Alırlar bizim orda / Tâ ezelden hüsne bac / Âdettir bizim burda / Sevdâ vergisi bac!
Bu mahrem mısralarda dile gelen muhtevâ, yâni bac, özellik güzellik ve sevdâ vergisidir! Nedir bu özellik güzellik ve sevdâ vergisinin ana kaynağı biliyor musunuz? Kelâm-ı Kerîm Mücâdele Sûresi!
İlim şehrinin kapısı, velâyetin tapusu, İmam Ali Mürtezâ anlatıyor:
Ey îman edenler! Peygamber ile gizli bir şey görüşeceğiniz zaman, bu görüşmeden önce bir miktar sadaka verin! (KK 58/12) âyeti inince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bana: Ne görüyorsun – ne diyorsun-, bir dinar mı? diye sordu: Ben de: Buna güçleri yetmez! dedim. Peki yarım dinar? diye sordu. Ona da güçleri yetmez! dedim. E peki ne kadar olsun? diye sordu. Ben de: Bir arpa! deyince: E sen de pek zâhidsin yâ Ali! buyurdu.
Bunun üzerine: Ürküttü mü bu sizi (KK 58/13) âyeti indi. Böylece Allah, benim yüzümden bu ümmetin yükünü hafifletti.
“Bir arpa” bir arpa tanesi ağırlığında altın anlamına geliyor. (Tirmizî 5/403)
Zekât ve sadaka, özel bir vergi türüdür. Vergi anlamına gelen bac da böyle sırlı bir sadakadır.
Özellik güzellik, sevmek ve sevilmek nimet-i uzmâdır ve her nimetin bir vergisi olsa gerek illâ ki!. Hakk Çalab buyurmuş, Habîbullah duyurmuş bunu! Bize de yaşayabildiğimiz kadar yaşamak ve terennüme taşımak düşer heralde e?
Çok şükranlar hep sana / Sen nimetsin, sen nimet / Şükür borcu ver bana / Sen nimetsin, sen nimet!
Herkes muhabbete aç / Sevginin vergisi bac / Hadden efzûn ihtiyaç / Sen nimetsin, sen nimet!
Hep vera, vera vera / Tedbirde vera tura / Bereket verir kura / Sen nimetsin, sen nimet!
Yetmez buna bin şükür / Şükür Hakka teşekkür / Budur temiz tefekkür / Sen nimetsin, sen nimet!
Şükür, teşekkür ve tefekkür derken, bismillâhi vahdeh, elhamdülillâhi vahdeh hamd ü senâsı bağlarında salavât geldi gönlüme, salavât! Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidina Muhammedin ve alâ âl-i seyyidina Muhammed sofrasında yer almanın özellik ve güzellik vergisi salavât! Allah ve melekleri, peygambere salât ederler! Ey îman edenler, siz de ona teslim-i tâm ile salât ü selâm edin! âyeti doğrultusunda; ömürde en az bir farz, senede bir vâcib, ayda bir sünnet; haftada bir müstehab, günde bir mendub, saatte bir mübah olan salavât!
En az diyorum size, en az; yoksa yetmez bu naz ve niyaz! İmam Ali’nin “bir arpa” ölçüsüne imtisalen söyledim bunu! Siz azaltmayın çoğaltın! Bakın ne diyor bu bağlamda Seyyid Seyfullah:
Dilde envâr-ı Hüdâdır salavât!
Hazreti Hakk’dan atādır salavât!
Gösterir sana cemâl-i Hakkı,
Sebeb-i seyre likādır salavât!
Zulmet-i kalb açılır ânın ile,
Gönüle nûr u ziyâdır salavât!
Görmeye iki cihânda elemi,
Siper-i derd ü belâdır salavât!
Hûri ğılmân ile cennetde sana,
Seyfîyâ zevk u safâdır salavât!
Allah’ın emri ve peygamberin kavli bu! Allah’a kul, peygambere ümmet olmanın, bu özellik ve güzelliğin vergisi bu! Adı güzel kendi güzel Muhammed Aleyhisselâmın şahsında avukatlar, danışmanlar, doktorlar ve ustalar gibi herkesi kapsar bu âyet!
Bu yârenliğe başlarken kalbimizden kalemimize inen mısralar, rûhâniyetlerine selâm olsun, Niyâzî Mısrî Hazretlerinin rûhâniyetleri ikliminden akıp gelen ikramlardır.
Bu ikrâmın kemâlini sunuyorum şimdi size! Rahmet mağfiret, lütuf ihsân olsun herkese, hepimize!
Ehlullah nutukları nutk-u beyzâdır! Ak, apak demektir beyzâ!
Nûr-u beyzâdır bu nutuk! Ak, apak, beyazın beyazı ak pak nûr!
Aşk, şevk, zevk idrâki, zevk irâdesi ve Muhammedî neş’e nûru bu nur!
Âfiyet sâfiyet olsun, buyurun birlikte zevk edelim bu nutku!
Hep güzeller arasında buldu hüsnün çün revâc
Cem olup uşşāk bir bir sana eyler ihtiyâc
Hüsn içinde bu ne şehlikdir ki şâhân-ı cihân
Can verirler yoluna ya kande kaldı taht ü tâc
Nice zahmetler çeker üftâdeler vaslın umup
Âkıbet dermân yerine derdini kıldın ilâc
Nimet-i vaslın atâ kılsan n’ola âşıklara
Hân-ı fazlından ne gider doysalar ger cümle ac
Ey Niyâzî iremezsin ölmeyince vaslına
Âdet oldur yâr ilinde cân alırlar hüsne bâc
Bütün güzellerin arasında en çok senin güzelliğin ilgi gördü, birinci oldun!
Âşıklar toplanarak hepsi de seni istiyor, sana ihtiyaç duyuyorlar!
Bu ne dayanılmaz bir güzellik ki, dünyanın bütün şahları, pâdişahları, bu güzellik uğrunda sâdece taht ve tâcı bırakmakla kalmıyor, canlarını da veriyorlar!
Senin uğrunda her şeyden vazgeçen gariban düşkünler, sana ulaşabilmek umuduyla nice zahmetler çekiyorlar!
Ama neticede sen, derman diye yine dertlerini ferman ediyor; “Sizin derdinizin ilâcı yine kendi derdinizdir! Devâ o derdin içindedir!” diyorsun!
Âşıklara bir vuslat ziyâfeti çeksen ve bütün açlar doysa, senin önü sonu olmayan fazl ü kereminden –saadet kaynağı ve benzersiz cömertlik– sofrandan ne eksilir ki!..
Ey Niyâzî! Ölmeden önce ölme diriliğine ulaşmadan kavuşamazsın o eşsiz güzele!
Eşi, benzeri, dengi olmayan o güzelin memleketinde, güzellik vergisi –veya başlık parası– yerine can alıyorlar. Âdet bu orada! Sen bu âdeti bozamazsın!
Sen senden geçmeden; benlik ve bencilik, bencillik dağlarını, aşk+şevk+zevk idrâki+zevk irâdesi ve Muhammedî neş’e ile delip deşip geçmeden; kendi iyreti-izâfi benliğini –nefsini– kırk elekte eleyip incelterek kırk imbikten geçmeden; halkıyyetinden Hakkıyyetine geçmeden göçmeden hicret etmeden olmaz bu…
Yâ Selâm!.
Mustafa Özdamar
22 Nisan 2020