve sakin duran bir serçe gibi, iki eli iki dizinin üstünde, sorulacak soruları bekliyor.

İkisi de Osmanlıdan icâzetli olan bu iki can Hoca, sohbet ve muhabbet kıvamına erip kaymak bağlayınca, ikisi birden mahvdan sahva dönerek:

– Aaaa a! Namzet efendiyi nisyan ile mâlul ettik biz galiba a? diyerek bir müddet de;

– İlk süâli siz irâd buyurun lutfen!

– Aman efendim, estağfirullah, siz irâd buyurun lutfen! faslında melâmet ettikten sonra, söz yumağı Halil Can Hocada kalınca, Halil Can Hoca:

– Şu … mahtûtayu tetkik edebildiniz mi evlâdım? diye sormuş. Matbu değil, el yazma bir eser soruyor Hoca!

Asistan adayı, hafif ıkınarak:

– İstanbul Kütübhânelerinin hepsinde aradım taradım, bütün katalogları tetkik ettim! Öyle bir mahlûtaya rastlamadım efendim! deyince, Halil Can Hoca, çok özel bir zevk ve şevk içinde:

– Âlâ evlâdım, âlââ! Aferin, bin aferin âlâââ!.. O mahtûta tek nüsha bir risâledir! O da fakirin husûsî kütübhânesindedir!

Kazandınız evlâdım, asistanlığı kazandınız, hayırlı olsun! demiş ve adayı kendine asistan edinmiş!

1830’larda Hakka yürüyen Sivaslı Sûzî’nin “imiş” redifli bir nutku var çok harika! Prof. Dr. Nihat Çetin Hocanın ikram ettiği bu tatlı hatıranın üstüne o kaymak gibi gider diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz bilmem elbet ama, ezel ebed bu hikâyet hep böyle imiş…

Söz yumağını şöyle saldı dîvâna Sûzî:

Bilmez idim bende ne sır var imiş / Sırrım içre aceb esrar var imiş / Sırr-ı âdem, sırr-ı âlem, sırr-ı Hakk / Ayrı olmaz cümlesi bir kâr imiş!..

Ruhâniyetlerine selâm olsun, yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

25 Aralık 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

HALİLCAN SOKAĞINDA TANIŞTIĞIM CANLAR

HalilCan sokağında tanıştığım ilk aile, A. Bülent âbi ve Nezahat abla! Evlerinde evimdeymiş gibi rahat ettiğim dost insanlar bunlar. Nezahat ablanın annesi Nimet Anne, az konuşan, sürekli çalışan, sükût altınını söz gümüşüne tercih eden çooook özel çooook güzel bir insan…

Birbirlerine pek yakışan ve yapışan Ahmet ve Cemile de çok can ve mercan insanlar!

Melâmiliğin ve melâmetin yüzünü ağartan hidâyetli Ahmed Efendim, çerağ bir Karadeniz merdefendisidir.

Ali ve Hatice Reyhan, çok selek melek insanlar! Konya, Burdur ve Isparta Türkçesinde selek, eli bol, gönlü bol, cömert ve sâde insan demektir. Ali ve Hatice, karı koca ikisi de diş hekimi, birlikte çalışıyorlar. Hem iş ve diş yaparlar, hem ikram! Aynı gün ve anda, her zaman, herkese! Bârekallah!

Edebin ve edebiyatın kifâyetli âlâsı Agabegüm Aylâ abla, kandil bir İslâmbol hanımefendisi.

Belkıs 1 ve Belkıs 2, bu sokağın bilgelik ve bilgenlik arayıp tarayan okumacı ve dokumacı özel ve güzel insanları.

Câhid ve Nur, nûrun alâ nûr tavrında gayretli ve dirâyetli bir aile!

Çetin ve Gül, gül gönüllü, bülbül dilli, cıvıl cıvıl; şenşakrak bir çift!

Derya gönüllü Deryâ, eli açık, ikrâmı saçık, çok hünerli bir Karadeniz şâhini! Kadrini kıymetini bilen de vaaaar, bilmeyen de… Ne edeliiiim, ne diyelim bilemeyrum, fesübhânallah!

Emel ve amel faslında, asistan-ı azizemin nazlı ve niyazlı kardeşi olan Emel’imizin, emeli de uzuuuun, ameli de bârekallah! Emeli, daha çok kazanmak ve daha çooook çok hayır hasenât ve amel-i sâlihât yapmak! Ameli, rızayıbârî doğrultusunda herkese ve her kesime, her alanda bol bol ikramda bulunmak!

Erkan ve Nurgül, isimleriyle müsemmâ, er ve nur gül insanlar, mâşallah! İki cihanda azîz olsunlar inşallah!

