GÜNDÜZ EFENDİ -10- HASRET VUSLAT BUĞUSU

Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti âbi, hayatının son demlerinde: Vaktiyle derviş olmak lâzımmış derviş! dermiş. Hemen sonra da Yûnus olmak varmış, Yûnus! diye uğunurmuş.
Dedem rahmetli de son senelerinde hep buna benzer şeyler söylerdi. O günlerde dedeme: Âhirette bize de şefâat et dede! dediğim zaman: Aman oğlum aman! Allah izin verir de, bize de bir onbaşılık çavuşluk gibi bir görev verilirse eh!.. der, sonra da şunu ilâve ederdi: Çürümemeyi öğrenmek varmış!
Uzuuuun yıllar evvel söylenen bu sözler, öylesine içten, içimin içinden öylesine sardı bürüdü ki beni…
Dedem rahmetlinin ifâdesiyle çürümemeyi öğrenmek veya edinmek denilen şey, mûtû kable entemûtû ahvâli içerisinde, ölmeden önce ölme diriliğine ulaşmak olsa gerektir!
Şefâat onbaşılığı veya çavuşluğu denilen şey, Şâfî Vâfî, Muâfî ve Kâfî olan Allah’ın Habîbullah’a ihsan ettiği şefkatin, nübüvvet ve velâyet vârislerine de ikram olsa gerektir!..
Şifânın ve vefânın ta kendisi olan Kâfî Allah’ın kullarına ihsan ettiği şefkat merhamet ve muhabbetin “adı güzel kendi güzel Muhammed”liği olsa gerektir!..
Şefkat ve muhabbet kişinin kendisine ve çevresine edeceği şefâatin mayası olsa gerektir!..
Bu mukaddes maya, Allah’dan Habîbullah’a, Habîbullah’dan ümmete hediye olsa gerektir!.. Zîrâ, ārifibillâh Hasan Sezâî Efendi’nin de fâş ettiği gibi:
Muhammed’dir cemâl-i Hakk’a mir’ât!
Muhammedden göründü kendi bizzât!
Muhammed’den vücuda geldi imkân,
Muhammed râi vü mer’i ve mir’ât!
Göründü çün sıfat biçun iken ol,
Nice derk ede derrâk ânı heyhât!
Muhammed şerhidir âfak ü enfüs,
Ânı cümle bilir erbâb-ı hâlât!
Sezâî cem olur Ahmed’de cümle,
Ne kim vardır nihâyet ve bidâyet!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar
23 Haziran 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -9- KONYA KAHİRE EZHER

Dedem rahmetli Kahire günlerini anlatırken şunları söylerdi:
Kahire’de Konya’dan icâzetli olmaklığım bana çok itibar kazandırdı. Hem talebeydim, hem hocaydım Ezher’de. Türk talebelerin başkanı, Abbas Halim Paşa Sarayının başimamıydım.
Abbas Halim Paşa’nın Sarayında çok mutantan ziyâfetler olurdu. Neler yemezdik neler amma… Çocukluğumda odun etmeye, odun toplamaya gittiğim Kent yaylasında, anamın azığıma kattığı Torbeş Arnavutların ovmaç dedikleri ekmek öğmesinin lezzetini hiçbir yerde görmedim! Özge bir lezzetti o ekmek öğmesi.
Bir gün bir zâbit geldi Ezher’e Türk Subay! Türk talebelere dağıtmam için bana bir tomar para verdi.
İşiniz ne buralarda diye sordum. İngilizlerle görüşmeye geldiğini söyledi! Sarışın mavi gözlü şık bir askerdi bu subay. Yıllar sonra Türkiye’ye döndüğüm zaman, gazetelerin baş sayfalarında resmini gördüğüm bu subay, meğer Mustafa Kemâl imiş. İsmini söylemişti zâten Ezher’deki görüşmede. Hıkmet-i Hüdâ, neredeeeen nereye! Kader!

KADERE KĀDİRLİK
Anam rahmetli, dedemin ilk ve en büyük kızı: Gadere gadirlik olur mu baba? diye sormuş, dedem rahmetliye!
Kadere kādirlik olur mu, demek olsa gerek bu.
Dedem rahmetli: Olur gızım, demiş, kadere kadîrlik ya da kādirlik olur mu, olur! Allah Kādir-i Mutlaktır, Kadîr-i Mutlaktır; kader îzâfî bir takdîrdir, yazgıdır! Allah dilerse bu yazgıyı değiştirir mi, değiştirir. Gadere gadirlik dediğin şey budur!
Allah kaderle takdirle yazgıyla mukayyet değildir. Tebârekeyi oku gızım, Tebârekeyi! Mülk Sûresi! Allah çooook yücedir! Her şey O’nun elindedir!. Ve O her şeylere kadîrdir, kādirdir!..

