ANADOLU SEVDÂLISI ARMAĞAN EFE

Tekrarı olmayan tecelliler harmanında eski püskü diye bir şey yoktur! Her şey her an yenidir ve tâzedir! Eskimişlik bizim îzâfî zihnimizde olup biten, oluşan soluşan sanal bir karmaşadır! Bizim bizliğimize, benlik bönlüğümüze yapışan, ama yakışmayan bir havdır! Her an helâl ve temiz yaşayamadığımız için oluşan çerçöp, kurum ve kuruntu bu hav dediğim!

İnsan her gün yunsa yıkansa, yine de ânında, terleyerek merleyerek kirlenir mi kirlenir di mi? Eski yeni, tâze bayat, hayat mayat her şey böyle bir şeydir! Ay gün yıl her an hep yenidir!

Söz gelimi bu dünyaya geliş ve öte dünyaya gidiş tarihlerini bile bilmediğim arkadaşım Armağan Efe dahi, bugün bu an gibi, yeni ve tâzedir!

Armağan? Ele avuca, kaba kalıba sığmaz mimar, Kemâl Armağan Tekin!

Hiç de tekin değildi rahmetli! Çok mârifetli çok mahâretli bir insandı Armağan! Ne zaman ne yapacağı hiç belli olmazdı! Anadolu bilgeliğinin yol boyu türkülerinin rüzigârında esip savuran bir Denizli Acıpayam Efesiydi!

Merddi, cömerddi, pervâsızdı, pervâsı yoktu! Arş-ı Rahmân olan gönlüne ne eserse onu yapar ederdi!

Yerli ve millî bir insandı! Yerli ve millî bir sanatkârdı! Fî tarihinde, başörtüsünün tartışıldığı hengâmelerde Anadolu kıyafetleri ve baş bağlama temalı çok görkemli bir defile yaptı! Tesettür konusunun kahramanlarından olan, rahmetli Şûle Yüksel Şenler de, bu defilede çalışıp çabalamıştı! Cümlesine rahmet olsun, ellerinden gelen neyse yaptılar…

Rahmetli Armağan, dekorasyon mimarı olduğu için hiç boş durmazdı, sürekli bir şeyler çiziktirirdi. Ben de, beraber olduğumuz demlerde, onun çiziktirdiği şeyleri derler toparlar çöpe atmasını engellerdim. Kendine karşı da pervâsı yoktu, çöpe atardı meşklerini genelde zîrâ!

Bi gün geldi, bizim pervâsız usta, pervâsız bir hastalıkla yüzyüze geldi! Hastalık ustalık ve efelik, kaderin yoruma sığmaz akışı içerisinde birbirine girdi!
Armağan, kendisine önerilen tedavi işlemlerini içine sindiremedi ve red etti.

Çengelköyde oturduğu eve, hemen hemen her gün ziyâretine gidiyordum Armağan’ın. Istırabı vardı, canı yanıyordu!

O yanmaları yaşadığı günlerde bir gün, hafif kıvranarak:

– Yanıyorum Mustafa yanıyorum! Bildiğin gibi değil, resmen ve alenen yanıyorum âdeta ben yâhu! deyince, ona kendimce biraz masaj yaparak:

– Şeyhim, dedim, benim çiziktirme ustam olduğu için, şeyhim diyordum ona ben! O gün ve o anda, her zaman olduğu gibi: Şeyhim, dedim, Armağan efe! Gam değil be efem! Sen kendin tâlib oldun buna, Hakk Çalab da diriğ etmedi verdi bunu sana! diyerek kendisinin bile unuttuğu bir şiirini gösterdim ona! O mânidar şiiri şuydu Armağan’ın:

O bulutun gölgesine bir varsam,

Ne yağmuru, ne güneşi beklerim!
İlk günâhın tövbesinde bir yansam,

Gayrısı Allah Kerim!..

Bu şiir, şiir ve şuur bağlamında müthiş bir şiirdi ammaaaa… Muamma şu ki, bazı şeylerin şakası da, ciddisi de ciddidir ve öyle işlem görür! Tıpkı nikâh ve talâk gibi! Nikâh ve talâkın ciddisi zâten ciddi, şakası da ciddidir, der Hazreti Peygamber Aleyhisselâm:

Son demlerinde, aynı veya benzer bir yanmayı ve zorlanmayı yaşayan bir sahâbiye, şunu sormuş Hazreti Peygamber:

– Sağlıklı günlerinde nasıl dua ederdin sen?

– Yâ Resûlallah! Şöyle dua ederdim ben hep: Yâ Rabbi, mâsiyetlerimin, günahlarımın cezasını bu dünyada ver ki, temiz geleyim huzuruna ben! Böyle dua ederdim hep yâ Resûlallah deyince, Efendimiz Aleyhisselâm epey celâllenerek:

– Rabbenâ âtina fiddünya haseneten ve filâhirati haseneten ve kınâ azaben nâr! Rabbimiz, bize dünyada da âhirette de iyilik hoşluk güzellik ihsan et ve bizi ateş azâbından koru! demek varken, senin neyine öyle söylemek! buyurarak bize çooook mahrem bir muhtevâyı duyurmuştur.

Rahmetli Armağanla aramızda hiç mesâfe yoktu. O nedenle sereserpe söyleyebildim bunları ona! Üç ihlâs bir fâtiha ruhuna! Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

25 Ocak 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com