YATAY VE DİKEY SEYİRLER

Felsefe ve tasavvuf, mâdumu mevcud gösteren mahrem muhtevânın ikizleridir. Her ikisi de, mâdum mâdum değil, mevcûd mevcûd değil diye düşünürler ve şöyle söylerler: Yokluk yokluk değil, varlık varlık değildir!

Cümle yaradılmışa bir gözle bakan, tek ve mutlak, ahad ve samed olan Yaradan’ı; yaratıkları adedince tesbih ve tenzih eden, sübhânallahi adede halkıhi diyen sâfîler, yatay ve dikey kavramları bağlamında feylesof kardeşlerini şöyle uyarmak isterler:

Yâ eyyühe’l müddessir, kum fe enzir! Ey sarınıp bürünen, kalk ve hemen uyar! komutunda, hem yataylık var hem dikeylik! Yataylık ve dikeylik birbirini nefy eden, yok sayan şeyler değildir! Tam tersine birbirlerini tamamlayan şeylerdir!

Velâyet nübüvvet, mîrac ve tenezzülât seyrinde, yan ve yön kavramları ile işlem yapmak, dikeylik vurgusu yapmak, “Eynemâ tüvellû fesemme vechullah! Her yan ve yön Allah’ın vechi” rumuzâtının ruhâniyet ve râyihasından irağ kalmak olsa gerektir! Mîrac, merdiven anlamına gelen bir kelimedir. Merdiven salt dikey değildir, dikeyi de vardır, yatayı da.

Her yan ve yönü semâvât olan yuvarlak bir gezegende, yataylık ve dikeylik, her yan ve yönü kapsayan içiçe bir bütündür, Allah’ın vechidir! Yerlerin göklerin evrenin ve devrânın her karesi, her noktası varlığın merkezidir. Hayatın beri yakasında, dünyâda her yan ve yön, hem yataydır, hem dikeydir. İbâdet ve ubûdiyetde, kıyam dikey, rükû sücûd ve tahiyyat yarı yarıya yataydır. İbrâhim Aksarayî Hazretlerinin de buyurub duyurduğu vechile:

Hakkın feyzi âleme dübdüzdr anlar isen / Şu görünen mevcûdât bir yüzdür anlar isen…

İster yatay git, ister dikey git! İstersen aşağı yukarı, sağa ve sola ve dahasına git! Yakînin ve yükselmenin imlâsı yoktur! Bütün yan ve yönlerin, her türlü tarzın ve tavrın adresi tektir; başka adres yok! Bütün yan ve yönler dâhil, “En üstlerden en altlara bir şey atsanız veya sarkıtsanız Allah’ın kucağına düşer!” der Hazreti Peygamber! Aleyhissalâtü vesselâm!

Rûhâniyetine selâm olsun, bakın ne güzel şakıyor bu mânâyı Hüsâmî:

 

Gülşen-i cennet dilersen, külhan-ı dünyayı ko!

Yâr-i gül vechi dilersen, gülşene bakmayı ko!

Sen sana gel, sendedir yârin yabanda arama,

Bakma aşağı yukarı esfel ü âlâyı ko!

Sûret-i Rahmânı gör mir’ât-ı kalbinde bu gün,

Münkirin bakma sözüne, va’de-i ferdâyı ko!

Hakk Teâlâ kim muhît-i küllî şeydir zât ile,

Zübde sensin, arş-ı Rahmân sendedir eşyâyı ko!

Çek elin iki cihândan cânını eyle fedâ,

Tâlib-i dîdâr isen dünyayı ko, ukbâyı ko!

Evliyâullaha uygıl bakma ehl-i zāhire,

Bir alay ehl-i garaz pür hile nâ binâyı ko!

Ey Hüsâmî, onsekiz bin ālemin esrârına,

Çünki mazhar düştü gönlün, geç bu huyu hayı ko!

 

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

29 Kasım 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

ARZULAR VE ARIZALAR

Arzular arızaları, arızalar arzuları tetikler! Arzular dahi arızadır kanımca!