Mustafa Özdamar
22 Haziran 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -8- ŞEYH BÂHİD VE ŞEYH NURSÎ

Osmanlı’nın son yıllarında, İkinci Meşrûtiyet dönemlerinde, Ezher şeyhi Şeyh Bâhid İstanbul’a geldiği zaman; Osmanlı’nın kıyametini koparan sözde hürriyet haytalarının, sözde ittihat ve terakki teröristlerinin, sözde müsâvat söylem ve eylemleriyle Avrupa ile flört ettikleri zaman… Ayasofya’nın etrafındaki bir çayhânede, Şeyh Said Nursî ile de görüşmüş Şeyh Bâhid. O gün orada Şeyh Said Nursi’ye, Şeyh Bâhid el Mûtî:
– Osmanlı’nın Avrupa ile münâsebeti hakkında ne diyorsunuz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? diye sormuş.
Şeyh Said Nursî, çok mânîdar bir şey söylemiş o gün orada! Demiş ki:
– Avrupa İslâm’a gebedir, onu bir gün doğuracaktır! Osmanlı Ayrupa’ya gebe, o da onu doğuracaktır!
Şeyh Bâhid, kendisinden epey genç olan Şeyh Said’in bu sosyolojik tahlilini, realitenin teşhisi olarak görmüş ve çok takdir ederek: Ben de aynı kanaatdeyim. Fakat bu kadar veciz ve beliğgâne bir tarzda ifâde etmek, ancak Bediüzzaman’a hastır, demiş. (Tarihçe-i Hayat, İstanbul, 2010 baskısı, s.49)
Kādiriyyenin Nûriyye kolunun pîri olan Şeyh Said Nursî, âzad merd yiğit bir insan! Hazreti insan!.. Yedi iklim dört bucağa hâkim olan bir imparatorluğun sosyolojik akışını psikolojik fotoğrafını çekmiş âdeta, taaa o demlerde! Şeyh Bâhid’ın Şeyh Said’e hayran ve sergerdan oluşunun temelinde bu takdir var.
Kaderin yorumsuz, kavranmaz akışı içerisinde Osmanlı kendi kendini kırk küsür parçaya parçalama pahasına da olsa bu doğumu yapmış. Ucûbe bir Avrupa doğurmuş. Avrupa’nın İslâm doğurma sancıları devam ediyor!
İdrak-i meâli bu küçük akla gerekmez / Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez! demiş Ziya Paşa.
Dedem Gündüz Efendi Va’zıyye defterinde Osmanlı Meşrûtiyetinden doğan Cumhuriyet dönemini tahlil ederken aynı bağlamda şunları söylüyor:
Küfür ve cehâlet, öyle bir kirpi doğurdu ki, altı cihete ok atar, yanına yanaşılmaz!
Dîni esasların yürümesini arzu etmek suç olunca, İslâm ile ne alâkası kaldı? Bu hal irtidattır; Türkiye gebedir, irtidat doğuracaktır!
………… Türkiye’de iki zıt fikir var: Biri İslâm kalmak, diğeri İslâm’dan ayrılmak! İki zıt fikir dâima birbiri ile çarpışmaktadır. İslâm kalmanın taraftarı çoktur. İrtidat taraftarı azdır.

Mustafa Özdamar
21 Haziran 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -7- HAKK UĞRUNDA HALK İÇİN RUHSAT VE AZÎMET CİLVELERİ

