ASIL VE FASIL ÜZERİNE

Fî tarihinde vaktiyle; Allah’a dayan sa’ye sarıl, hıkmete râm ol / Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol! diye haykıran Mehmet Akif; aynı yıllarda; Doğrudan doğruya Kur’an’dan alarak ilhâmı /Asrın idrâkine duyurmalıyız İslâmı! diye de yırtınmıştı. Şimdilerde bugünlerde de aynı benzer bir yırtınma yaşandı, yaşanıyor!

            Akif reformist miydi? Dinde reform mu istiyordu! Hayır! Deformist miydi? Dîni deforme etmeye mi çalışıyordu? Hayır kere hayır!. İslâmda reforma ihtiyaç olmadığını, İslâmiyetin her devirde muâmelât faslını yenileyen güncelleyen bir özelliğe sahip olduğunu, yeri ve zamanı gelince değerlendirilmek üzere sosyal, siyasal ve ekonomik her derde bir devâ, her probleme bir çözüm imkânını bünyesinde barındıran eşsiz benzersiz bir sistem olduğunu herkesten çok daha iyi bilen, aklı başında aşkı gönlünde gayretli dirâyetli dürüst bir ilim irfan, şiir ve şuur adamıydı Akif.

Şâir Yavuz Bülent Bakiler’in ifadesiyle “Sakal-ı Şerîf gibi kırk bohçanın içinde dürülü duran güzelim İslâmiyet”in asrın idrâkine açılımını arzu ediyordu. Aşk derecesinde güçlü bir arzusuydu bu! Nesi yanlış bunun? İnsaaafff, el insaf be yâhu!

Kitab ve Sünnet konusunda çok kavî bir ilim ve irfan adamı olan Dr. Münir Derman Hoca’nın bu bağlamda şöyle hârika bir yaklaşımı var: Allah kelâmı kara/kaba ve yobaz düşünce ile anlaşılmaz!. Allahca bilmek lâzımdır! Arabca ile de olmaz! (Sırlar 3/85)

Allahca bilmek, aşk şevk zevk idrâki ve Muhammedî neşe ile kemâle ermekle algı alanına yanaşılabilecek bir özelliktir. Güz mevsiminde, yaprak dökümünde dökülen yaprakların mâtemini tutan duygusalların dikkate alamadıkları şey, dökülen yaprakların, zaman içinde eriyip çürüyüp gübreleşerek ağacın kendini yenileyip güncellemesi gerçekliğidir!

          Derman Hoca’ya göre, dikkat aklın gözlüğüdür! (Sırlar 5/146) Dikkat gözlüğünü rikkatle kullanan, Kitabın ve Sünnetin aslıyla faslı arasında isâbetli açılımlar yapan, dîni gelenekle boğmayan Râsihûn, hak ve hakîkati özünden kavrayabilen ülü’l elbab akl-ı selîm sâhibi sözün özüne inebilen sâlihler (KK 3/7), asrın idrâkini dikkate almanın Habîbullah tavrı olduğunu çooook iyi bilirler. “Kaba softa ham yobaz” düşüncesizliğine de edeb yâhu! çekerler.

“Lâ ikrâhe fiddîn! Dinde dayatma yok!” (KK 2/256) âyetini dikkate aldığınız zaman şunu anlar gibi olursunuz: “Allah katında din İslâmdır! (KK 3/19)” Din dinamiktir, statik değildir! Âdem Safiyullah’dan Muhammed Habîbullah’a uzanan ve O’nda ikmal edilen tamamlanan (KK 5/3) dinde değişmeyen tek ilke itikaddır! İmandır, inançtır! “Lâ ilâhe illâllah! Birdir Allah O’ndan özge ilah yok!” Asıl olan budur. Değişmeyen tek ilke budur.

Risâlet ve nübüvvete bağlı olarak dört kitap en azından 100 suhuf ve çok sayıda yüzbinlerce peygamber gönderilmesi, dinin ibâdet ve muâmelât faslının güncellenmesidir. Dinin her döneminde kendine özgü ibâdet şekilleri vardır. Dehrin, devrin, zamanın akışı içerisinde güncellenebilen muâmelât (gündelik işler) faslının ucu zaten hep açıktır. Muâmelâtın yinelenme aynen tekrarlanma mecburiyeti yoktur; yenilenme mecburiyeti vardır. Fasıl budur! Öne-sona, sınıra-tanıma, kaba-kalıba sığmayan ezelî ve ebedî açılım irâdesi bunu kaçınılmaz kılar. Her an ayrı bir şanda olan (KK 55/29) Hakîm Allah da bu hareket ve bereketi sever. Aslın fasıla, faslın asıla engel çengel olması gibi bir donma ve tıkanma yoktur. Bu konudaki tartışmalar, beşer idrâkinin takıntılarıdır. Yâ Selâm!.

                                                                                                          Mustafa Özdamar