Gürcan ve Aynur, gayretde dirâyetde, merdlikte cömerdlikte ve dürüstlükte birbirleriyle yarışan bir “hayrul umûr” insanı! Tekrarı olmayan tecelliler harmanındaki fıtrî farklar hâriç, birbirlerini tamlayan ve tümleyen bir çift!

Gülşen, bu gülşende hezâr bînevâyım yâ Rasûlallah! nevâsında, çatlaktan ışık sızar! diyen Hoca! Çooook ince, bir nükte bu bence!

İrfan ve Fatma, mut ve umut bağlamında başarılı, hoşâhenk bir aile formatı!

Melek ve Miki, ikisi de kendi hâl ve meşreblerinde iki özel ve güzel melek!

Vedat ve Sabiha da öyle! Özel, güzel, uyumlu!

Zeki ve Bennur, dünyada duman, ahretde îman nüktesi içerisinde azıcık zorlanan kimseler ama, birbirlerini çok güzel idâre ediyorlar!

A’dan Z’ye hepsi de güzel canlar bunlar!

Sokağa adını veren Neyzenbaşı Halil Can Hocayı, 1960’lı yıllarda, Konya’da icrâ edilen Şebiarûs sohbetlerinden tanırım ben. Çok ârif çok zarif, çok kibar ilimle irfanla memlû, dolu dolu bir İslâmbol Efendisiydi. Çok halâvetli çok tatlı konuşurdu. Sohbetine ve muhabbetine doyum olmazdı. Neyinin nevâsı insanı kanatlandırır semâya salardı. Rûhâniyetine selâm olsun. Yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

26 Aralık 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

NİZÂMEDDİN NAZİF VE KEMALİZM

Edeb ve edebiyyât muallimi Nihad Çeçen Hocanın “Maziden Hatıralar” diye bir kitabı var. Akıl fikir yayınlarından.

Nihad Çeçen Hocanın kendisi gibi çok özel çok güzel pek sâde pek âsûde bir kitab, “Mâziden Hatıralar”!

Rahmetli İ. H. Konyalı: Türkiye’nin üç büyük delisi var. Bunlardan biri, Nizâmeddin Nazif beydir! derdi.

Şimdilerde potansiyel olarak hâlâ bir şekilde politikanın ve politize olan kesimlerin gündeminde kalan kemalizm kavramının aga babası, Nizâmeddin Nazif Tepedelenlioğlu imiş.

Peyâmi Safa ile Nizâmeddin Nazif arasında uzun tartışmalar yaşanmış bu bağlamda. O tarihlerin polemik konusu olmuş bu Nizâmeddin Nazif’in kemalizm tutkusu.

Peyami Safa, küresel ölçütlerde böyle bir kavramın olmadığını, bulunmadığını ısrarla vurguladığı halde, o tarihlerde Deli Nizam diye tanınan Nizâmeddin Nazif, kemalizmi tez edinmiş kendisine.

O tarihlerde bi gün, Gazi Paşa, Reisicumhur Mustafa Kemal, kendisine en yakın arkadaş ve ülküdaşlarından biri olan Receb Peker’e :

– Receb! Deli Nizam’a söyle! Benim ismimin sonuna kuyruk takmasın! Ben de sizler gibi bir insanım! demiş. Receb Peker, Mustafa Kemal’in bu emrivakisini Nizâmeddin Nazif’e iletmiş.

Nizâmeddin Nazif bey, Nihat Çeçen Hocanın da hazır bulunduğu bir mecliste anlatmış bunu.

Nihat Çeçen Hoca’nın “Maziden Hatıralar”ında yer alan mânidar bir hatıra bu!

Çeçen Hocam, devam devam, yazmaya devam!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

3 Ocak 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

 

EĞİTİM VE ÖĞRETİM SÜRECİNDE EDEB ERDEM EBED MAYASI

Eğitimin özü gözü, edeb ve ebeddir! İnsanı kendi hakîkatine uyarmak ve uyandırmak!

Tâlim ve terbiyenin temeli, edeb ve ebed muhtevâsıdır! Talim ve terbiyenin, eğitim ve öğretimin hamuru çamuru, ana harcı edeb ve ebed kavramlardır!

Bütün din ve dillerde ana tema, tâlim ve terbiyedir! Tâlim öğretim, terbiye eğitim! Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu, olmaz!

Tâlim ve terbiye, insan eşya, tabiat ve kâinatın hakîkatini doğru okumak ve doğru okutmaktır!

Evrensel bilgeliğin özünde de sözünde de var olan temel ilke Yûnuslama bir şiir ve şuur diliyle:

İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen / Bu nice okumaktır!

Kendini bilen, Rabbini bilir! Rabbini bilen, evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan şeylerin hakîkatiyle tanışma erdemine erer!

