DERMAN HEKİM RİKKATİ

Allah’ın Sevgilisi (Habîbullah), insanlığın Efendisi (Seyyid’ül beşer), âlemlere rahmet Hazreti Ahmed Muhammed Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerinin naz ve niyazlarıdır:

Allahım, nefsimin şerlerinden, amellerimin seyyiâtından Sana sığınırım!

Allahım, nefsimden ve amellerimden gelen ve gelecek olan her türlü şerden Sana sığınırım!.

Allahım, mahlûkatından gelen ve gelecek olan her türlü şerden Sana sığınırım!..

Habîb-i Edîb-i Hüdâ’nın (Allahın edebli iffetli ismetli sevgilisinin) bu naz ve niyaz deryâsının dalgıçlarından olan Üftâde Hazretlerinin Bursa Hisar Câmiinde îrad ettiği dört hutbeden birinin konusu, illâki “El hazer’ül hazer!: Tam uyanıklık tam takvâ her an huzurda olmaklığı yaşamak!”. Kısacası gayretullaha dokunacak kaçamaklardan kaçınmak temasını vurguladığı için, Hazretin şehzâdesi, hem bel hem yol oğlu bir gün:

– Siz de hazer eder misiniz Sultânım Baba? diye sorunca, Üftâde Hazretleri, şöyle bir irkilerek:

– Elbet oğul, elbet! Tabii ki hazer ederiz, der ve devam eder: Bu cân bu tende olduğu sürece Habîb-i Kibriyâ Hazretleri dahi hazer etmişlerdir. Biz nasıl hazer etmeziz! Ederiz elbet oğul, ederiz! Gayretullaha dokunan her şeyden soooon derece hazer ederiz. Kaçınırız.

***

Gayretullaha dokunan kaçamaklardan kaçınmak vefâdır, verâdır, vekardır. Derman Hekim Hazretlerine göre: Gayretullaha dokundu demek; Allah’ın kanunlarına riâyet hudûdunu aşmak demektir. (Sırlar 5/60) Bu çok ağır bir ârızadır. Gayretullaha dokunan kaçamaklar mahlûkatın gayretine de dokunur! Mahlûkatın gayretine dokunan şeyler de Allah’ın gayretine dokunur, zîra ezâdır, cefâdır, vefâsızlıktır.

Allah Şâfî’dir, şifâyı sever, ezâ istemez. Allah Vâfî’dir, vefâyı sever, cefâ istemez. Allah Vakûr’dur, vekârı sever, yinliceklik ve kaçamak istemez. Bu özelliklerin dışına taşan ezâ cefâ ve vefâsızlık arzdan arşa her şeyde incelerin incesi bir ihtizaz başlatır. Her şeyi titretir. Bu ihtizazın bu titreşimin ifâdesi yoktur; söz devesi bu yükü taşıyamaz!

Gayretullahı Allah’ın kıskançlığı diye tercüme ederler. Tatlı ve tutarlı bir tercüme değil bu. Her şeyin tek ve mutlak sâhibi olan Mennân Allah, kimden neyi ve niye sakınıp kıskansın ki böyle tercüme ederler, anlaşılır gibi değil! Ammâ, muammâ şu ki hani çok yanık bir türkümüz var ya, gönül gözlüm, seni… elden ilden! esen yelden!. her şeylerden!.. sakınırım kıskanırım gibilerden bir türkümüz var ya! Bu temayı en iffetli en yanık bu türkü işliyor yine de işte!

Kul sakınır, kıskanır! Ezelî takdirin âşık olduğu gayretin taşmasıdır bu!

Gayreti taşan kulun nevri döner! Nevri dönenin kimyası değişir, nûru nâra (ateşe) dönüşür. Bu dönme ve dönüşme garibin yüreğini yakar! Bu yürek yangını, kula kuldan yakîn olan Hannân Allah’ın gayretine dokunur! Bu dokunma arzdan arşa, arşdan arza her şeyleri inim inim inletir, tirim tirim titretir!

Tekrarı olmayan tecellîlerin harmanında “kanunlarına riâyet hudûdunu aşmak”tan Sana sığınırım yâ Rab!.

Yâ müfettih’al ebvâb; iftah lenâ hayr’el bâb!

Ey kapılar açan; bize hayırlı bir kapı aç!

Aç ki, her an her şânda Sende Sana açılalım ve “kanunlarına riâyet hudûdunu aşmak” kaçamaklarından kaçınalım! Yâ Selâm!.

                                                                                                                                                              Mustafa Özdamar