Derdini ummâna sal, âsumana inle! Ağla çağla, ama hüsrana teslim olma! Kaderin yoruma sığmaz akışı içerisinde, amel-i sâlihât içre sabır ve sebât eyle! Gönlünü ve zihnini hüzünle süsle ama kederle kirletme! Kendini hem dinle, hem dinleme! Hazreti Yûsuf seyrinde: Ben kendimi ibrâ etmem! diye düşünerek, “ben” metaforunda “kendilik” kavramını irdele! Kendini çözümle!
Bunu yapabilirsen, kendiliğinle tanışabilirsen, kendini aşma ve aslına ulaşma ufuklarında, alîm ve halîm sofralarında, ilim ve hilim cömerdi olursun!
Ebu’l hilm özelliğine sâhib olan Bülent âbi rahmetli, “Melâmet Sofrası Hatıratı”nın hatırşinası Abdullah Bülent Erel, böyle bir hilm cömerdiydi.
Kim ve ne olursa olsun insanları melâmet ve muhabbet sofralarında toplamayı çok severdi. En çok sevdiği şey, sohbet ve muhabbetti. Yoğun şefkat ve muhabbetle üzerinize titreyen dünya ve ahiret saadetiniz için çırpınan, size çok düşkün anlamına gelen Tevbe Suresinin 128. âyetinin Muhammedî muhtevâsına mazhar rindân-ı kiramdan olan Bülent âbi, insanları fıtratlarına, kendi hakîkatlarına ulaştırma bağlamında çok gayretliydi. Kızıp köpürme, taşma dökülme halleri yoktu. Halim selim, aklı selîm, kalbi selîm, zevki selîm bir zât-ı muhteremdi. Bal kaymak bir insandı, hiç kimseyi kırmazdı. Dinli dinsiz, donlu donsuz herkesi, kendi melâmet sofrasına çağırırdı!
Çok zekî ve zarif bir gönül adamıydı. Kafasında ve kalbinde olumsuzluğa yer yoktu! Her şeye, her şeye rağmen olumlu ve ılımlı bakmayı yeğlerdi. En zor anlarda dahi zorluğun içindeki kolaylığa vurgu ve burgu salan samîmi bir ustaydı.
Hayy’dan gelen ve hû’ya giden hayatın akışı içerisinde zuhûr eden ârızî durumlar karşısında karamsarlığa ve kötümserliğe yüz vermezdi.
Tekrarı olmayan tecelliler harmanında, herkes ve her kesim adına derman ararken, her durumda her şeye rağmen berrak akar, berrak bakardı. Hayat memat seyrinde, hayatın her karesinde kendi fıtratı çerçevesinde seyr-i sülûk hâli yaşamış bir bilgeydi rahmetli Bülent âbi!
Ruhun şâd olsun Bülent âbi!
Yâ Selâm!
Mustafa Özdamar
2 Aralık 2020