Heeeer şeyleri yerli yerince yapan çatan, kat kat yarattığı yerleri ve gökleri, birrr birinin aynı olmayan renkler dekorlar ve figürlerle donatan Ahad Samed, Şârî Bârî Teâlâ, Azâzil’i Âdem’den önce yaratmış!
Nârdan yaratılan Azâzil, nûrdan yaratılan meleklerin hocasıymış o demlerde! Soooonra, bize görelik mantığı söylemiyle soooonra, herhaldeki halîfe adayı olan Âdem’in zuhûru evresinde bir veya bin hıkmetle Azâzillikten azledilmiş, İblislik teblis edilmiş Azâzil’e! Susmaya mecbur olmuş!
Sonra, yine bize görelik mantığı söylemiyle sonra, metaforik bir ifâdeyle Hakîm Allah’ın sevdiği şeye ta’n ettiği için, kovulmuş Şeytan denilmiş kendisine! Ondan sonra da görünmeyen görüntüde negatif muhtevânın profeti olmuş âdeta hep, Hıkmet-i Hüdâ!
Bunlar, râviyân-ı ahbâr ve nâkılân-ı âsâr hazerâtının ehline helâl, ehli olmayana haram olan mahrem muhtevâdan alıntı veya çalıntı kabilinden çıkarımlar olsa gerektir!
Çok özel çok güzel çözümlemiş Yûnus Hazretleri bu mahrem muhtevâyı, şu beytiyle:
İblis ü âdem kim olur ki azdıra yahut aza / Bu cümlesi eyü yavuz kamusun andan tutarım!
Ehline erbâbına helâl, ehli ve erbâbı olmayanlara –ülil erbâb olmayanlara- haram olan mahrem muhtevânın çözümsüzlüğü içerisinde, İblis azdı ve Âdem’i de azdırdı, denir ya hani! Hakîkatde İblis ve Âdem kim ola ve ne ola ki, biri aza, diğerini de azdıra! İyi ve kötü –hayır ve şer- her şeyi O’ndan bilirim ben! diyor Yûnus Hazretleri! Bütün mahrem muhtevâların hazînedârı olan Habîbullah Hazretlerinin, Cibril hadîsinde Hazreti Cibril’e söylediğini söylüyor Yûnus: Hayrihi ve şerrihi minallahi Teâlâ!
Lâhûtî mantık muhtevâsının bize dönük yüzünden, düz mantık düzleminden bakarsanız, zıtların âhenginde dönen bu devrânda, ne hıkmetse; birbirine muhtâc ve müştâk olan zıtlar, birbirini bâzen iter kakar, söver sayar; bazen de çeker sarar sarmalar, sever sayar! Böyle garib ve gizemli bir nicelik veya nitelik taşır meşreb farkı nedense, Hıkmet-i Hüdâ!
Hıkmetinden süal olunmayan Hakîm Allah’ın çözümsüz cilve-i Rabbânîsi bu! Ârif olan anlar ve banlar ki – sesli ya da sessiz, sözlü ya da sözsüz bangır bangır söyler ki-; her şeyleri yerli yerince yapan çatan Bârî Teâlâ’nın emir ve murâdı bağlamında dönüp ağan âlemlerde ve alemlerde abes diye bir şey yok! Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az!
“Er’Rahmân tecellisi olumlu format” yazımızda, şeytânî negatif tavır bağlamında esip savururken: Şeytanın da, Gufrânîlerin Gufrânîliğini tartıp tarmalamak veya tırmıklamak gibi çok gizemli bir işi var elbette ammaaaa, bu çok özge bir muamma! Bu başka bir bahis! Yeri ve zamanı gelince onu da yazar ve çizeriz mukadderse, inşallah… Allah adâlet ve ihsânı emreder! demiştik ya!
Bugün, şu an ve demde o bahis gündemde!
Bu bahis, Hakîm Allah’ın süal olunmaz hıkmetleri bağlamında zuhûr eden varlığın özünü, özümlemeyi ve imkân dâhilinde çözümlemeyi gerektiren karmaşık bir bahistir.
Hakîm Allah’ın emri ve murâdı bağlamında kelâm etmeye özen gösteren ehlullah hazerâtı – Allah adamları- bazen açıktan derler, bazen de hafiyyen söyler ve söylemek isterler ki; mahlûkâtı istihkâr kalbin cinayetidir! Azıcık daha ayrıntılı bir söylemle; cümle yaradılmışa bir göz ile bakmamak, kafanın kalbin, gönlün ve zihnin cinayetidir! Olası şey değil bu!, neüzübillah, olası şey olası mey değil bu!
