İki şirin şirine var bugün şu an gündemde! İlki zâhir bâhir sahnede, ikincisi bâtın mahfî gönlünde! İlki söz gümüşünü tercih ediyor şimdilerde; ikincisi sükût altınında ısrar ediyor! İkisi de özel ikisi de güzel insanlar bunlar! İkisi de naz ve niyaz şakıyor gönül bahçelerinde! Özenle işledikleri ve gönül bohçalarında gizledikleri vuslat-ı Rabbânî çeyizleri, türüm türüm Rahmânî râyihalar tütüyor hep, bârekallah!
Birinin hem kitabı var, hem hitâbı! Obirinin salt hitabı var, o da arada sırada zuhûr edende! İlki, Ağlar Baba’nın konuşan gülü, ikincisi, Harputlu Kemâl Efendi’nin susan bülbülü! İkisi de nazlı, ikisi de niyazlı olan bu Allah güzellerinin ilki; pesler vâdîsinde doremide konuşan nazlı gül, ikincisi, esler vâdîsinde sibemolde sûsen nazlı bülbül!
Bu özel ve güzel insanların ikisine birden, kısmen harem, kısmen selâm eden bu yazıda, söylemek borcunda olduğum şeyler şunlardır:
“Kalemin ucundan gönül burcuna” kanat çırpan Dildâre Figen, nâm-ı diğer Figen Özer, Ağlar Baba’nın nazlı gülü! Hani sen diyorsun ya, gönül burcunda:
Değişir bir gün renkler değişir / Bak gördün mevsimler nasıl değişir / Doğru yanlış diye verdiğin hüküm / Baktığın gördüğün mânâ değişir!
Muhabbetin renginde âhenk değişir / Tomurcuklar gül olur, haller değişir / Üzgün olma, hüznün bize yetişir / Sen gül ki Dildârem, âlem değişir! (Figen Özer: Kalemin Ucundan Gönül Burcuna, Akıl Fikir Yayınları, 2020 İstanbul)
Ben de derim ve demek isterim ki size:
Figân etme Figen, figân etme / Aman sakın kendini ziyan etme / Hakla pakla doldur müdâm bendini / Şiirin şırıltısı var sende gız!
Sakın ola sakın, alkışa akma / Alkışım tükendi kusura bakma / Sâluslar sözüyle içini yakma / Şiirin şuuru var sende gız!
Ağlar Baba sana himmet eylemiş / Söyleyende o da neler söylemiş / Hakk aşkının kaderi hep böyleymiş / Şiirin umûru var sende gız!
Kulağına küpe olsun bu pendim / Kızıma söyledim sen anla kendim / Şu demde pendimde kendime geldim / Şiirin şavkı tavkı var sende gız!
Hay nazlı nazlı, nazlı niyazlı / Evvelde âhirde gönlü beyazlı / Rızâyı Bârî’den sırtı sıvazlı / Her durumda râm ol hıkmetullaha!
Nazlı nazlı nazlan, nazlan Allah’a / Niyâzın evlâsı nazdır Allah’a / Hıkmetinden süal olmaz Allah’ın / Her durumda râm ol hıkmetullaha!
Gönül ki Allah’ın en mahrem evi / Yemesin kimseyi şatâhat devi / Kitab Sünnet tavrı kulun ödevi / Her durumda râm ol hıkmetullaha!
Hıkmetsiz nutuklar örseler özü / Zor durumda bırakır hem herkesi hem bizi / Hıkmetsiz ahkâm doyurmaz sizi / Her durumda râm ol hıkmetullaha!
DERKENAR
– TRT’de Ramazan-ı Şerif programı sunan dostların dikkat ve rikkatlerine-
Bu bahsi ayrıca müstakılen münhasıren kaleme almak niyetindeydim, münâsibi de budur lâkin; âciliyyeti sebebiyle derkenâr ettim; her dilden, her telden, her mertebeden özür dilerim!
Bâyezîd-i Bestâmî Hazretlerine: Ârif isyan eder mi? diye sormuşlar! Eder dese bir türlü, etmez dese bir türlü! Ne demiş Hazret biliyor musunuz? Rûhâniyetlerine selâm olsun, kendiliğinden bir şey söylemek yerine, Tekvar’ın kelâmıyla cevab vermiş: Ve kâne emrullahi kaderen makdûrâ! Allah’ın emri takdir edilmiş bir kaderdir! (KK Ahzâb 33/38) Aynı sûrede bir önceki âyetde: Ve kâne emrullahi mef’ûla!: Allah’ın emri gerçekleşti! buyuruluyor.
Allah’ın emriyle murâdı bağlamında dönüp ağan, değişip dönüşen ve çooook gizemli mesajlar veren o kadar çok âyet var ki, bu âyetlerin derûnuna inmeden bizim herhangi bir konuda, kendiliğimizden esip savurmamız, çok ğalat söylemlere sebeb oluyor! Sözgelimi, dünyayı ve dünyalıları uyaran, kendilerine gelmeye zorlayan şu virüscağaza hakaret çağrışımı taşıyan ifâdeler kullanmak, bencağaza şahsen girân geliyor! Geçtiğimiz günlerde, çok değerli bir sunucunun ağzından: Şu Korona belâsı def olup gitse ülkemizden de rahata ersek, işimize baksak! gibi bir cümle zuhûr edince, üzüldüm. İçimin içinde bir cızzzlama oldu. Yüzyılların imbiğinden süzülüp gelen ârifler tavrına ters düşer bu tür sürçmeler efendim! Özür dilerim! Belâyı nimet hatta ganimet bilmektir rızâ! diyen Bâyezîd-i Bestamî tavrına ters düşmez mi bu efendim? lutfen lutfen !.. Siz def olası falan derseniz, maazallah celâllenir davul olabilir erenler! Aman dikkat, lutfen rikkat yârenler. Yapmayın etmeyin; yapmayalım etmeyelim, o kendiliğinden gelmedi! Her durumda, ama bilhassa böylesi durumlarda, bizim üstümüze vazife olan şey, Hakîm Allah’ın emir ve murâdı doğrultusunda hareket eden mahlûkatı istihkâr değil; zâlike takdîrul azîzil alîm! İşte bu azîz ve alîm’in takdiridir! (KK 6/96 + 36/38 + 41/12) uyarısı bağlamında hıkmete râm olarak, takdirin obir yüzü olan tedbire başvurmaktır! Tedebbürdür! Tedbir ve tedebbür mahlûkatı istihkâr değildir!
Allah adâlet ve ihsânı emreder! Mahlûkatı istihkâr adâlet ve ihsan değildir! Allah’ın emir ve murâdı doğrultusunda hareket edebilen mahlûkatı istihkâr, kalbin cinâyetidir derler büyükler! Derkenârı uzatmaya gerek yok, insanlığın pîri Hazreti Mevlânâ Hüdâvendigârın söylemiyle, sözü kısa kesmek lâzım vesselâm! Yâ Selâm!
Mustafa Özdamar
3 Mayıs 2020