Arzuladığın her şeyin bir bedeli vardır! O bedeli vaktinde ödemezsen, arızayı çağırmış olursun! Arıza seni ahde vefâ ve akti îfâya çağırır!

Arzular ve arızalar fıtrata müdâhaleden kaynaklanır. Fıtrata müdâhale Allah’ın emir ve murâdına muhalefet özelliği taşır!

İfâdeye sığmayan bu mahrem muhtevânın râyihasını koklamayan beşer, şaşar ve düşer!

Bu mahrem muhtevânın râyihası şöyle bir şey olsa gerektir: Allah’ın emir ve murâdı dışında bir şey olmaz ammaaaa, Allah hiç kimseyi hiçbir şeye zorlamaz!

Arzu kulluğundan arınan insan kavrar ve zevk eder bunu!

Allah’ın sıfatı olan hayatın akışı içerisinde, arzu kulluğunda darlanan ve zorlanan insan, göynük bir gönülle:

Rabbim Allahım, arzulardan arınmaktır murâdım! derken bile, ahde vefâ ve akti îfâ bağlamında Allah’ın emir ve murâdıyla uyumlu olabilirse, nazı naz, niyâzı niyaz olur diye düşünüyorum.

Arzulardan arınmak hayattan boşanmak değildir! Hayatın halâl/helâl ve temiz nimetlerinden kopmak kaçmak ve kaçınmak değildir.

Arzulardan arınma arzusu haramdan garamdan kaçma kaçınma, helâl ve temiz olana koşma ve ulaşma arzusudur. Hakkına hukukuna riayet kaydıyla…

 

Derkenar

Rumuzât bağlamında bir süâle icâbet :

İnsan, evin can meleğidir, tene nisbetle ruh gibidir! Evin dışında geçirdiği anlar, rüya içinde rüyayı andırır.

Rüya, ruhun can evinden, bedeninden, ten kafesinden çıkıp uçarak uzaktan bağlantı moduna girdiği esrarlı anlardır! Zabtı zor arzuların kanatlanması da denilebilir buna belki!

Belki, ama bil ki, bu böyle bir gizem yumağı olsa gerekdir!

Nübüvvetin kırkta biri olduğu söylenen rüyanın böyle ezoterik bir özelliği var!

Hadîs-i Nebevîdir, bu fasılda söylenen söz şudur:

“İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar!”

Bedensel ölümden evvel, ölmeden önce ölme diriliğine ulaşabilenler, hayatın öte yakasına göçmeden bu yakasında uyanabilirler!

 Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar
24 Kasım 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

RUMUZÂTI AHVÂL-İ RÛHİYÂT VEYA HÂLET-İ RÛHİYYE TEZÂHÜRLERİ BAĞLAMINDA BİR TAHLİL TECRÜBESİ

Bir ucu ahsen-i takvîm obir ucu esfel-i sâfîlin olan beşerin kafa kalb ve ruh halleri, hesâba kitâba sığacak şeyler gibi gözükmüyor! Akıl gönül ve ruh, öylesine içiçe sarmal bir esrar yumağı ki, neye ve kime neyinden ve neresinden bakmanın gerektiği hiç belli olmuyor!

Bu gizemli girdablarda, bu câzibe anaforlarında, bu sembol serablarında çalkanan insan, sağlıklı bir yorum çözüm yapamıyor! Hâl kāle, durum yoruma sığmıyor! Kifâyetsiz kalıyor kelimeler, cümleler, metinler!

Bu mahrem muhtevâ metaforları içerisinde darlanan ve zorlanan insan, ister istemez şöyle söylemeye başlıyor:

İnsana birdenbire / Bin hâl gelir, bin hâl gider! / Bunların cümlesi de / Pinhân gelir, pinhân gider!

Şu fâni dünyâda / Herkes birbirine şık / Herkes birbirine şok!

Kimsenin kimseye diyeceği yok / Herkesin herkese diyeceği çok!

Sonra, son tahlilde, kalbinin kuytularında:

Biraz kül biraz duman / O benim işte!

