Korona ya da koroni bildik anlamda bir küflenmeyi andırıyor! İnanılmaz bir hızla kök salan ve çok çabuk yayılan bir küflenme bu! Bayatlayan şeylerin, ihlâl ve ihmal edilen değerlerin illeti, uyarı! Uyarılar karşısında duyarsız kalmanın cezâsı, korona günlerinde çekilen sıkıntı! Harem selâm nezâhetini hiçe saymanın uzantısı bu davranma ve zorlanma! Alışkanlığa esâretin keffâreti!
Biz bu bağlamda epey estik savurduk! Önce kendimizi, sonra etrafımızı uyarıp uyandırmak için çooook çalıştık çırpındık, fekat anlatamadık galiba? Ah ki ah! Neyleyelim bilemiyorum ki!.
Bu arada bu süreçte, bu iki ara bir dere hengâmesinde yeni şeyler öğrendik. Bütün dünyada zorunlu bir karantina uygulaması var ya! Karantina kırk anlamına gelen bir kelimeymiş biliyor musunuz? Ben bilmiyordum, yeni duydum! Bizim tasavvuf kültürümüzde yer alan, alışkanlıklardan arınmanın şartlarından olan erbain (kırk) gün çilesinin Avrupa dillerindeki karşılığı karantina imiş, çok ilginç! Büyük insanlık âilesinin Âdem’in çocukları olduğunu vurgular bu! Ana baba mîrasının yansıması bu!
Alanında uzman usta bir hakîm ve hekîmin, tabîb-i hazık bir mürebbî olan mürşidin denetiminde kırk gün süren fiziksel ve sosyal perhiz yada riyâzet diyebileceğimiz erbainin ilk şartı, Kitap ve Sünnet bağlamında dört kapı ve kırk makam hukûkuna riâyettir! Çok kötü kirlenen ve çok kötü küflenen ve çürümenin eşiğinde debelenen bütün dünya ve dünyalıyı bu zorunlu işleme tâbi tutan korona ya da koroniye olumsuz bakarsanız, çooook berbat yanılmış ve yamulmuş olursunuz, inanın! İllet veya belâ dediğiniz bu şey bir uyarıdır, uyarılar karşısında duyarlı olmak esastır!
Bizim Evkâfdan mütekaid bî merasim Mustâfendi, bu mahrem muhtevâyı çooook yazdı çizdi konuştu! En yakınları da dahil hiç kimseye anlatamadı, algılatamadı, dinletemedi!
Varak-ı mihr-i vefâdır, kim okuuur, kim dinler demeyin! Hak Teâlâ aşkına, halk teâlânın korunup kollanması için siz bâri, okuyun ve dinleyin! Allah’ın sıfatı olan hayatınızı, alışkanlıklara esaret köleliliğinde bayatlayıp küflendirmeyin, lutfen lutfen! Önce kendime, sonra size söylüyorum bunu bilesiniz!
Nerdeyse bütünüyle doğru dürüst gereği gibi yaşanmadan kazaya kalmış, yine nerdeyse tamamı alışkanlıklara esâret köleliğinde bayatlamış hayatımız, yazık ki temelde zararlı olan gereksiz merâsimlerle ömür kömürlemekle ziyan olup gidiyor!
Çok basit gibi gözüken şeyler büyük tahribatlara yol açar mı, açar! Açmaz mı? Sözgelimi uzuuuun yılların ürünü olan güzelim ormanları ve ormanlarda yaşayan güzelim yaratıkları cayır cayır yakan kül eden yangınların çekirdeği genelde basit gözüken bir kıvılcım, bir çiye değil mi?
Basit gördüğünüz hiçbir şey basit değildir! Önemsiz ve değersiz gördüğünüz hiçbir şey, önemsiz ve değersiz değildir! Artı veya eksi her şeyin çooook paha biçilmez bir önemi ve değeri vardır!
Din, din-i İslâm, “Allah katında din İslâm”, dünyanın ve dünyalıların yararına ve zararına olan şeyleri sistematize eden Rabbânî bir kurumdur! Aklı başında aşkı gönlünde olan her insan, hayatının her karesini bu kurumun olmazsa olmaz kurallarıyla uyumlu olup olmadığına özen gösterir! Özensizlik ve düzensizlik ağır yanlışlar ve yanışlarla sonuçlanır! Ahanda size zorunlu kontrollü sosyal hayat! Sözünü ettiğimiz özensizliğin ve düzensizliğin keffâreti bu! Kendisel kirlenme ve küflenmelerin keffâreti bu!
Şimdilerde, koroni günlerinde ısrarla bir fiziki mesâfeden söz ediliyor ya! Bu fiziki mesafe, iç ve dış floramızın zorunlu kıldığı bir mesâfedir! Ve salt musibet günlerine özgü musibet dönemleriyle sınırlı bir mesafe değildir bu! Mesâfe yahu! edebinin kaçınılmaz kıldığı her durum ve konumda geçerli olan bir kural bu! Musibet gelince zorunlu homhom hom, musibet gidince ya da gider gibi olunca, sereserpe hamhum şaralob edilecek iyreti bir ilke değil bu!
Böylesi ikilem aymazlık ya da karmaşıklıkları karşısında: Her şeyin bi şeyi var! Her şeyin bir yakışığı ve yanaşığı var! Her şeyin bir arışıklığı veya karışıklığı var! Her şeyin bir arı duru şıklığı var; bir de boz bulanık bulaşıklığı, yalaşıklığı ve yılışıklığı var! Edep yâhû! Nezâhet yâhû! dermiş rahmetli Mürvet Anne!
Mürvet Anne, rûhâniyetine selâm olsun, Hasköy’ün has kadınlarından sahâvetli bir Anne! Hasköy’de safvete, Rami’de hıkmete râm olmuş mürüvvetli bir Anne!
Mürvet Annenin vefâ mihrinin nâmesi, mektubu sayın bu yazıyı sizzz ki, bizzz de müsterih olalım!
Yâ Selâm!..
Mustafa Özdamar
8 Mayıs 2020