Ahmed Hamdi Akseki ile dedem Tâhir Gündüz arasında çok yakın bir arkadaşlık ve ahbablık vardı. Meşrebdaştılar. İlim irfan alanlarındaki meşrebleri ve mizaçları aynıydı. Her ikisi de zorunlu zaruret dönemlerinde ahâlinin amel-i sâlihat bağlamında hakk uğrunda halk için ruhsatı tercih ediyorlardı. O sebeble bu tavıra, ruhsat tavrına muhalif duran, azîmette ısrar eden muhalifleri, her ikisini de kolaycılıkla itham ediyorlardı. Oysa ki, İslâm kültür ve medeniyetinin toptan red edildiği irtidat dönemlerinde, 1920-1940’lı yıllarda ruhsatla amel mecburiyeti vardı. Vakt-i merhun devriydi o yıllar.
Bu hiddetli ve şiddetli zarûret içerisinde herkes kendince kendi tavrında ısrarlıydı. Azîmeti tercih edenlerin arasında Üstad Şeyh Said Nursî de vardı. Ölümüne kalımına her şeye rağmen azîmeti tercih eden Şeyh Said’de bir müddet sonra, yine hakk uğrunda halk için bir yumuşama oldu, kendinden kendine mahrem ve mübrem, Hazretin kendi ifâdesiyle bir “ihtar” yaşadı.
Emirdağ Lâhikası 2, İstanbul 2010 baskısı sayfa 7’de yer alan mektubunda şunları söylüyor bu bağlamda Üstad:
“Bismillâhi Sübhânehû
Es Selâmü aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtühû ”
Muhterem Ahmed Hamdi Efendi Hazretleri,
Bu hâdise-i ruhiyemi size beyan ediyorum: Çok zaman evvel zatınız ve sizin mesleğinizdeki hocaların, zarurete binâen ruhsata tâbi ve azîmet-i şer’iyeyi bırakan fikirlerine, benim fikirlerim muvafık gelmiyordu. Ben hem onlara, hem sana hiddet ederdim. “Neden azîmeti terk edip ruhsata tâbi oluyorlar?” diye, Risale-i Nur’u doğrudan doğruya sizlere göndermezdim. Fakat, üç-dört sene evvel, yine şiddetli, kalbime, size karşı tenkitkârâne bir teessüf geldi. Birden ihtar edildi ki:
“Bu senin eski medrese arkadaşların olan başta Ahmed Hamdi gibi zatlar, dehşetli ve şiddetli bir tahribata karşı ‘ehvenü’ş-şer’ düsturuyla, bir kısım vazife-i ilmiyeyi, mukaddesatın muhafazasına sarf edip tehlikeyi dörtten bire indirmeleri, onların mecburiyetle bazı noksanlarına ve kusurlarına inşallah keffâret olur.” diye kalbime şiddetli ihtar edildi.
Ben dahi sizleri ve sizin gibilerini, o vakitten beri yine eski medrese kardeşlerim ve ders arkadaşlarım diye hakiki uhuvvet nazarıyla bakmaya başladım”

_____________________

1 Her türlü noksan sıfatlardan uzak olan Allah’ın adıyla
Allah’ın selâm, rahmet ve bereketi üzerimize olsun

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -6- ASABÎ EVLİYÂ

Dedem rahmetli asabî bir insandı! Kızıp köpürdüğü zaman: Kâfir diye bağırırdı!
Her zaman olduğu gibi o zamanlar da, kendi asabîliğim de dâhil asabîliğe karşı tepkili olduğum için; halim selim mülâyim bir insan olan babacağazım rahmetliye: Dedeme evliyâ diyorlar! Sinirli insandan evliyâ olur mu baba? diye sordum.
Babam rahmetli, yumuşak gevrek bir sesle: Muhiddin-i Arabî Hazretleri, olur diyor oğlum! diye cevab verdi.
İşte tam o günlerdeydi galiba, harmanlarda harman yerlerinde oynaşırken, teyzemin Muammer geldi: Veli Veli, dedem gelmiş duydun mu? dedi.
Ben dedeme tepkiliyim ya! Dedesinin bilmem nesine filân gibi ıpır zıpır bir şeyler söyledim.
Bizim teyzeoğlu Muammer, benden ayrıldıktan sonra, aynı gün gitmiş, dedeme söylemiş bunu! Veli sana şöyle şöyle, böyle böyle söğdü, demiş.
Dedem rahmetli ona ne demiş biliyor musunuz? Oğlum demiş, hadi Veli bana söğmüş, Sen neye getirip bana söğledin bunu? Senin yaptığın müzevirlik, onun söğmesinden daha kötü oğlum! demiş, paylamış onu!
Ertesi/yarıntası günü dedeme hoşgeldine gittiğim zaman Gocanam rahmetli anlattı bunu bana: Dedene ne diii söğdün hay guzuuum! Muammer geldi müzevirledi! Senden çok ona gızdı, diye anlattı.
Gocanamın elini öptüm, dedemin odasına geçtim: Hoş geldin dedeee! dedim. Hoş bulduk, hoş gördük, sen de hoş geldin oğlum! dedi, gülümsedi! Azarlamadı beni.
Celâl cemâl ve kemâl kavramlarına değil kelimelerine bile âşinâ olmadığım çocukluk dönemlerime âit bir hatıra bu.

