Bendeniz veya hakir fakir bencağaz, evkâftan mütekaid bî merâsim Musdâfendi! Iyâlullahdan, ıbâdullahdan sıradan ve sâde bir insan! Kendi doğallığım doğrultusunda çalışıp çabalayan gariban bir kulum ben! Ben demekten hoşlanmıyorum ya da daha doğrusu hoşlaşmıyorum ama, ne yapalım ki böyle bir kip var di mi?
Hem kendi doğallığım doğrultusunda çalışıp çabalamaktan söz ediyorum; hem de bu cümleye ters düşer gibi olan bir şeyler söylüyorum:
Hayatım boyunca hiçbir şey olmak için çalışıp çabalamadım! Kendi doğallığım doğrultusunda estim savurdum genelde hep! Hiçbir şey olmadım! Hiçbir şey değilim! Hiçbir şikâyetim yok! Hamdolsun, elhamdülillâh!
Habire hoplayıp zıplayan kendiliğimi tavandan indirip tabanda tokatlayarak şunları şöyledim:
Bunları söylerken, Allah’ın sıfatı olan hayatın akışı içerisinde yer alan mahrem muhtevâ bağlamında kavî isem ne mutlu bana!
Bahtımın rüzgârında esip savuruyorsam, yoruma sığmayan kaderimi yaşıyorum demektir. Kaderi yaşamak mahkûmiyet midir? Nefse hâkim olmak, nefsi meşrûlar dahil her şeyden mahrum etmek midir?
Hâkimiyet ve mahkûmiyet öylesine gizemli bir mahrem muhtevâ ki; şu şudur bu budur demek oldukça zor bir yargıdır! Bir sürü mezheb ve meşreb zuhûr etmiş bu sorgu ve yargıların içinde.
Hayatın merkezinden akıp gelen helâl ve temiz muhtevâyı bulandırmadan berrak yaşamak bizim bizliğimizi, nefsimizi bilmemize ve onu hayatın merkezinde irdelememize bağlı bir iffet sorunu olsa gerektir!
İnsan kendûye, kendi özüne ârifse, kısacası kendine hâkimse egosuna mahkûm olmaz derler bilgeler.
Hayatın akış trafiğini kirletmemek, zıtların âhenginde dönen devrânın tabiatına terbiyesizlik etmemektir. Hakîm Allah’ın emriyle murâdıbârîsi arasında dönüp ağan hayatın mahrem muhtevâsını arzu kulluğuyla örseleyip kirletmemektir! Tavanlarda ve tabanlarda hoplayıp zıplayan emmâre nefse mahkûm olmak değil, hâkim olmaktır! Bu hâkimiyet, egoya egemenlik zor mu zor ammaaaa, zorluğun içindeki kolaylığı yakalamak hüner! Es sabru miftâhül ferec: Sabır ferahlık zaferinin anahtarıdır! buyurur Hazreti Peygamber Aleyhisselâm.
Helâl ve temiz muhtevâ bağlamında kendime esip savururken, önümde bir not kağıdı vardı. Not kağıdıyla işim bittiği için, onu yırtıp geri dönüşüm sepetine atmak üzereyken, kağıdın arka yüzünde ne var diye baktım! Sübhânallah! Bizim Kemâl âbinin, Harputlu Kemâl Efendi’nin şu sözleri yer alıyordu:
Nefsine hâkim olan Allah’ı bulur. Birden bire nefse hâkim olmak zordur.
Nefsin hâkimiyetini belâlarla kırar, küçültür, hafifletir Allah. Belâlara sabreden kazanır.
Kalbdeki kudret yerde gökde yok.
Eğer çalışırsanız, Hazreti Allah çok yükseltir sizi.
Bu asırda iyi insan, iyi müslüman olan, geçmiş yüzyılların evliyâsından daha yüksek mertebelere erişir. Çünkü ateş içindesiniz. Ateş içinde çalışıyorsunuz. Bu yüzyıllardaki ateş geçmiş yüzyıllarda yoktu. Cehennemin içinde cennete koşmaktır bu asırdaki çalışma.
Asıl hüner, nâmüsâit şartlar içinde insan ve müslüman kalabilmektir. İnsanlığın ve müslümanlığın îcabını yapmak ve yaşamak… Zor zamanda zoru başarmak… Asıl hüner bu… Normal zamanlarda herkes yapar, yaşar bir yerde…”
İnsanın nefsine hâkim olması, onu haramdan irağ tutarak, helâl ve temiz olan meşrû yaşamla koruyup kollamasıdır.
Nefse hâkim olmanın daha incesi, helâl ve temiz olan meşrûları, müzmin alışkanlıklara zebun etmeden, yerinde ve kıvamında hakkını verme gayretiyle yaşamaktır.
Kemâl âbinin, Harputlu Kemâl Efendinin söylediği de budur! Vesselââââm! Yâ Selâm!
Mustafa Özdamar
4 Şubat 2021