EYVALLAH ŞEHRİ

Halk Arabcasında ivallah diye telaffuz edilen, tasavvuf argosunda eyvallaha dönüşen bu kelime, men âmene bi’l kader, emine minel keder! Kadere îman eden; îmânın altıncı şartı olan hayrihi ve şerrihi minallahi teâlâ maddesinin mânâsını hazm etmeyi ifâde eder!

Kadere îman eden, ezilebilir, üzülebilir ama kederlenmez! Ezilmek üzülmek ve kederlenmek ikiz kavramlar fakat, farklı anlamlar yüklüdür! Tıpkı ikiz çocukların birbirlerinden çoook farklı olabildikleri gibi…

Üzüntü ve hüzün duygusallığın ürünüdür, kedere nisbetle temizdir; fakat keder, kadere, Allah’ın takdirine karşı itiraz ve isyan niteliği taşıyan içsel ve dışsal bir kirliliktir! Îmanın,  îtikadın ve ikrarın sağlıksızlığıdır. Eyvallahın tükenmesi bu olsa gerekdir. Mümkünüm tükendi derler Anadolu’da buna!

Kederde ümitsizlik kokuşması vardır! Ümitsizlik haram bir hâldir. Her şey Allah’dandır! Allah’dan gelene eyvallah elhamdülillah denilir! Peki bu durumda, kaderin kavranmaz akışı içinde yan gelip yatılır mı? Haaaayır, hayır! Üstüne vazife olan neyse o yapılır! Keder çöplüğünde uğunmanın ve boğunmanın hiç bir kıymeti yoktur! Bize düşen her halükârda üstümüze vazife olanı yapmaktır! Allah’ın takdirini tartmak, akıl ve mantık terâzisinin işi değildir. Akıl işi hiç değildir!

Ekinciler ekinlerini ekerler, neticeyi beklerler! Netice Allah’da Allah’dan beklenir!

Her şey Allah’da, her şey Allah’dan!

Her şeyleri yerli yerince yapan çatan Zâtıbârî güzel Allah, diler öyle verir, diler böyle verir! Her halükârda hep verir verir verir! O’nun vergisinden memnuniyetsizlik, insanı hasta eden çok kirli bir duygu ve davranış biçimidir! Herkeste hepimizde var bu kirlilik!

Bu mahrem bahis, sereserpe bir sohbet ve muhabbet konusudur! Nasîbde varsa, kısmet olursa, bi gün bi yerlerde sohbet ve muhabbet içre birlikte irdeleriz bunu dilerim.

Şimdi, bugün şu an çok azîz bir dostun, Abdülaziz Biçkioğlu’nun gönderdiği “Eyvallah Şehri” hikâyesinde payımıza düşeni arayalım diye düşünüyorum. Muhabbetle yâ Selâm!

 

Abdest için şeyhinin eline su döken derviş, bir toplu iğne başı kadar yerin kuru kaldığını hatırlatınca, dergâhtan kovulur.
Kendini dağlara vurur. Avare dolaşırken bir çobana rastlar. Ona içini döker.
Çoban olan bitene üzülür.
Ona yol gösterir.
“Bak” der, “şu dağı aşarsan ardında “eyvallah” şehri var. Her şey bedava orada… Ye, iç, gez, eğlen, istediğin gibi. Tek şartla; üç şeyden uzak duracaksın…
“Yalan söylemeyecek…”
“Kulun işine karışmayacak…”
“Allah’ın işine karışmayacaksın …” .
Derviş, yönelir o istikamete.
Dağı aşar, şehre ulaşır.
Lokantaya gider karnını doyurur, para almazlar, “Elhamdülillah” der ağzını siler.
“Eyvallah…” der ayrılır.
Berbere gider tıraşını olur, kalkar para alınmaz el sıkışır,
“Eyvallah” der ayrılır…
Hamama gider aynı, fırına gider aynı, kasaba, manava her nereye gitse ihtiyacını görür hep bedava…
”Eyvallah…”
“Eyvallah…”
Hiçbir esnafa borcu yok.
Kervanlardan cariye dökülür.
Birini beğenir alır. Yurt yuva edinir.
Yaşadıklarına inanamaz.
Gerçekten de tam bir “eyvallah şehri…”
Çobana minnettar kalır.
Derken bir gün yolda bir nine ve yanında bir de kıza rastlar.
Nine peçeli çarşaflı, kız ise tam tersine açık mı açık… Kendi kendine mırıldanır;
“Olacak şey mi? Kapanması gereken açık, açılması gereken kapalı…”
Anında şehir zabıtası enseler.
“Gel bakalım. Kulun işine karıştın…”
Kırk değnek vurulur…
“Nedir bu başıma gelen” diye Allah’a yakınmaya yeltenir ki;
“Gel bakalım Allah’ın işine karıştın”…
Kırk kırbaç daha…
Keyfi iyice kaçar, eve kapanır.
Hanımı tembihler;
“Sorana evde yok deyiver” Bu kez de;
“Gel bakalım yalan söyledin…”
Sonuçta “Eyvallah şehrinden” kovulur.
Bu rüya da, böylece son bulur.
Kendine geldiğinde maşrapa elinde dervişin, abdest suyunu dökmektedir. Yaptığı hatayı anlar. Daha da şeyhinin işine karışmaz.

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com