İCTİHAD VE İSTİNBAD TAVRI
Dedem rahmetli, Allah’ın sıfatı olan hayatın sosyal siyasal ve ekonomik akışı içerisinde, mezheb ve meşreb ayrıntılarını aşıp taşarak; fetvâyı da takvâyı da hep asrısaadetten alır verirdi! İstinbat ederdi.
Kitabdan ve sünnetten alış veriş ederken icma-i ümmet ve kıyâs-ı fukahayı red mi ederdi? Hayır, öyle bir tavrı yoktu ama, Kitab ve Sünnet merkezli çalışırdı genelde hep! Havzada oyalanmaz kaynağa koşardı!
Kaynaktan alış veriş istinbat! Derdin ve dermânın derûnuna, derinlere inip çıkma ve sonuç çıkarma tavrı bu! Dört kapı hukuku dediğimiz, şeriat tarikat, hakikat mârifet bağlarında yer alan gönül rivâyetleri kavramı da bu bağlamda bir ilim irfan tavrıdır! Herkes bunu göze alamadığı için zorlanıyor ümmet! Medet yâ Rab, medet!

Mustafa Özdamar
18 Haziran 2021

idefix.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -5- DEDESİNİ İRŞAD EDEN KIZ TORUN

Dedem rahmetli yaşlılık dönemlerinde namazlarını hep oturarak kılardı.
Dîzemin / teyzemin Fatma’nın çocuksu dikkatine takılmış bu. Hiç kimsede görmediği bir namaz kılma biçimi ya!.. Fatma o zamanlar beş altı yaşlarında filan. Dedem de o anda namazda.
Dedem namazı bitirip tesbihâtını çektikten sonra, elini yüzüne çalınca, Fatma:
– Dedeeee, demiş, çocuksu merakla. Dedem de:
– E guzum, e gızım! diye şefkat ve muhabbetle torununu bağrına basınca, Fatma, fısıltı tonunda:
– Namazı herkes ayakta kılıyor, sen ne diiii oturduğun yerde kılıyon? diye sormuş.
Dedem de onu öpüp kucaklayarak:
– Ben yaşlıyım, yorgunum, ayakta fazla duramıyorum guzum! deyince; Fatma, sesinin tonunu bir tık yükselterek, masum masum gözlerinin içine içine bakarak:
– Çarşıda bazarda elinde kapaklı sepetle hoydur hoydur dolaşırken hiç yorulman hoynuuuu! diye sorgulayınca, dedem rahmetli o kadar safâlanmış ki, pencereyi açarak:
– Gonşulaaaar gonşular (komşular komşular)! Güccük torunum beni nasıl irşad ediyor gelin bakın! diye keyfini kaymaklandırmış.
Hem akrabası hem komşusu olan rahmetli Nazmi Çelik âbi anlatmıştı bunu bize vaktiyle.

Mustafa Özdamar
17 Haziran 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -4- RAST MIRILTILAR

Son yıllarında manzum sözler faslına dalan dedem rahmetlinin zaman zaman çok tatlı uğultuları olurdu. Güftesi de bestesi de kendine âit, mahrem muhtevâ uğultuları bunlar. Şiirsel ve şuursal dalgalanmalar! En çok hatırımda kalanlardan biri şöyleydi:

Nelerden meydâna gelmiş / Denî dünyâya sorsan!

Geçerim der küheylânı / Şimender-i hāva sorsan!

Denî dünyâya sorsan, neler söyleeeer neler / Eşekbaşına sorsan küheylanı geçerim der!

Dedem rahmetlinin bu rast uğultuları, çooook derin mesajlar taşıyor tabii! Kendi havasında civasında hallenenlere göndermeler bunlar! Gaflette gezinenlere ironi!

Dörtlükleri kendi özgün beste tavrıyla mırıldandıktan sonra:

Oğlum, derdi, bir mecliste senden bilgilisi, senden beceriklisi yoksa, orada kızgın boğalar gibi bir deşen at, bir de böğürüver gitsin!… Câhile câhillik cazgırlığı yapma fırsatı verme!…

Ama bir mecliste senden bilgilisi, senden beceriklisi varsa, orada, ibiğini bük, ağzını topla ve dinle!.. Zevzeklikle zaman öldürme, herkesten bir hüner kapmaya bak!…”

Herkesten alabileceğin bir şey mutlaka vardır!

