KEVN KERVANI KÜN VEYA GEN

Evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan şeylerin oluş ve oluşumunun Arabcakevndir.            Kün, kevnin türevi olan, Kâf ve Nun’dan oluşan ve ol anlamına gelen Arabca bir kelimedir. Ezoterik bir yaklaşımla bu kün kelimesi Osmanlı aksanında Kâf (K) harfi (g) sesi de verdiği ve bu iki kelime de aynı harflerle yazıldığı için gen çağrışımı yapar ve bu çağrışım cilvesi içerisinde yanlışlıkla kün gen, gen de kün diye de okunabilir. Osmanlı metinlerini latinize ederken çok yaşadık çok gördük bu hurûfat azizliğini biz. Yazılışı aynı olan pire ve pîre yanlışı çok meşhur bir örnektir.

Hikmet-i Hüdâ bazı yanlışlar insanı farkına varmadan daha önce hiç bilmediği, üzerinde hiç düşünmediği gizli ve gizemli bir doğruya götürüyor diye düşünüyorum ben şahsen. Her yanlış bir doğruyu öğretiyor insana. Niye biliyor musunuz? Bu kün ve gen kelimeleri ayrı bağlamlarda irdelenen, fakat aynı neticeleri belirleyen kavramlardır; zîra, evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan şeyler, varlıklar kervanı, bu kün ve gen’in muhtevâsını (içeriğini) taşıyor.

“İzâ erâde şey’en en yekûle lehû kün fe yekûn!” O bir şey murâd ettiği zaman, ona ol der; o da derhal olur, oluyor. (KK 36/82) “YâSîn! Ey İnsan!” diye başlayan sûrenin bu âyeti üzerinde tefekkür ederken, ister istemez bunları düşünüyor insan. Ve sonra hemen anında Süleyman Çelebi’ce bir coşkunlukla: Ol dedi bi kerre var oldu cihân / Olma derse mahvolur ol dem hemân! diye haykırıyor.

Asıl sadedin etrafında dönüp ağan, semâ eden bu yorum veya yaklaşım belki fantastik bir düşünce ama, kime ne zararı olur böyle bir yaklaşımın a? İlim bilim ve din dürüstlüğü içerisinde hem kendimize hem de birbirimize daha hoş baksak; cümle yaradılmışa bir göz ile bakma berraklığına doğru aksak; alan talan karmaşası içinde yalan dolan dolambaçlarında birbirimizi boş yere yormasak daha yararlı olmaz mı?

Olur! Olur elbet gurban, olur da… Bu “da”nın damında (sırtında) tepinmeden duramıyor insan. Çok çekişken bir varlık insan. (KK 18/54) Genlerinde var bu tepişme insanın! Bu tepişme tren veya trendinde sen kendini frenliyebiliyorsan kendine hâkim olabiliyorsan; Üstad Necip Fazıl’ca bir kükreyişle: Durun kalabalıklar burası çıkmaz sokak! diye samimiyetle haykırabiliyorsan, yararlı ve kararlı bir katkın olur insanlığa. “Takdir-i ezelî gayrede âşıktır!” der insanlığın pîri Hazreti Mevlânâ. Gayret, takdir ve tedbiri tetikler. Bu tetikleme ânında hayret açığa çıkar. Hayret ve gayret sırtsırta verirse, bu samimi arkadaşlık genleri olumlu yönde motive eder diye düşünüyorum ben.

Derman Hekim’e göre: Hakk’a yakın olanlara Hakk, kul farkına varmadan onun matlubu içinde tecellî eder; yâni arzusu ne ise onun içinde tecellî eder! (Sırlar 1/38) Yine Derman Hekim’e göre: Övülmeyi hiçe sayanın yanında bütün kötülemeler kendiliğinden sıfıra düşer! İnsanlar yalnız ekmekle değil, iyi söz ve nasîhatlarla da beslenirler! (Sırlar 2/238)

Muhabbet mahviyyet ve hoş sohbet, genleri olumlu yönde etkiler mi etkiler… Pek çok şeyin genleriyle oynanıyor günümüzde, gen aşısı yapıyorlar ve bunu da hep genelde olumsuz yönde kullanıyorlar. Ters yönde işletiyorlar bu işlemi! Tersi olan bir şeyin düzü de olur! Olmaz mı? Derman Hekim rikkatiyle hareket edersiniz olur! Valla da oluuuur, billâ da olur! Evvel Allah Âhir Allah biiznillâh illâki olur be yâhu!

Yâ Selâm!..

                                                                                                                                                              Mustafa Özdamar