Hazreti Allah celle celālühu şöyle der:
De ki, Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin! (KK 3/31)
Allah’ı seven alîl ve zelîl olur; Allah’ın sevdiği nazlı ve gümrah olur!
Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle der:
Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti! (F 15/148)
Seven âşık, hor hakir, alîl zelîl, sevilen maşuk, şen şakrak, şangadan olur!
Naz ehlinin talebi ve reddi olmaz, bilgen olur, kendisine lâzım olanın geleceğini bilir, yavuz endişeye yüz vermez!
Niyaz ehlinin talebi bitmez tükenmez, zira hep endişe içindedir, habire ister, bilgen değildir!
Naz ehli ataktır, niyaz ehli bataktır; kendini hep kendisi hırpalar!
Naz ehli kendini yormaz, akışa bırakır! Niyaz ehli akışa değil bakışa takılır ve kendini çoook yorar. Darlanır zorlanır yırtınır!
Naz ehli yırtınmaz, yırtılsa bile yırtınmaz!
Niyaz ehli habire yırtınır ve yırtılır, yorgun düşer. Bu hal içerisinde hem kendini, hem etrafını çok ezer ve üzer!
E peki? Naz iyi de niyaz kötü mü? Hayır böyle bir şey yok! Sorun niyâzın kıvamının kaçırılmasıdır! Kıvamı kaçırılan her şey ters görüntü verir! Kıvam istikametin köküdür. Meselenin özü gözü budur! Mızmız olmak tatlı bir görüntü vermez! Bir şeylerin tadını tuzunu kaçırırsanız, nazınız da niyazınız da beş para etmez! Her şey kıvamında gerek! Her şeyin bi şeyi var diyor ya Mürvet Anne! İşte aynen öyle! Bi şeyin şeyi her şeyi içine alan güzel ve gizemli bir şeydir!
Şöyle bir naz hikâyesi anlatır “Fütûhât”ında (F 15/165) Şeyhülekber. Yaşanmış bir hikâye bu:
Süleyman Dünbûlî’ye: Senden Hakk ile aranda geçen mahrem sohbetlerden bir şeyler anlatmanı istiyorum! dedim. Şunu söyledi Dünbûlî: Bir gün bir gece sırrımda bana: Benim mülküm büyüktür! dedi. Ben de: Benim mülküm seninkinden daha büyük! dedim. Nasıl yâni? Nasıl söylersin bunu sen? deyince, şunu söyledim ben de kendimce: Benim mülkümde zamandan mekândan imkândan, her şeylerden münezzeh ve müstağnî olan Sen Ahad ve Samed el Birrr el Berrrr var! Nazım sana, niyâzım sana! Senin mülkünde senden özge bir el Birrr el Berrr var mı? Yok, dedi Hakklısın!
Naz ve niyaz böyle olur! Vızvızla naz, mızmızla niyaz olmaz! Olur, olmaz değil ama kekre olur, tadı tuzu olmaz!
El Birrr ve el Berrr, esmâyı hüsnâdandır! İyiliğin ve ihsânın kökü anlamına gelir! İyiliğin ve ihsânın kökü kötmeği el Birrr ve el Berrr’dir! Onun varrr, birrr ve berrr oluşundan emîn olan, olayların akışı içinde temiz bir hüzün yaşar, yaşayabilir ama, asla gam yiyip keder içmez! Şeyh Galib’in nazı nâzenini ile: Âşıkda keder neyler, gam halk-ı cihânındır / Koma kadehi elden, söz pîr-i müğânındır! Özü sözü şudur Pîrimüğânın: Men âmene bil kader, emine minel keder! Kadere îmanı olan, kaderden emîn olur!
Ne diyor dinleyin Şeyh Ahmet Sûzî:
Ârif ü âgâh olan bîdar olur!
Dost ile hem mahrem-i esrâr olur!
Hamr-ı vahdetten olur mest-i müdâm,
Hemdemi cânan olup uş-yâr olur!
Şevk eder her dem cemâl-i yâr ile,
Kâh olur ki mazharı dîdâr olur!
Cilveler eder demâdem dostuyla,
Diledikce vâsıl-ı dildâr olur!
Mâlik olmuş ol vücûd iklimine,
Taht-ı dilde kâhice hünkâr olur!
Zevk eder dildâr ile şeb tâ seher,
Her ne isterse gönülde var olur!
Can verip cânân alır yerine,
Sûk-i dilde bir aceb bâzâr olur!
Terk ederler dü cihanda vârını,
Hak ile bunlara özge kâr olur!
Sâkî-yi cân devreder çûn-u câmını,
Bezm-i Hak’da Sûzî çün demdâr olur!
Ârif ve âgâh olan, eşya da Hakkın yüzünü gören bilge bilgen uyanık olur! Dost ile namahreme haram olan sırların mahremi olur!
Her an, her dem, cânânla birlikte vahdet şerabıyla mest olur!
Her an her dem, yârin cemâliyle öyle zevklenir ve şevklenir ki, o anlarda sevgilinin yüzüne ayna olur!
O an ve şanlarda öyle cilveler cevelân eder ki, istediği anda, gönül çelen sevgiliye vasıl olur!
Varlık iklimine mâlik olmuşluk irfanı içerisinde kâh gönül tahtında hünkâr olur!
Bütün gece boyunca tâ seher vaktine değin, gönül çelen sevgiliyle öyle zevklenir ve şevklenir ki, her ne istese, ânında gönülde var olur!
O an ve şanlarda gönül çarşısında öyle bir pazar kurulur ki, can verir cânân alır yerine! Gönül çarşısında böyle bir bâzar olur!
Bu gönül çarşısı pazarlarında alış veriş edenler, terk-i dünya terk-i ukba, terki hesti terki terk ederek, iki cihan varlığından soyunup dökünerek kendiselliklerindeki izâfî varlığın Hakka aitliğini irfan ederler. Hakk ile yapılan bu alış veriş bunlara özge kâr olur!
Hak sofrasında can sâkîsi evirir çevirir bu aşk ve meşk kadehini! O an ve şanda Suzî de bu cilvenin tutanağını tutan olur!
Yâ Selâm!.
Mustafa Özdamar
15 Mayıs 2020