Kerem misâli yanan / O benim işte!

diye haykıran Ümit Yaşar seyrinde, rumuzât-ı ahvâl-i rûhiyât vâdilerinde, kalb ruh ve sır yamaçlarında, gül lâle karanfil kandak ve kundaklarında; dört nokta iki parantez rumuzâtında şöyle yanıyor kül oluyor insan:

Bir âteşim yanarım / Külüm vaaaar, dumanım var!

Dumanımı savurdum / Arda kalan külüm var!

Tök külümü torpağa / Artı eksi devâ var!

Hâlet-i rûhiyyede / Binbir çeşit sembol var!

İnsan bir kâinattır / Kâinatda her şey var!

 

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar
23.11.2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

NAZ FASLI

Cemîl (güzel) Allah’ın özel ve güzel nazlılarından biri, bi gün bi gece bi an, Arş-ı Rahmân olan gönlünün tenhâlarında: Yâ Rab! Hay âlemlerin Rabb-i Kerîmi! Hay her şeylerden münezzeh ve müstağni olan Hannân! Hay kullarına ihsan ve ikram ettiği nimetlerin haddi hesabı olmayan Mennân! Sen Ğanisin, her şeylerin tek ve mutlak mâlikisin! Evvelde âhirde, zâhirde bâtında her şey, senden sana senindir amma, ben senden daha zenginim yâ Rab! diye naz ve niyaz edince, hıkmetine ön son ve sınır olmayan Hakîm Allah; sevib de yarattığı nazlı kulunu konuşturmak için: Nedir bu sendeki zenginlik sevgili kulum? diye süâl buyurunca, nazı ve niyazı nahifleşen nazlı kul, ânında secdeye kapanarak: Sübhâne rabbiye âlâ, sübhâne rabbiyel âlâ, sübhâne rabbiyel âlâ! Rabbim âlâ, rabbim âlâ, rabbim âlâ! tesbihatı içinde, seni her şeylerden tenzih ederim yâ Rab amma, söylediğimde ısrarlıyım! Dönüşüm yok sözümden! diye aşk u niyâz ederek: Sende olmayan bir şey var bende yâ Rab! Sen varsın yâ Rab, seeeen! Senin Rabbin yok! Senin Hâlık’ın ve Mâlik’in yok! Sen sana seeeen varsın bende yâ Rab! diye ağlayıp çağlamaya başlayınca, Alîm Allah, Halim Allah: Doğru söyledin kulum! buyurarak, onu cemâli ve kemâliyle ödüllendirmiş!

Şeyhülekber “Fütûhât”ının onyedinci sifirinde sözünü ettiği bu zâtla, vaktiyle Şam’da görüşmüş, kendisiyle hoş sohbetler etmiş.

Bu nazlar ve niyazlar bağlarında sohbet ve muhabbetin tadına doyum olmaz! Belki herkese değil ama, bizim meşrebimizdeki insanlara lâzım olan, hatta vâcib olan asıl mahrem muhtevâ bu nazlarda ve niyazlarda mahfî olsa gerektir!

Söz gelimi, bu nazlıların bilinenlerinden biri olan Bayezîd-i Bestâmî’ye, bi gün birileri: Ârif isyan eder mi? diye sormuşlar. Eder dese olmaz, etmez dese olmaz! Ne demiş biliyor musunuz?

Cevab çok hârika! Kendiliğinden ve kendi kelâmı olarak bir şey söylemiyor! Her şeyi içine alan bir âyetle cevab veriyor: Ve kâne emrullahi kaderan makdûra! Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir! (KK 33/38)

Kaderinde varsa eder, demiyor da, aynı anlama gelen âyetle ârif zerâfetiyle cevab veriyor zîra, Allah’ın emriyle murâdı bağlamında tedbir faslında mahrem bir değişme olabilir! Tedbir de Allah’ın takdiri olan şeylerdendir, buyuruyor Efendimiz Aleyhisselâm. Allah’ın hükmü tartışmaya açık değildir, diye meallendiriyor bu âyeti Mustafa Öztürk hoca.