Erdem, fazîlet; eğitim ve öğretimin en baş en başat ilke ve ülküsüdür! Olmazsa olmazıdır! Fazîletin olmadığı yerde illâki rezâlet oluşur! Bu sebeb ve hıkmetle, eğitim ve öğretim tepeden tırnağa erdemdir denilse yeridir!

Erdem, edebdir! Edeb, erdemdir!

Edeb, üç harfli bir kelimedir: (E) (D) (B) E eline, D diline, B beline sâhib olmaktır derler, bu bağlamın bilge ve bilgenleri!

Tâlim ve terbiye, eğitim ve öğretim, edeb ve ebed, özdenlik ve kalıcılık arasında uzanan sihirli bir süreçtir!

Ebed de üç harftir: (E) (B) (D). E eline B beline D diline sahib olmaktır! Edebte elden sonra dil; ebedte elden sonra bel ön plana çıkıyor! Bu sihirli süreç içerisinde, sonuçta, ikisinde de ortak bir muhtevâ vurgulanıyor!

Edeb erkan, mü’mine nişan! derler yine bilgeler ve bilgenler. Çooook önemli, çok değerli bir ilkedir bu!

Edeb bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan / Gey ol tâcı emin ol her belâdan!.. diye daaaan dan vurmuşlar, kafa ve kalb gonguna, ulemâlar ve urefâlar!
Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

1 Ocak 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

 

HAMİYET VE SAMÎMİYET ISRAFI

Eskimeyen eskiler, hüsn-i hâl ve hüsn-i hâtime bağlamında, amel-i sâlihatlarını yeterli ve geçerli bulmadıkları için, zaman zaman:

– Aman Allahım aman! Emân Allahım emâââân, lutfen el emân!

Emel uzuuuun, amel kısa! Bu ahvâl ile âkıbet ne ola!.

Rabbim Allahım, Mâbûdu zîşânım! Elim boş, yüzüm kara!

Bu mücrim, bu müsrif, bu müflis kul, huzûrubârîne hangi yüzle vara! niyâzı içerisinde yalpır yalpır yanaar yakınırlarmış…

Genelde herkesle, hepimizle çok yakından hattâ ve hattâ çooook çok yakından ilgili ve belgeli bir yanıp yakınma bu!

Şimdi, konumuz hamiyet ve samîmiyet ısrafı ya!. Onu irdelemeye bakalım biz, heeeer şeyden evvel ve âhir, bunu konuşalım ince ince, ihvân! Hamiyetimiz ve samîmiyetimiz nasıl ısraf oluyor, bunu netleştirmeye çalışalım lutfen a?

Genelde hep gayretli dirâyetli, merd cömerd ve dürüst olan bir insanın, fazîleti rezîlete, hamiyeti hamâkate, samîmiyeti kepâzeliğe dönüşebilir mi, dönüşür neüzübillâh! Her şey kendi şiddeti içerisinde zıddına dönüşür mü, dönüşür neüzübillâh!

Aşırı ölçülerde hamiyet ve samîmiyet, ihsan ve îsar değil, ısraftır ve ısraf haramdır! Elini kolunu, kafanı kalbini, gözünü kulağını, dilini dudağını yanağını manağını ısraf edersen; hamiyetini ve samîmiyetini ısraf edersen, lâ tüsrifû, ısraf etmeyin emrine muhalefet ettiğin için, haram tavırlar içerisinde çarçur olur gidersin, neüzübillâh! Vallah da böyle, billâh da böyle bu!

Kitâbullah’ın ifâdesiyle “halâl ve tayyib” helâl ve temiz tavırlarla normal ve temiz kalabilir insan! Yoksa çooook berbat kirlenir insan inan! Eli booooş ve yüzü kara olur insan işte o zaman! Hamiyeti hamâkat, samîmiyeti sefâhat olur, hüsrâna uğrar, zarar eder, neüzübillâh!

Hamiyet ve samîmiyetin temeli, elinle kolunla ayağınla, kafanla kalbinle, gözünle kulağınla, dilin, dudağın ve yanağınla helâl ve temiz yaşamandır! Haramla kirlenen insan, helâlle yunup yıkanmadan kâmil insan olamaz der, kitab ve sünnet erbâbı!

Elini kolunu, kafanı kalbini, gözünü kulağını, ağzını yüzünü, hücrelerine varana kadar bütün kılcal kanallarını, maddî mânevî her zerreni helâl ve temiz tutacaksın ki, kemâlât kanalı açık olsun, açık kalsın. Kemâlât mülevvesliğe müsâde etmez.

