Arada sırada sövüp saydığım için bozulmayın, çözülmeyin lutfen! Sevmek sarmak da bir ihtiyaç, sövüp saymak da!
Seven kendini sever, söven kendine söver! Sevmek de sövmek de çok etkili bir uyarandır!
Evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan, bazen sevişen bazen dalaşan her şey, bu sevişme ve sövüşmeyi illâ ki yaşar! Oluş ve bozuluş âleminin cilveleri bunlar! Sevmenin de sövmenin de illâki bir faydası var!
Severek anlatamadığınız bir şeyleri söverek anlatabilirsiniz bazan!
Süleyman Demirel hükümetini 12 Mart 1972 muhtırasına götüren hengâmelerde, her yerde olduğu gibi, Eskişehirde de ortalığa terör azmanlarının egemen olduğu dönemlerde, Eskişehir Ticari İlimler Akademisi, lâf anlamaz söz dinlemez âsîler tarafından işgal edilmiş; Akademiye ne polis ne asker hiç kimseyi sokmuyorlar! Güzelim Anadolu ağzıyla, âsi aşkıyalar, hiç kimseye ve hiçbir şeye aldırmıyorlar. Yine Anadolu ağzıyla, burunlarından kıl aldırmıyorlar!
Bir gün bu hengâmede, Akademinin anfisinde, yeterinden fazla şımaran şâkîler, hadlerini hududlarını aşıp taşınca, arka tarafta bir patlama olmuş! Patlama dediğim bildik anlamda bir bomba filân değil; patlama çok içten derûn-i dilden bir gürleme! Son ve som derece kararlı, tok bir gürleme:
– Dağılın lannn!
İki kelime iki! Bu iki kelime, sanki bilinmedik iki bomba şiddetinde bir etki yapmış! Ve o azgın aşkıyaların hiç birisi, gıkını bile çıkarmadan, ardına bile bakmadan, anında çil yavrusu gibi dağılmışlar, kaçmışlar!
O gün orada bulunan, Eskişehirli M. Ali Özcan kardeşim anlattı bunu bana!
1969-1970 döneminde lise son sınıf öğrencisiyken, üniversitelerde öğrenci olayları, sağ sol çatışmaları henüz başlamıştı. Bizler şehrin yerlisi olduğumuzdan şehirdeki davranışlarımıza dikkat etmek zorundaydık, yakın akrabalarımızın, hatta komşularımızın yanlış bir hareketimizi görmesinden çok çekinirdik.
Şehrin hemen kenarında İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi (bugünkü adıyla Anadolu Üniversitesi) vardı. O yıl Akademide meydana gelen öğrenci olaylarına müdahale için giden Toplum polislerini öğrenciler Akademiye sokmamış, hatta çıkan çatışmada polisleri şehrin kenarındaki sebze haline kadar kovalamışlar, duruma hal esnafı müdahale ederek öğrencileri dağıtmışlardı.
Biz de o yıl liseyi bitirmiş, arkadaşlara beraber kayıt yaptırmak için Akademiye gitmiştik. Kayıttan sonra okulu geziyor tanımaya çalışıyorduk. Lise gibi değildi, bizden yaşça büyük, saçlı sakallı, okula hakim görünen öğrenciler vardı. Muhtemelen dışarıdan okumaya gelmişlerdi.
Anfilerden birinde toplanan 40 – 50 kadar iri yarı öğrenci bildiriler okuyor, marşlar söylüyorlardı, biz onların yanında çocuk gibiydik. Önce okul görevlileri daha sonra hocalar gelip anfinin boşaltılmasını istediler ama kimse umursamadı.
Biz de şaşkın şaşkın olanları seyrediyorduk ki; arkamdan gürleyen bir tonda “dağılın lannn…” diye bir ses geldi. Bir anda herkes çil yavrusu gibi kaçışmaya başladı. Kimdir bu diye arkamı döndüğümde bağıranın merhum Münir Derman beyefendi olduğunu gördüm. Herkes adeta kaçacak delik arıyordu, biz de çok korkup kaçmıştık. Anfi saniyeler içinde boşalmıştı. Sanıyorum rahmetli o zaman 60 yaşlarındaydı.
Şahit olduğum bu hadiseden çok etkilenmiştim. Toplum polislerini okula sokmayan öğrencilerin bir gürlemeyle dağılması mucizevi bir durumdu.”
O gün orada âsiler ordusunu darma duman dağıtan o Allah dostu kim biliyor musunuz? Ârifibillâh Doktor Münir Derman!
Bu ne sır, bu ne esrar diyorsanız, şunu söyleyebilirim size ancak! Şeyhülekber Muhyiddin-i Arabî Hazretleri bu bağlamlarda şöyle bir şey söyler: Hakk ve pak yola bağlı kalan, eşyaya / şeylere varlıklara hâkim olur! Hastalıkları / ârızaları ortadan kaldırmanın yol ve yöntemi de budur!
Derman Hoca’da bu derman var mıydı, vardı! Eminim bundan!
O günlerde Derman Efendi’de zuhûr eden en etkili uyaran: dağılın lannn! tarzında zuhûr etmiş erenler! Eşyâda Hakkın yüzünü görenler tavrı bu!
Sürç-i lisân, sürç-i insandır, insaf gerek insana!
Sana bana, ona buna herkese. Yâ Selâm!
Mustafa Özdamar
4 Şubat 2021