Âşık Cevad Hoca vardı, Beyoğlu’nda Şişhane’de Okçu Mûsâ Câmii İmamı! Gönenli Mehmed Efendi’nin has haleflerindi. Celâlli ve cemâlli bir zâtdı! Normal sohbetlerde camide, minbere çıkınca celâlde eser savururdu! Armağanla hep onun câmiine giderdik Cuma günleri, cumaya! O bizi sever sayar, biz de onu çok sever sayardık.
Genelde, hemen hemen her gidişimizde şunu söylerdi kendi hâlinin efesi olan Cevad Hoca:
– Zor iş zor iş, zor iş efelik!
Şişhâne’de Okçu Mûsâ Câmiinin âşık imamının helâl ve temiz sözü bu: Önce kendine! Önce kendiliğine, habire berbat şeyler emreden nefsine karşı efelik etmek, efelik! Zor mu zor ama, kolaylığa açılan kapının anahtarına o zorluğun içinde ulaşıyor insan! Men arefe nefsehu, fekad arefe rebbeh!
Nefsine ârif olan, rabbine ârif olur! Bu irfâna erme efeliğine geçebilmesi için insanın her şeyden önce kendisini işleyip şişlemesi gerek!
Kendini işleyip şişlemeden başkalarını işleyip şişlemeye kalkarsan, hem yanılmış, hem yamulmuş olursun! Yanılmak ve yamulmak hüner değil ki!.
Sen sana ne sanursan / Ayruğa da ânı san / Dört kitabın mânisi / Budur eger var ise! diyen Yûnus Hazretleri ne güzel söylemiş bunu!
Kendine efelik edemeyen hamala küfelik olur! Çi fâîde, ne fayda!
Fayda mayda neyde meyde, her neydeysen; nefsine efeysen; efesin! Zor şey zor, zor şey efelik!
Ruhâniyetine selâm olsun, Âşık Cevad Hoca, her yerde her şeyde gerçek anlamda efeydi, efe!
Beyoğlu Okçu Mûsâ Câmiinden sonra Fatih Bıçakçı Alaaddin Câmiine tayin edildi! Birkaç sene sonra Şehzadebaşı Câmiine atanınca, Armağan darma duman:
– Hocaaaam, dedi, hocam! Hayırdır inşallah, hayırlar fethola! Okçu, Bıçakçı ve Şehzâdebaşı!.. Pâdişahlık seyri bu! Ferman pâdişahın, dağlar dağların! Dağdan indik biz artık! Ferman derman bizlere!
Cevad Hoca, bir uçtan bir uca, tatlı şirin gürcü gürcü gülümseyerek:
– Âmin diyelim Ermağan Efe, âmin! Amin diyelim senin duana âmin! Murad-ı Bârî her ne ise o ola! Âmin yâ muîn, âmin!
Cevad Hoca, Armağana Armağan değil de Ermağan derdi! Ermağan Efe diye hitab ederdi!
Cevad, cömerd anlamına gelen bir isim. Adı gibi cömerd, soyadı gibi aksoy bir âşıktı Cevad Hoca!
Armağan’ın padişahlık gülbankı Cevad Hoca’ya, Şehzâdebaşından emekli olduktan sonra Haremeynde mücâvirlik olarak yansıdı! Haremeynden dönüşte Fatih Camiinde çocuklara şeker ve hurma dağıtırken Hakka yürüdü!
Cevad Hocanın Okçu Bıçakçı ve Şehzadebaşı günlerinde biz, Armağan, Ahmed ve bendeniz, Karacoğlan’ın koşmalarıyla koşarak, semâîleriyle semâ ederek giderdik âdeta bu câmilere! Bunların hepsi hatırât oldu! Kırk yıl öncesinin anısına bir koşma!
Evvel sen de yücelerden uçardın / Şimdi enginlere indin mi gönül / Derya deniz dağ taş demez geçerdin / Karadan menzilin aldın mı gönül!
Yiğitliğim elden gitti yel gibi / Aktı gitti baktı gitti sel gibi / Damağımda tadı kaldı bal gibi / Hoyrat eli değmiş gonca gül gibi / Bozulmuş bağlara döndün mü gönül!
Hasta oldun yastığını istersin / Kâdir Mevlâm sağlığını göstersin / Cennet-i âlâdan bir köşk dilersin / Boynunun farzını kıldın mı gönül! / Boynunun borcunu verdin mi gönül!
Karacoğlan derki söyle sözünü / Hakka teslim eyle kendi özünü / Nâs işine karalama yüzünü / Yolun doğrusunu buldun mu gönül!
Yâ Selââââm, Yâ Selââm, yâ Selâm!
Mustafa Özdamar
28 Ocak 2021
www.kitapyurdu.comdan SATIN AL