 

MÂNÎDAR MÂNİLER

Bizim köyün doğusunda Koru, güneyde Uyusuyu, batısında Ayandede dağları vardır. Kuzey tarafı tarla tapan ova. Bizi dörtte üç dağlı, dörtte bir ovalı gösteren coğrafi manzara bu.

Bu atmosfer içinde, gâfillere uyarı davulu kabilinden şu mânîdar mânileri de söylerdi bazan!

Uyusuyu Ayandede / Nere gitti ebe dede / Bir gün gidersin kümbete / Gâfil olma, gâfil olma!

Celâli kabarınca uyarının tonu yükselirdi:

Ey Elmasun Elmasun / Hırsızların onmasın/ Çaldıkları mallarla / Karınları doymasın!

Bu dua kabule medar oldu, karınları doymadı! Hakîm Allah, bu hırsız ve uğursuzların pek çoğunu hırlı ve uğurlularla beraber Avrupa’ya yolladı!

Kafaları, kalbleri, karınları ve kasıkları oralarda doydu mu bilemem! İnsan özünde açsa, gözü ne kadar tok gözükürse gözüksün, yine de hep aç kalır, doyamaz, neûzübillâh!

Mustafa Özdamar

14 Haziran 2021

kitapyurdu.com’dan SATIN AL

dr.com.tr’dan SATIN AL

idefix.com’dan SATIN AL

www.kirkkandil.com

GÜNDÜZ EFENDİ -3- DUYGU VE GÖRGÜ MİRASI

Çocukluk dönemimle ilgili en erken hatıram, imam babamın seher vakitlerinde, gaz lambası ışığında, hafif mırıltı hâlinde okuduğu Kur’an sesleridir.

Yedi kardeşiz biz! Birimiz hariç hepimiz tek odalı bir evde dünyaya geldiğimiz ve hepimiz de aynı odada yatıp kalktığımız halde, anamla babamın karıkoca mahremiyetiyle ilgili tek falso hatırlamıyorum.

İkinci hatıram, zaman zaman yanlarında kaldığım anamdan dedemle gocanamın (koca anamın, ninemin) namazlardan sonraki duâ ve tesbîhâtlarıdır.

 

TESBÎHAT SERENATLARI

Dört kapı hukukunda çok muhkem bir ālimdi rahmetli dedem. Şeriat tarîkat, hakîkat mârifet bağlarında ferîd’ud dehr/devrinin biriciklerinden bir ārifti ammaaaa, anlayan anladı, anlamayan anlamadı! Onun namazlardan sonraki tesbîhatlarda büründüğü rast ridâ, hâlâ sarar bürür gönlümü!

Sübhânallaaah Sübhânallaah Sübhânallah!..

Elhamdülillâââh Elhamdülillââh Elhamdülillâh!..

Allahuekber Allaahuekber Allaaahuekber! tesbîhatı, hâlâ ders verir bana!

Allahummec’alnâmin’et tevvâbiiin, Allahummec’alnâ min’et tevvâbiin, Allahummec’alnâ min’et tevvâbin!

Allahım bizi yanlıştan doğruya dönen, sana yönelenlerden eyle!

Allahummec’alnâ min’el mutadahhiriiin, Allahummec’alnâ min’el mutadahhiriin, Allahummec’alnâ min’el mutadahhirin!

Allahım bizi aklanıp paklanıp tertemiz olanlardan eyle!

Allahummec’alnâ min’el mukarrabiiin, Allahummec’alnâ min’el mukarrabiin, Allahummec’alnâ min’el mukarrabin!

Allahım bizi yakîne erdirdiklerinden eyle!

niyazları, hâlâ, âmiin, âmiin, yâ Muîn! dedirtir bana!

Namaz niyâz ve tesbîhat nasıl olur onda gördüm ben!

Namazın niyâzın ve tesbîhatın tadını ve kıvâmını onda yaşadım ben!

 

Anamdan dedem Hacı Tâhir (Gündüz) Efendi, bizim oraların dışında meşhur değildi ama, ilmî derinliği olan büyük bir ālimdi. Dünün ve günün meselelerini havzanın bulantılarında boğmadığı, ana kaynaktaki kolaylıkları ortaya çıkararak hemen hemen her şeye kolay bir çözüm yolu bulduğu için, ruhsata (kolay çözümlemelere) muhālif olanlar ona: Kolaycı Hoca! derlerdi.

Dedem rahmetli, Osmanlı’nın son dönemlerinde Konya’da tahsil yapmış. Meşhur Müfessir, Hâdimli Çelikzâde Mehmed Vehbi Efendi’den icâzet almış.