Aynı sûrede, Ahzab 37’de: Ve kâne emrullahi mef’üla! Allah’ın emri gerçekleşti, gerçekleşir!

Allah’ın emriyle murâdı arasında değişme olur mu, olur! Bizim Şevket Baba’nın melâmetiyle Allah dediğini değil, dilediğini yapar! Allah va’dinden caymaz ama vaîdinden cayabilir!

Ârifler ve zarifler tavrına kandil tutan bir âyet daha var: Zâlike takdirül azîzil alîm! İşte bu azîz ve alîm olan Allah’ın takdiridir! (KK 6/96, 36/38, 41/12)

İnsanın bir türlü hazmedemediği ya da en azından hazımda çok zorlandığı, bi türlü olumlayamadığı bir şeyler olduğu zaman, kızıp köpürmeyen, taşıp dökülmeyen ârifler tavrı bu: Zâlike takdirül azîzil alîm! Azîz ve Alîm olanın takdiri bu işte!

Bu sefer de bizzat benim gördüğüm görüştüğüm, yıllarca sohbet ve muhabbetinde beslendiğim bir ârifden söz edeceğim size: Harputlu Kemâl Efendi! Bizim meşhuuuur Kemâl âbimiz!

Bir gün bi sohbette birileri Kemâl âbiye karşı öyle bir terbiyesizlik, öyle bir nâdanlık, öyle bir nobranlık yaptı ki, biz donduk kaldık! Yapabileceğimiz hiçbir şey de yoktu! Biz o donma hâlinde hazımsızlıktan kıvranırken, kemâlât adamı Kemâl âbi, sanki hiç öyle bir şey olmamış gibi, sâkin ve dingin, şunu söyledi: Zorun olmasın; zorlanma darlanma, daralma, darılma; sorun yok! Hazreti Allah’ın hazinesinde bu da varmış; bu gün burada zuhûr etti, açıldı, saçıldı! Hani Yâsin’de bir âyet var ya: Zâlike takdirül azîzil alîm tecellisi bu işte! Azîz ve alîm olan Allah’ın takdiri bu işte! Sabrımızı ve sebâtımızı tartar böyle şeylerle! Test bu test! Ters bir şey yok!

Deli gönül veli gönül, coştu yine taştı yine!

Sohbetin bu kertesinde, az biraz naz niyaz ederek Derviş Ruhullah’ı dinlesek ne dersiniz?

Arş-ı Rahmân olan gönüllerinizden akıp gelen eyvallahınızı duyar gibiyim! Haydin hay den öyleyse!

Naz deminde niyaz, niyaz deminde naz olmaz diyen Osman Bedreddin’in rûhâniyetine selâm ederek, Derviş Ruhullah’ı dinleyelim!

Niyâz ehlindeniz zannetme zâhid,

Meşhûr-u cihândır nazımız bizim!

Sözümüz mutlaka cânâna ait,

Enel Hakk çağırır sazımız bizim!

 

Erenler bezmidir meydân-ı irfân!

Zulmeti nûr eder, inkârı îman!

Sofu ise olur tilkisi arslan,

Kaplandan müthişdir bazımız bizim!

 

Kapıdan girmeden düşün derince,

Pek dardır yolumuz sıratdan ince!

Mânâ ustasından okuduk hece,

Benzer muammaya yazımız bizim!

 

Lâyı unutmuşuz hep deriz illâ,

Bu yolda çekmişiz dehre es salâ!

Kitmândır şâhımız dönmeyiz aslâ!

Açılmaz münkire râzımız bizim!

 

Bulmuşuz Mevlâyı vicdanımızda!

Edeb müncelidir erkânımızda!

Birdir her bir millet meydanımızda!

Türkümüz Kürdümüz Lâzımız bizim!

 

Ruhullah bulmuşum bu demde zâtı!

Bir zâtda seyretdik ismi sıfâtı!

Bir elden içtik ki âb-u hayâtı,

Kalmadı kışımız yazımız bizim!

