NECCARZÂDE ŞEYH MUSTAFA RIZA NA’Tİ

Benim hayatın bu yakasına gelişimden iki yüz sene önce, hayatın öte yakasına göç eden Neccarzâde Şeyh Mustafa Rızaeddin Efendi’nin âşık redifli bir na’tine rastladım bizim “Hasbahçe”de. Allah’ın sevip de yarattığı her şeyi ve herkesi seven bir insan olarak bu aşkı sizlerle paylaşmak istiyorum!

Beşiktaş Sinanpaşa Câmii’nin bitişiğindeki türbesinde âsûde olan Şeyh Mustafa Rızaeddin Efendi, rûhâniyetine selâm olsun, 1746’larda Hakka yürümüş. Burada bir tekkesi varmış vaktiyle hazretin.

Bu dergâhta gönül uyandırdığı yıllarda: İlâhi, gonca-i maksûdu handân eyleyen sensin / Gönül morğun seherler zâr ü giryân eyleyen sensin / Vücûda gelmeden bezm-i sivâda sagar ü sahbâ / Beni meyhâne-i  fıtratda sekvân eyleyen sensin!

Allah’ım! Gönül goncasını gülümseten sensin! Gönül bülbülünü seherlerde ağlatıp çağlatan sensin! Ete kemiğe bürünüp de dünyaya gelmeden çoook önce; beni fıtrat meyhânesinde sarhoş eden de sensin! diye esip savuran Neccarzâde şöyle bir ikramda bulunuyor herkese:

Muhtefîdir ayb ü noksan içre sırr-ı mağfiret / Perde-i bâtında zâhir oldu Settâr’ül uyûb!

Bağışlama gizemi, ayıp ve noksan içinde gizlidir! Ayıbları örtenlik, görünmeyen perdede, açık seçik ortaya çıktı!

Bu bir bayram ikrâmı olsa gerek Hazretin! Bayram ikrâmı, bayram ikrâmı, hiç şüpheniz olmasın!

Güzel Allah’ın sevib de yarattığı sizlerle paylaşmak istediğim âşık redifli na’ti herkes, kendi gönül cennetinde kendisi zevk etsin!

Lebin vasfında Sultânım! dehan âşık, zeban âşık!

Sana ey mihr-i tâbânım! zemin âşık, zaman âşık!

 

Vücûd u âleme bâis vücudun olduğu zâhir,

Minel’evvel ilel’âhir sana kevn ü mekân âşık!

 

Eğer mahfî eğer peydâ, eğer âkil eğer şeydâ,

Senin şevkin ile cânâ! nihân âşık, ayân âşık!

 

Usul-ü sofiyan ile budur âyin-i etvârı,

Döner çarh-ı tahayyürde, eder devr-i revan âşık!

 

Gören âşık cemâl-i bâkemâlin, görmiyen âşık,

O gül ruhsâra, billâhi, Hudavend-i cihân âşık!

 

Eyâ sultân-ı mahbûbân! buyur, erbâb-ı aşk içre,

Desinler İbn-i Neccar’a budur ibn-i fülân âşık!

 

Bu bir yazınsal senfonidir, senfoninin çevirisi olmaz; ancak, genel temanın açılımı açısından şöyle bir özet verilebilir! Hitab, Habîbullah Hazretlerinedir! Kısaca şöyle söyleniyor denilebilir; ama aynı tadı, aynı zevki, aynı şevki vermez, veremez!

Eyyyy herrr şeyleri aydınlatan parlak güneşim! Zaman zemin, dil dudak ağız her şey sana âşık!

Evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan her şeyin varlığına sebeb sensin! Evvel âhir kevn ü mekân sana âşık!

Senin şavkın ve tavkınla dönüp ağan, yürüyen devrân hep sana âşık!

Cemâl ve kemâlini gören görmeyen her şey ve herkes sana âşık! O gül yüzüne yemin olsun ki billâhi, cihânın sahibi / Hudâvend sana âşık!

Eyyyy Sevilenlerin Sultânı! Aşk erbâbı içinde bize de buyur ve duyur ki, filân oğlu filân âşık budur desinler Neccaroğluna!

* *  *

Deliye her gün, veliye her an bayramdır derler!

Her anınız bayram olsun erenler!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

28 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com