O tarihlerde Gocanamla nişanlandıktan sonra Mısır’a gitmiş Gocanam rahmetli, daha üst bir tahsil veya ihtisas için Mısır’a giden nişanlısının yolunu beklemiş yedi sene…

Bu gecikme uzun sürünce, aile büyükleri;

Nişanı bozalım! demişler.

Gocanam rahmetli;

Hayır, bekleyeceğim! demiş ve beklemiş.

Bu Mısır yolculuğunu ve Kahire’de, Cami’ul Ezher’de (Ezher Üniversitesinde) geçen yıllarını şöyle anlatırdı dedem:

İstanbul’dan mehtablı bir gecede Mısır’a gidecek olan gemiye bindiğim zaman, Arapçayı ana dilimden daha iyi biliyordum ben ama, bir dili kendi ana yurdunda tahsil etmek daha başka bir şeydi.

Ben Kahire’ye vardığım zaman, Abbas Halim Paşa Mısır Hıdıviydi. Hıdiv’in sarayında imamlık yaptığım için tahsil hayatım çok rahat geçti, her yönden bolluk içinde yaşadım.

Hiç ara vermeden yedi sene de orada tahsil yaptıktan sonra memlekete döndüğüm zaman, örtmeye oturdum, Şeyhul Ekber Muhyiddin-i Arabî Hazretlerinin Fütühât-ı Mekkiye’sini açtım, bir okudum, çok iyi Arabça bilmeme rağmen hiç bir şey anlayamadım!”

Bunları anlattıktan sonra şunları söylerdi dedem rahmetli:

İlim basamak basamaktır oğlum!

Bu basamakların usûlüne uygun şekilde çıkılması lâzımdır. Bu usûle riâyet etmeyenler, eksik ve aksak kalırlar. Daha birinci basamağı bile halletmeden üçüncü ve beşinci basamakta horozlanmaya kalkışanlar, hem kendilerini, hem de etraflarını yalanda ve yanlışta boğarlar.”

Dedemin söylediklerine aynen katılıyorum. Sözgelimi böyle yarım yamalak insanlar, insanları dine îmana, ahlak ve fazîlete mi çağıracaklar? Bilgi, görgü ve tavır yanlışları içerisinde çağırırken bile kovarlar!..

Nitekim ve maalesef öyle olmuştur. Bu yarım yamalaklık zaafını kuvvet zanneden bu şaşkın insanlar, hem kendilerini hem çevrelerini şarlatanlıkda boğmuşlardır.

Dedem insanları ayrıntıda boğmazdı. Babam da boğmadı. Onların hali ve kâli bizi hâlâ beslemeye devam ediyor. Hakir fakir benceğaz da hiç kimseyi ve hiç bir şeyi ayrıntıda boğmamaya gayret ediyorum.

Mustafa Özdamar

12 Haziran 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

 

GÜNDÜZ EFENDİ -2- VELİ MUSTAFA

Elmasun İlkokulunun kayıt defterindeki adım Veli Özdamar’dır. Şöyle bir hikâyesi var bunun. Babam, ismimi nüfusa Mustafa diye yazdırdıktan sonra, o tarihlerde Çumra’da ikāmet eden, Çumra Merkez Vâizi, anadan dedem Hacı Tâhir (Gündüz) Efendi köye gelince:

Adını koydunuz mu? diye sormuş. Dedemden çekinmişler;

Koymadık! demişler. Dedem de;

Veli olsun! demiş dua etmiş. İşte o günden ve o andan itibaren hakir fakir bencağazın adı Veli olmuş ve zamanın akışı içerisinde asıl adımın Mustafa olduğu anam babam tarafından bile unutulduğu gibi, bu durum İlkokula kaydımı yapan öğretmenin de dikkatinden kaçmış. İlkokul öğretmenim Mete Sındır, nüfus kağıdıma bakmadan babamın beyanına dayanarak kaydettiği için Veli diye yazmış geçmiş. Sonra, İlkokuldan mezun olduğumuz yıllardaki öğretmenimiz Kâmil Eser de, yine nüfus kağıdına bakmadan işlem yaptığı için, İlkokul diplomasına o da Veli yazmış geçmiş.

Herkesin, hepimizin atladığı bu durum orta öğrenim için gerekli olan işlemlere başladığımız günlerde ortaya çıktı ve diplomadaki Veli’nin üstüne bir çizgi çekilerek Mustafa olarak düzeltildi.

Çocukluk yıllarımda:

Veli veli velledi!

Kedi bokunu elledi!