 

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

19 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

YALNIZLIK SANCISINA ÖZÜM ÇÖZÜM ARAYIŞI

Kendine yetmeyen insan yalnızdır! Kendine yetebilen insan yalnız kalmaz, kalamaz, yalnız olmaz, olamaz!

Ne demek bu? İnsanın kendine yetebilmesi denilen şey de ne? Mümkün mü bu?

İnsan kalıbıyla şurda burda burada, kalbiyle ötelerde, üst katmanlarda gezer tozarsa, yalnızlık duygusu yaşamaz diye düşünüyorum ben şahsen ama, zaman zaman, bu duygu ve düşünceye ters düşerek yapayalnız lâpayalnız hâlinde dolanıp zorlandığım anlar da olmuyor değil hani!

Kendiselliğinde fazla oyalanan insan yaşıyor bu darlanma ve zorlanmayı illâki! Kişinin kendisini hiç önemsememesi kadar, yeterinden fazla önemsemesi de aynı bağlamda darlanma ve zorlanma nedeni olabiliyor mu, oluyor! Şöyle söyler bu bağlamda insanlığın pîri Hazreti Mevlânâ: Kendini gören, kendini beğenen kimse, birilerinde bir yaramazlık görünce içinin içinde cehennemden daha beter bir patlama olur! O bu kibri din gayreti sanır ve kendi kâfir nefsini görmez!

Ne gerek var buna? Hakk Teâlâ seni önemsemiş de yaratmış, yâr etmiş zât-ı pâkine! Seni mükerrem kılmış, seni kendine halîfe edinmiş! Her şeyi senin için, seni kendi zât-ı pâki için varlık meydanına salmış! Neyine yetmiyor bu senin? İnsanın kendine yetmesi denilen muhtevanın özü özeti budur! Neyine yetmiyor bu senin?

Aşkın mı yok, şevkin mi yok, zevk idrâkin ve Muhammedî neş’en mi yok? Potansiyelinde var bu senin! Onu açığa çıkarmak, kendini açığa çıkarmaktır! Ger eger, gerçekten de kendini yerince ve yeterince önemseyebiliyorsan, potansiyelinde var olan bu pahabiçilmez gerçekliği açığa çıkarman için yalnızlık dediğin anları bile büyük fırsat bil! Kendiselliğin hapsinde darlanıp zorlanma yerine, kalıbının ötelerinde, kalbinin tepelerinde seni bekleyen hazîneyi uzmâya ulaşmak için çalış çabala!

Yalnız kaldığını sandığın anlarda, bismillâhi vahdeh de bir fâtiha oku! Bitiminde elhamdülillâhi vahdeh de bir salavat getir! Virdin olsun bu, tekrar et bunu! Bismillâhi vahdeh, fâtiha, elhamdülillâhi vahdeh, salavat! Angoisse çözümlemekle ilgili formüllerden bir formül bu! Formül çok, sana hangisi uyarsa onunla çözümle! “Bismillâhi vahdeh, elhamdülillâhi Rabbil âlemin… Elhamdülillâhi vahdeh, allahümme salli alâ Muhammed” Aleyhisselâm Efendimiz, sıhhat sâfiyet ve saadetle buyuruyor ki:

“Kardeşim Îsâ sizlere dedi ki, insanlara iyilik ediniz, insanlar iyilik edilmeye değer! Ben size diyorum ki, insanlara iyilik ediniz, sizler iyilik etmeye değersiniz!”

Allah’ın ailesi olan cümle yaradılmışa yapılabilecek en büyük iyilik, haklılara haklarını, haksızlara müstehakını vermektir!