“İyilik Allah’dan, kötülük kendinden” deniyor ya Kur’an’da! Nisâ 79’da!. Maddî mânevî kendinizi temiz ve berrak tutamaz da kirlenirseniz, Allah’dan gelen hasenât sizde seyyiâta dönüşür! Kirli bünye temiz muhtevâya dayanamaz, bozulur! Kendisi bozulur, muhtevâyı bulandırır!

Kaleme alınması ve kelâma getirilmesi bile kronik vaka olarak nitelenen bu çok kirli, bu çok berbat ısrafın keffâretidir korona! Yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

23 Aralık 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

 

HER ŞEY BİR ŞEY TAKDİR VE TEŞEKKÜR

Sevgili sevimli ve çooook değerli Teoman Duralı Hocam!

Gerek TRT 2’de, gerek diğer kanallarda ev sahibi ya da konuk sıfatıyla açtığınız sohbet ve muhabbet sofralarınız, bârekallah, hem bilgilendiren hem dinlendiren ilim irfan ziyafetleridir! Şölendir şölen! Hiç tereddüt etmeden devam edin, dâim olsun lutfen! Selâm ve muhabbetle.

Hormetkârınız

 

TEŞEKKÜR VE TAKDİR

Fîhimâfîh! Ne varsa içindedir! Her şey ve herkes, her gün her an yeniden doğar! Yıl, ay ve gün bir ândır! Güneşin altında eski bir şey yoktur, hepsi yenidir. Ânı dâimin deverânı bunlar!

Mevlânâ Hüdâvendigârın mahrem muhtevâ esintileri bu sözler.

Özdengül Fâik Hoca!

Özden gülmeye ve özden gül olmaya devam tabîbim! Tebrikler ve teşekkürler, Fâik hakîm! Selâm ve muhabbetle!

Hormetkârınız

 

TAKDİR VE TEŞEKKÜR

Bizim her fırsatta “Ekrem’in ikrâmı” diye vurguladığımız Ekrem Demirli dersleri; Mahmud Erol Kılıç’ın zülfikâr kılıncını andıran selâm ve kelâmları; Adnan Karaismailoğlu’nun Mesnevî Sohbetleri ve Hayati İnanç’ın “Can veren Pervâneler”ine, benzerlerine; beni uyaran ve uyandıran yâriğârime, yârân ve yârenlerime de takdir teşekkür ve tebrikler sunuyoruz, hormet ve muhabbetle. Yâ Selâm!

Hormetkârınız

 

TESELLİ

Dertmen kardeşim, senin ârızan evham! Psikolojik bir darlanma. Evham, en sağlıklı insanı bile hasta eder. Sen hasta olma usta ol!

Derdini ummâna sal, âsumâna inle, ama asla kendini/nefsini dinleme! Şekvâ bandından in takvâ bandına bin!

Hikâyet ve şikâyet kanalından çık, hakîkat ve hıkmet kanalına gir! Yavuz endişeden irağ ol! Kendini tâzele! Yâ Selâm!

Mustafa âbin

 

TÂZİYE

Alim Alim Haticem! Hepimiz Allah içiniz ve yine O’na döneceğiz. Rahmetli ve sahâvetli Gülşân annenin bu en mutlu gün ve anlarında, duygusallığın seline kapılarak kendinizi ezip büzmeyin lutfen! Gidenlere de, kalanlara da selâm olsun! Yâ Selâm!

Mustafa âbiniz

 

Zamanın ne önü vaaaar ne sonu! O Dehr’dir. O evvel O âhir, O zâhir O batın! “Eskimeyen yeni”nin şândan şâna zuhûru içerisinde, herkes bir âlem, her şey bir alem!

Hasılı kelâm neticeyi meram, bu kadar karmaşık ve sarmaşık şeyler dahi her şeye rağmen bir şeydir.

Gönlümle kucaklıyor gönlümle öpüyorum herkesi! Sıhhat âfiyet saâdet, hareket ve bereketle Ali Behçet Efendinin kelâmıyla, kendûden halâs olma ahrarlığı dilerim herkese! Yâ Selâm!

 

DERDERÛN

Var sandığımız yokların tekili. Tek’in çoklukdaki gizem çiyesi! Kadîm’in kelâm sıfatının kıvılcımı! Tasavvuf erbâbına göre, her şey bir şeydir; bir şey her şeydir; bir şeyin şeyinin şeyi o şeydir!

Mevlevî Mehmed Zeki Dede’nin zevk-ı selîmine göre:

Biz zevk şinâs-ı neş’e-yi mey değiliz!

Şâyân-ı tena’um-i peyâpey değiliz!

Sāni’ koymuş adımız şey, yoksa;

Biz kendi vücûdumuzla bir şey değiliz!

 

Yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

31 Aralık 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com