Damdan düştü ölmedi!..

diye bir tekerleme söylenirdi bana dâima.

O yıllarda buruk buruk, buruşuk buruşuk gülüp geçtiğim bu tekerleme, kendimce velâyete koştuğum sonraki yıllarımda beni çok derinden etkilemiştir.

Gerçekten de velledim ben! Yaşadım ben vellemeyi yani.

Hakir fakir bencağaz, kendimce velâyete koştuğum yıllarda, usta bir dalgıcın, kâmil ve mükemmil mürşidin eğitim ve öğretimi ile, onun denetim ve gözetimi altında dalınması gereken deryalara, başıboş gezen şaşkın ördek misâli hep yalnız ve tersinden daldığım için, o kadar çok velledim ve o kadar çok vurgun yedim ki, eh artık ama, muammâ devam ediyor.

Beni âdeta rehin alan bu tekerlemenin özündeki göndermeye göre:

Veli, velledi. Kendince yaptığı gönül koşularıyla velâyetin sınırına, eşiğine geldi, fakat; bireysel bağımsızlık budalalığı yüzünden hata üstüne hata yaptığı için, keleklik etti, kendi kendinin oyununa geldi ve kedi bokunu elledi.

Ke(n)di bokunu elledi diyebiliriz buna. Kendi etti, kendi buldu!

“Kendim ettim, kendim buldum,

Gül gibi sararıp soldum;

Eyvaaaaah, eyvaaaah, eyvaaah!” havalarında, nefsin tenezzül mertebelerinde sersem seme sendelerken, damdan düştü, ama, çok şükür, hamd olsun ki ölmedi! Kendi bokunu ellemeyen var mı?

Hiç kimse lutfen yanlış anlam çıkarmasın; eksik ve aksak yorumlarla ne kendini, ne bizi yormasın, kendime pâye filan çıkarıyor değilim. Tam aksine, hakir fakir bencağaz gibi ham keleklik edip bireysel bağımsızlık budalalığında yorulan dostlara tahlil konusu olsun diye, bir bakıma kendi aleyhime tanıklık ediyorum ki, kişinin kendi aleyhine tanıklık etmesi doğru değildir.

Böylesi durumlarda en isâbetli davranış, halkıyyetin kaçınılmaz mahviyyeti içerisinde Hakkıyyetin yâ Settâr kapısına iltica etmektir.

Halkıyyetin uzantısı olan hatalarını sayıp dökerek kendi aleyhine şâhitlik etme!

Kul olmanın kaçınılmaz vâdîlerinde yanlışa düşen kardeşlerinin aleyhinde gitme!

Sen elinden geldiğince kavî olmaya çalış çabala!

Eğer gevşer ve düşersen, her şeye rağmen yine de kötü zan gütme!

Hatasız kul olmaz.

Velâyet, Hakk dostluğu. Velâyete koşmak, Hakk dostluğuna koşmaktır. Kim Hakk dostluğuna koşmuyor ki?

Bilerek veya bilmeyerek Hakk’a koşarken kim düşmüyor ki?

Düşmez kalkmaz bir Allah!

Yâ Gafûr, yâ Ğaffar!

Yâ Şekûr, yâ Settâr!

şânının şenliği için oluyor bunlar.

Hatasızlıktan söz etmek kadar büyük hata olamaz!..

Mustafa Özdamar

11 Haziran 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

 

GÜNDÜZ EFENDİ

Ulemâyı râsîhundan –ilimlerde derinleşenlerden- olan Hacı Tâhir Gündüz (1887 – 1964) Efendi, Bozkır’ın Dinek Nâhiyesine bağlı Elmasun Köyünde dünyaya geldi. 1305 Hicrî 1887 Milâdî.

Anası Fatıma; babası Veli.

Köyündeki hazırlık dönemi eğitiminden sonra, Konya’da Hâdimli Müderris Çelikzâde Mehmed Vehbî (1861-1949) Efendi’nin başında bulunduğu Ali Gâv/Mahmûdiye Medresesinde yüksek tahsil yaptı.

Ulemâdan Çelik Hüseyin Efendi’nin oğlu olan, sonradan Çelik soyadını alan Mehmed Vehbî Efendi, ilimde irfanda derinlikli, açık fikirli berrak bir insandı. Bu fasılda ayrıntı arzu edenler, Caner Arabacı’nın “Konya Medreseleri”ne bakabilirler.