Mâdem ki kendini yeterinden fazla önemsiyorsun, öyleyse her şeyden ve herkesten önce kendine bir iyilik yap da, her an ve her hâlükârda sürekli Allah ve Habîbullah sofrasında olduğunu unutma ki, kendini yalnız hissetmeyesin!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

17 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

ZÎRA ZİRVELERİNDE BAŞI DÖNER ZALÛM VE CEHÛL HALÎFE İNSAN

Kaderin yorumsuz kavranmaz akışı içinde zuhûr eden, ortaya çıkan hâdisâtın tazyikâtı olayların baskısı altında ezilip büzülüp üzülmemek için, her hâlükârda, her durumda, elhamdülillâhi vahdeh vekârı içinde sabır şükür ve tahammül edebilmek çok kolay değildir, zîra… Nasıl ki her tohumda bir orman ve her ormanda binlerce, milyonlarca, milyarlarca hatta daha da fazla sayısız tohum gizliyse; her insanda bir kâinat ve her kâinatta sayısını bilemeyeceğimiz kadar insan gizli âdetâ!.. Allah’ın halîfesi olan insanın böyle çözümsüz bir gizemi var! Bu nedenle çooook zorlanır insan zaman zaman! Aman Allah’ım aman, aman Allah’ım aman yırtınışı içerisinde perişan olan insanı anlamak değil, anlar gibi olmak bile kolay değildir zîra… Allah’ın halîfesi olan insan, üzerinde yaşadığı bu sınırlı sorumlu dünya kooperatifinin kapsamına sığmıyor!

İki cihan bende sığar / Ben bu cihana sığmazam! diyen Nesîmî’nin yırtınması sıradan bir yırtınma değildir! Allah’ın halîfesi olan herkesin böyle veya buna benzer bir yırtınması vardır kendince!

Her şeyleri yerli yerince yapan çatan Zâtıbârî güzel Allah, kendine halîfe edindiği insana, akıl vermiş, fikir vermiş; duygu düşünce, îman imkân iz’an vermiş. Her türlü nimet, zaten ganimet ama, yine de doymuyor insan! Aç değil ama tok da değil, tatminsiz, doyumsuz, uyumsuz bir oburluğu var! Allahlığı hariç her şeyini veren, her şeyini emrine âmâde eden güzel Allah’dan daha ne istiyor bu insan? Onu da verse, onu da yer yutar bu “zalûm ve cehûl” insan!

Hem Allah’ın halîfesi diyorsun hem de zalûm ve cehûl diyorsun insan hakkında! Nasıl söyleyebiliyorsun bunu? diye sormayın bana! Bunu ben söylemiyorum, Allah söylüyor Ahzâb’da: Biz emâneti göklere yere ve dağlara teklif ettik, onlar bunu üstlenmekten çekindiler, onu insan yüklendi zîrâ, o zalûm ve cehûldür! (33/72)

Çok mahrem bir muhtevâ bu!.. Kendine kıyan, kendini tanımayan ya da kendini kurban eden cüretkâr anlamlarını içeriyor olsa gerek bu âyet zîrâ… İnsan kadar çözümsüz bir yaratık yok! Herkes bir âlem! Kebedde yüzyüze geleceği zorluklar içinde (Beled 4) yaratılan insanın serüveni âlem! Çooook karanlık, aydınlığın şiddetinde karanlık ve karmaşık bir yaratık insan! Bu nedenle çözümsüz olsa gerek!

Yâ Selâm!

23 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

KIVAM VE KIYAM İÇİN ESNEKLİK ŞART

Şunu söyler bizim Melek Hoca dâima: Din îman ve îkan, akıl ve mantık sınırlarını aşan üst katmanlarda yurt tutan kavramlardır! Sen bütün içtenliğinle bildiğin ve bellediğin kadarını doğru dürüst yaşa! Hiç kimseye sataşmadan öyle berrak yaşa ki, imrendir! Sen de arada sırada hâline uygun bir şeyler söylersin elbet ama, öncelik imrendirebilmektir! Bunu unutma: İmrendirmek için imrendirme havasına girersen olmaz! Çok hâlis bir hâl lâzım bunun için.

