Hakir fakir bencağaz sürekli hep Koroni ya da Kurani deyip duruyorum, daha doğrusu durmuyorum hep aynı şeyi söylüyorum ya! Nedeni şu: Canlı bile olmadığı, canlılara tutunarak çoğaldığı söylenen bu gizemli varlık, bütün dünyayı istilâ ettiği anda, dünyayı sömüren ve semiren bütün barbarları ve barbarlıkları ânında zınk diye durdurdu! Sıradan bir olay değil bu! Birilerinin keyiflerinin kekâsı için yapılan edilen bir istilâ değil bu! Kemirgenlerin ve sömürgenlerin kendi dertlerine düşmeleri, mâsum ve mazlumların, çocukların kadınların üzerine yağdırdıkları kimyasallardan bile ümit kesmeleri sıradan bir olay değil!
Dehr’e sövüp saymayın, sataşmayın; O Allah’dır tarzında bir hadîs-i şerîf var. Derin mânâlı ve mahrem muhtevâlı bir söz bu! İnansanız da inanmasanız da, bi de bu balkondan bakın bu gizeme yâhu!
Evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorları içerisinde dönüp dolaşan her şeyler, bu Dehr kavramının kapsamına girer; uyanın, uyanalım, uyansınlar ve utansınlar bütün insanlar!
Rabbenâ hep bana bencilliğinin çöplüklerinde tabiatın tabiatıyla tepişmek, akla ziyan, fikre ziyan, zikre ziyan bir tavır! Mümin münkir, müslim gavır herkes ortak bu tavırda!
Agalar beyler paşalar / Bu dereyi tez aşalar / Hakka hukûka koşalar / Hep berâber, hep berâber!
Hakları hukukları çiğnenen insanlar, mutlu olamazlar! Mutlu olamayan insanlar boş duramazlar! Çâresizlikten çâre çıkarma öyün savma adına illâ bir şeyler yaparlar! Tabiatın tabiatı, haklılara haklarını, haksızlara müstehaklarını vermeyi zorunlu kılar!
Haddini bilmeyene haddini bildirmek, kırk yetimi geydirip doyurmak derler büyükler!
Küresel bazda inanılmaz hızda haddini hudûdunu bilmeyen, herşeyi ve herkesi kendine tahsisli çerez bilen o kadar nâdan ve nobran var ki yeryüzünde! Dehrin Debbûsîleri olan Koroni veya Kurani orduları, bu nahoş hadsizliğin hesâbını soruyor şimdilerde! Elinden ve dilinden bir şey gelmeyen, ahları arşa dayanan mutsuz mâsumlar mağdurlar ve mazlumlar adına!
Kemirgenlere ve sömürgenlere haddini bildiren Debbûsîlerin zorunlu kıldığı kurallar bağlamında şunu söylüyor bizim Müderris Salih Ekinci Hoca: Bu günlerde dışarı çıkmak haram!
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın bundan! Çooook doğru söylüyor Salih Hocam! Kitabına Sünnetine isâbetli bir söylem bu! Osmanlı bir söyleyişle: İfâdeyi merâm, muktezâyı hâle muvâfıktır! İktizâyı zaman muktezâyı hâle mutâbıktır!
Helâl ortamlarda helâl işler yapanda, kendiliğinden kalkar gider bu manda! Manda da neyin nesi demeyin, manda, kumanda, komut! “Zalûm ve cehûl” beşere çekidüzen vermeyi hedefleyen Debbûsîlerin direktifi bu! Debbûsî ne demek biliyor musunuz? Debbus, topuz, Debbûsî topuzlu demektir. İnsanlığın pîri Hazreti Mevlânâ Moğol istilâsı yıllarında Cengiz Han’ın topuzlu orduları için kullanmış bu kelimeyi. Hıkmet-i Hüdâ Cengiz’in ordularını çoktan sollayan Koroni’nin medyada yer alan görüntüsü de topuz çağrışımı veriyor!
Vaktiyle ağniya (zenginler, varsıllar), zekât, sadaka ve sosyal yardımlar konusunda ihmâl ve ihlâle düşünce, Hazreti Mevlânâ’ya:
– Efendim, ağniyâ, gariban hakkını gözetmez oldu! Varsıllar, yoksul hakkı olan zekât ve sadaka vergilerini vermez oldular!.. diye şikâyet etmişler.
İlim irfan, hıkmet ve zarâfet bilgesi Mevlânâ:
– Üzülmeyin, demiş, onlar kuddûsîlere (yoksul gariblere) kendiliklerinden, kendi rızalarıyla gönüllü olarak vermezlerse, debbûsîler (elleri topuzlu zorbalar) gelir, zorla şerle döve söve ellerinden alır!..
Hakîkaten de öyle olmuş. Bir süre sonra Moğollar gelmiş ve her tarafı talan etmiş.
Kıssadan hisse, hakir fakir bencağaz diyorum ki, sana verilen, sana edindirilen her şey illâ da senin değildir.
Sana verilen can, sana emânettir.
Sana verilen ten, sana emânettir.
Sana verilen hayat, sana emânettir.
Sana verilen mal mülk, çoluk çocuk sana emânettir.
Irz nâmus, iffet ve ismet hâriç sana verilen her şeyde başkalarının da hakkı vardır.
Mal benim diye istediğin gibi yiyip yutamazsın! Oburluk hakkın değildir! Keyfince yiyip yuttuğun lokmada bile, onu bulamayanın hakkı vardır!
Bedelini ödemiş de olsan, senin gözüken her şeyde başkalarının da hakkı vardır!
Bedelini ödüyorum diye elektrik, su, odun, kömür, doğalgaz vs. gibi ortak servetleri hoyratça kullanıp israf edemezsin. Aynı şeylerde bütün dünya halklarının hakları vardır.
Havayı kirletemezsin, sokağa çöp atamazsın, yola tüküremezsin. Onlarda herkesin hakları vardır.
Mal benim, para benim diye, istediğin gibi, doymayan kaprislerin ve iyileşmeyen komplekslerin doğrultusunda habire eşya değiştirip duramazsın. Senin attıklarında ve aldıklarında onların da hakları vardır.
Senin israfın, savurganlığın başkalarına kıtlık ve yokluk olarak yansır.
İşin aslının aslı, mal da senin değildir, mülk de senin değildir. Eğer meselenin kökünü kötmeğini kavrayabilirsen, emânetçiliğinin farkına varır ve ona göre davranırsın, emânete riayet eder ve gizli ihânete düşmezsin.
Sen bunları içinden gelerek içtenlikle yapmazsan, dışından zorlamalar gelir çatar o zaman.
Zor, şer ve kominal belâlar gelir çatar.
Debbûsîler gelir tepene biner.
Bu baş ağrısından kurtulabilmen için, evvelâ senin senliğinin, öz benliğinin farkına varman ve onu doğru dürüst hakkıyla yaşaman gerek.
Yâ Selâm!
Mustafa Özdamar
12 Nisan 2020