Arş-ı Rahmân olan gönüllerimize şavkıyan bu pozitif aydınlık içinde düşünebilirsek; Er’Rahmân’ın negatif kutbu olan Eş’Şeytan’ın Gufrânîliğin Gufrânîliğini tartıp tarmalaması işlemini azıcık anlar gibi olabiliriz! Er’Rahmân’ın pozitif kutbu El-Gufrân’dır! Gufrân bağışlar ama Şeytan bağışlamaz!
Nasıl yâni derseniz eğer, asılı nasılı şudur derler, aklını ve aşkını doğru dürüst kullanabilen bilgeler: Zıtlar birbirinin gecesi ve gündüzü gibidir! Necib Fazıl’ca bir söylemle gündüz geceye muhtâc, gece gündüze müştâkdır! Hakk’dan halka, halkdan hakka açılan yollarda iki gümrük kapısı vardır: Gufrânî kapı, Şeytânî kapı! Gufrânîler de Şeytânîler de bu iki kapıdan vize almak zorundalar! Böyle çalışıyor lâhûtî sistem! Gufrânî kapılarda rahmet ve mağfiret, Şeytânî kapılarda zahmet ve hiddet vardır! Gufrânî kapılardan geçmek kolaydır, ama, Şeytânî kapılardan geçmek sanıldığı kadar kolay değildir, hattâ çooook zordur! İki kapının da raporunu dikkate alır Rahmân!
Niye biliyor musunuz? Söz gelimi kimlik ve bagaj kontrolünde; kalû belâ’dan beri, insan müslim, mü’min muvahhid, âşık sâdık gözüküyorsunuz ve bagajlarınızda bir yığın emel ve ameliniz var! Önceler öncesi Azazil, sonraların sonrası İblis ve Şeytan üniformasıyla görev yapan Yaver Paşa; ne kadar insan ve müslim, ne kadar mü’min ve muvahhid, ne kadar âşık ve sâdık olduğunuza bakıyor, emel ve amellerinizin kalite ve kantitelerine; sağlam ve salih olup olmadıklarına bakıyor, ona göre işlem yapıyor! Gufrânîlerin Gufrânîliğini tartıp tarmalaması denilen şey budur! Bozuk çözük, çürük çarık emel ve amele vize vermezler! Böyle bir işlemde bi olumsuzluk var mı? Yok! Âlemlerde ve alemlerde abes bir şey yok denilen mahrem muhtevâ bu olsa gerektir. İki menfiden bir müsbet çıkarımı da budur! Evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan her şeyin böyle bir yan ve yönü illâ ki var billâki var!
Derkenar dedikodularla hamhum şaralob etmek hüner değildir! Varlığın özünü özümleyip çözümlemek özge hünerdir! Ona mârifet derler! Yûnuslama bir dalışla; şerîat tarîkat yoldur varana, hakîkat mârifet andan içeru dalabilen ulaşır bu mârifetin derûnuna!
Negatife dahi pozitif bakma denilen hoş bakış ve akış, âlî hünerdir! Bu âlî hünere, Resûl-i zîşân ve nebiyy-i âl-i şân Hazretlerine tâbi olmakla ulaşılır!
Habîbullah Hazretlerine uymadan, onu duymadan yaşamadan, Muhammedleşme muhabbetiyle dolup taşmadan, ne insan olunur, ne mü’min, ne muvahhid ne de müslüman!
Eger ki, bu mahrem muhtevâyı özümleyip çözümleyemezseniz, ister Gufrânî kapılara ister Şeytânî kapılara varın, kimlik ve bagaj kontrolünden sonra, sonuç sağlam değilse, bağrı yanık, gönlü uyanık Anadolu Anaları tavrıyla Hadeeeeh oradan! deyiverirler insana! Bezmiâlem Vâlide Sultan’ın gönlünde büngüldeyen mısralarla: “Muhabbetden Muhammed oldu hâsıl; Muhammedsiz muhabbetden ne hâsıl!” ola ki, kapıya gelmişsin yazık! diyebilirler insana!.
Âgâh ol insan kardeş âgah ol kendine!
Urumu Gırımı dolaşarak düşme kendi fendine!
Yâ Selââââm, yâ Selââm, yâ Selâm!
Mustafa Özdamar
30 Nisan 2020