Dinli dinsiz, donlu donsuz hiç kimseye sataşma! Hiç kimsenin iç dünyasına karışma! Karışmaya kalkarsan zanna düşersin! Zan zindandır! Zindan dipsiz bir kuyudur! Kimde ne var bilemezsin! Ne olacağını da bilemezsin! Bilmediğin bir alanda bilgenlik taslama! Yûnus’umuzun bir sözü var ya hani! Halka sâlusluk satan, ona buna hava atan…

Uslu değil delidir, halka sâlusluk satan / Nefsin müslüman etsin, var ise kerameti!

Sâlus, gösteriş düşkünü, doğruluk taslayan…

Ger eger kerâmeti varsa, hüneri varsa, önce kendini müslim etsin, mü’min etsin, muvahhid etsin, diyor Yûnusumuz. İmrendirmek böyle olur!

Söz de bu, öz de bu işte!

Teninle bedeninle burada, gönlünle zihninle hep ötelerde, her hâlükârda Habîbullah’ın izinde olabilirsen, hâlinin mîracını yaşar ve yaşatırsın!

Kolay değil bu, zor bir eylem ama, imkansız da değil! İmkansız değil! Vallahi değil, billâhi değil! Yeter ki sen eğil! Eğrilme, eğil! Rükû ve sücûd eğrilmek ve devrilmek değildir! Kıyam için kıvam yoğurmaktır! Kasılmaktan ve katılıktan arınma çabasıdır!

İyiye güzele ve doğruya eğilmek esnekliktir! Mü’min esnek olur buyurur Habîbullah Efendimiz Aleyhisselâm! Allahümme salli alâ Muhammed tavrı içinde olmaklığın kadrini kıymetini bilebilse beşer, potansiyel olarak / bil kuvve ânında mîrac eder! Ânında ânında! Hiç şüphen olmasın bunda!

Hazreti Peygamberin sünnetidir esneklik, yâni müdârâ! Kitab ve Sünnet ikliminde boy veren sâfîler sofrasında şöyle bir söz döner:

Allah’ın farzı idâre; Peygamberin sünneti müdârâ; Evliyânın himmeti dübârâ!..

Bu üçü de esnekliği ifâde eder!

Yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

16 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

HOŞ KELÂMDA SELÂMET

Gecenin geç saatlerinde tekkeden mekkeden, zikirden fikirden, sohbetten muhabbetten evine dönen bir halli ermiş veya derviş, yol boyunda yan yatmış çamura batmış salkım sümük bir sarhoşa rastlamış! Yüzünü ekşiterek:

– Tüh sana len, mendebur mazhar! Sen ki çok soylu bir ailedensin. İnsan Allah’ı böyle mi arar lan?  Tüh sana, yazık sana! filân diye esip savurunca, o sarhoş marhoş mayhoş adam, şöyle bir kaykılarak:

– Sana da efendi, sana da! Sana da Allah, bana da Allah! Sen kendi hâline bak, yallah! diye sayıklayınca:

– Ne varmış hâlimde?

– Ne olsun, daha ne olsun efendi! Tekkeye mekkeye gider zikir fikir edersin, tekkeden mekkeden gelirsin, mazhar ezer mazhar üzersin! Daha ne olsun ki! Cümle yaradılmışa bir göz ile bakmayan / Şer’in evliyâsı ise hakikate âsidir! diyen Yûnus’u bile anlamamışsın sen! Hay de yallah evine! Benden sana ne! Benim hamurundan çamurumdan sana ne?Evine evine yallah evine! Yâ Allah! diye ağzını sıvayınca, nutku tutulmuş o celâlli derviş veya ermişin! Eteğini toplamış evine gitmiş.

O gece mânâsında Habîb-i Hüdâ şunu söylemiş o celâlli ermiş veya dervişe:

A benim zaif ümmetim! A benim kendiselliğine mağlub ümmetim!. O harâbat mazharına hor hakir bakmak yerine, ona şefkatle hitâb ederek, ona hoş kelâm etseydin! Onu kendine, özüne uyandırma gayretine girseydin, daha iyi olmaz mıydı?Ona vahşi değil yahşi davransaydın zarar mı ederdin? Kâr ederdin, kâr ederdin ümmetim!

Boş kelâm etme, hoş kelâm et! Boş kelâmda değil, hoş kelâmda selâmet!..