Velîzâde Tâhir (Gündüz) Efendi, Çelikzâde Mehmed Vehbî (Çelik) Efendi’den icâzet (diploma) aldıktan sonra köyünde Elmasun’da, Veli Hafız’ın kızı Âmine/Emine ile nişanlandı, Mısır’a gitti.

Abbas Halim Paşa’nın Mısır Hıdivi olduğu tarihlerde, Ezher’de, bugünkü anlamda akademik eğitim ve öğretim veren Ezher Üniversitesinde, kendi sınıfında talebelik, alt sınıflarda hocalık yaptı. Arabcayı çok iyi bilmekliğinin yanısıra savtı ve kıraatı çok tatlı olduğu için, Hıdiv (Vâli) Paşanın sarayına başimam olarak atandı.

Ezher Şeyhi, bugünkü anlamda dekan veya rektör Şeyh Bâhid, Şeyh Muhammed Bâhid el Mutiî/Matiî (1854-1935), Şeyhulekber Muhyiddin-i Arabî meşrebinde rüsûh sâhibi bir ilim bilim insanıydı.

Velizâde Tâhir Efendi böylesine alımlı ve verimli bir ortamda, yedi sene, Kahire’de çok safalı bir kariyer hayatı yaşadı. Şeyh Bâhid’den de icâzet aldıktan sonra, yedi sene Kahire’de kalmışlıktan sonra, köyüne döndü ve yedi seneden beri kendisini bekleyen vefalı nişanlısı Veli Hafız’ın kerimesi Âmine/Emine ile evlendi.

Bu evlilik süreci içerisinde Bozkır’ın Dinek Nâhiyesinde Kadı Naibliği yaptığı dönemde (1932 – 1939) üç kızı bir oğlu oldu: Nazîfe, Fatıma, Sâmi, Naciye!

Meşrutiyet ve Millî Mücâdele yıllarından sonra zuhûr eden Cumhuriyet döneminde, Konya Sultâniye (Karapınar) müftîliğine atandı (1939 – 1942).

Hacı Tâhir Efendi, kendisine soyadı olan Gündüz gibi, düz dümdüz gündüz gibi aydın ve aydınlık bir ilim irfan insanıydı. İdârî veya siyâsî makam ve mertebe derdi yoktu. Köyüne çok düşkündü. Çumra, köyüne daha yakın olduğu için, zaman içerisinde Karapınar Müftîliğini bıraktı, kendi isteğiyle boş bulunan Çumra merkez vaizliğine tayin edildi (1942 – 1962).

Çumra Merkez Camii avlusunda bulunan toprak damlı bir evde ikāmet ediyordu. Ahmed Hamdi Akseki’nin de çook değer verdiği sevdiği saydığı Hacı Tâhir Gündüz Efendi, kendi devrinin müctehidiydi. Fetvası çok genişti. Azîmetten ziyâde ruhsatı tercih ettiği için, muhālifler ona Kolaycı Hoca derlerdi. Muhāliflerinin kavramakta zorlandıkları kolaycılık, yani ruhsat, kadîm müctehidlerin de yaptığı gibi Kitabdan ve Sünnetten istinbat işlemiydi. Her ālimin cesâret edemediği bir işlemdi bu. Muhālifleri onu tasavvufa ve tarikata muhālif zannederlerdi. Oysaki o, Şeyhülekber meşrebinde bir şerîat tarîkat hakîkat mârifet eriydi. Bu tarafını hep gizlerdi.

Hacı Tâhir Efendi’nin medrese arkadaşı Ahmed Hamdi Akseki ile olduğu gibi Hacı Veyiszâde Mustafa Kurucu Efendi ile de çoook derin bir dostluğu vardı.

Seveni de vardı, sevmeyeni de! Kadrini kıymetini bileni de vardı bilmeyeni de!. Ammaaaa… Şunu bilin ve inanın, emin olun ki, Hacı Tâhir Efendi, ruhâniyetlerine selâm olsun, İmâm-ı Âzam ve Şeyhülekber meşrebinde ārifibillah bir insandı!.. Kitab ve Sünnet çizgisinde derin bir ālim ve derin bir ārifti.

1964’de köyünde Hakka yürüyen merhum, sonradan Güneysınır adıyla ilçe olan memleketinde Güllü Mezerlikte medfundur.

“Yâr ilinden gel olmazsa varılmaz”

Yâr ilinden gel olanda durulmaz!

Gel berû denende gidilir hemân!

Kadere Kādir’e töhmet şık olmaz!

Üç İhlâs bir Fâtiha ruhuna! Es Selâm, yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

10 Haziran 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com