HOŞ GELDİN ALLAHIM HOŞ GELDİN

Bizim Ali Tahir bir sabah, kuşluk vakti, kahvaltısı biraz gecikince salondaki kanepelerden birinin üstüne çıkarak:

– Anneeee anne, can anne! 155 acıktım be yavvv valla! diye bir bağlık -çocuksu tatlı çığlık- attıktan sonra, ellerini kollarını âmin vaziyetinde açarak, Kâbe imamları tavrında ihlas sûresini okumaya başlamış!

Öyle bir edâ, öyle bir sedâ, öyle bir tavır ki, çocuksu sâdeliğin ihtişamı içinde sabîlik sâfiyetinde, Kâbe’de imam sanki! Vurgular tane tane!

Bismillâhi’r Rahmâni’r Rahîm

Kul hu vallahu ehad!

Allahu’s samed!.

Lem yelid ve lem yûled! derken; ve lem yekün lehü küfüven ehad! faslında hafif bir hafıza ve hatırlama karmaşası yaşadıktan ve sûreyi aynı ihlâs, aynı içtenlikle, aynı sadelik ve vekar içinde:

Ve lem yekün lehü küfüven ehad! âyetiyle tamamladıktan sonra, her türlü bulanıklıktan uzak, adı gibi kendi gibi tâhir / temiz berrak bir zevk ve şevk içinde:

Hoş geldin Allahım, hoş geldin! diyerek kanepeden indiği an sofra geliyor!

155 acıkan Ali Tahir sofrası bu!

Anneanne Anabacı, astronom anne Can Kız ve iyilik hikâyeleri yolcusu Ersin Âmin, mutlu ve umutlu, üç ihlâs bir fâtiha okuyorlar ervâh-ı tayyibeye, elhamdülillâhi vahdeh hamd ve şükrü içinde.

Güzel Allahla güzel kul arasındaki bulantısız temiz berraklık bu işte!

Yâ Selâm!

Derkenar:

155 acıkmak, 155’e telefon edercesine acıkmak olsa gerektir! Çocuksu sâfiyetin âfiyet çağrı ve çağrışımı olsa gerek bu!

 

Mustafa Özdamar

1 Temmuz 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com