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

3 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

GAYRET VE İNÂYET

Sanal âlemde banal banal dolaşırsan, dolaşırsın gurban!

Kaderin yorumsuz kavranmaz akışı içerisinde birileriyle ya da bir şeylerle dalaşırsan, dalaşırsın gurban!

Sen sana yetersin ammaaaa, sen sana yetmiyorsan, bu bir özge muamma!

Sen sana yetince, sen olmayan sen olan güzel Allahla kucaklaşırsın!

Senlikten benlikten geç, birrrrliğe berrrrliğe yönel!

Çooook özge bir yoldur, bu özge yola yönel!

Genelin akış ve bakışı şaşırtmasın seni aman haaaa!

Sen sana yüklenen özel kanalda seni gözleyen özele yönel!

Budur sırât-ı müstakim, budur dosdoğru yol!

Her yerden her şeyden sana uzanan kol!

Bilesin ki Allah’ın kolu, Allah’ın kulu bu!

Bir değil bin de değil, Allah’ın yolları sonsuz, Allah’ın yolları bol!

Budur sırât-ı müstakim, budur dosdoğru yol!

Bizim benliğimizdir bize dar gelen zor gelen!

Âaaah bir soyunabilsek bu berbat benliğimizden!

Her şey çok başka olur o zaman ammaaaa!

Bu da özge bir muamma, bizden bize kendiselliğimizden!

Allah’ın inâyetine sınır çizilmez, fakat, kulun hayret ve gayretinin Allah’ın inâyetini tetiklediğini de unutmamak lâzım!

İrfan güneşi Hazreti Şems’e göre: Susmak cümlenin istirahat hâlidir! İstirahat bitince çıkan cümle dingin ve dinç olur! Çok konuşarak cümleyi yorma; yoksa cümle âlem yorulur!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

2 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

HOŞ GELDİN ALLAHIM HOŞ GELDİN

Bizim Ali Tahir bir sabah, kuşluk vakti, kahvaltısı biraz gecikince salondaki kanepelerden birinin üstüne çıkarak:

– Anneeee anne, can anne! 155 acıktım be yavvv valla! diye bir bağlık -çocuksu tatlı çığlık- attıktan sonra, ellerini kollarını âmin vaziyetinde açarak, Kâbe imamları tavrında ihlas sûresini okumaya başlamış!

Öyle bir edâ, öyle bir sedâ, öyle bir tavır ki, çocuksu sâdeliğin ihtişamı içinde sabîlik sâfiyetinde, Kâbe’de imam sanki! Vurgular tane tane!

Bismillâhi’r Rahmâni’r Rahîm

Kul hu vallahu ehad!

Allahu’s samed!.

Lem yelid ve lem yûled! derken; ve lem yekün lehü küfüven ehad! faslında hafif bir hafıza ve hatırlama karmaşası yaşadıktan ve sûreyi aynı ihlâs, aynı içtenlikle, aynı sadelik ve vekar içinde:

Ve lem yekün lehü küfüven ehad! âyetiyle tamamladıktan sonra, her türlü bulanıklıktan uzak, adı gibi kendi gibi tâhir / temiz berrak bir zevk ve şevk içinde:

Hoş geldin Allahım, hoş geldin! diyerek kanepeden indiği an sofra geliyor!

155 acıkan Ali Tahir sofrası bu!

Anneanne Anabacı, astronom anne Can Kız ve iyilik hikâyeleri yolcusu Ersin Âmin, mutlu ve umutlu, üç ihlâs bir fâtiha okuyorlar ervâh-ı tayyibeye, elhamdülillâhi vahdeh hamd ve şükrü içinde.

Güzel Allahla güzel kul arasındaki bulantısız temiz berraklık bu işte!

Yâ Selâm!

Derkenar:

155 acıkmak, 155’e telefon edercesine acıkmak olsa gerektir! Çocuksu sâfiyetin âfiyet çağrı ve çağrışımı olsa gerek bu!

 

Mustafa Özdamar

1 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com