HAZRETİ RABİA’YA GÖRE SIDKIN KEMÂLİ

Attar’ın rivâyetine göre, kocalmış yıllarında, son hastalığında, Hasan-ı Basri, Şakik-i Belhi ve Mâlik b. Dînar, Rabia’tül Adeviyye’yi ziyârete gitmişler.

Hazreti Rabia;

“- Sıdkın, sadâkatin, yâni kemâlin kemâli ne sizce?” diye bir soru yumağı atmış ortaya.

İlk yanıt Hasan-ı Basri’den gelmiş.

“-Mevlâsından gelen belâya sabredemeyen kimse davasında gerçek değildir! Sıdkın kemali sabırdır!

Hazreti Rabia:

“- Gurur var bunda! Bencillik kokuyor!” demiş.

Şakik-ı Belhî:

“- Mevlâsından gelen belâya şükredemeyen kimse davasında gerçek değildir! Sıdkın kemali şükürdür! demiş.

Hazreti Rabia:

“- İyi fakat yetmez, demiş, daha iyi bir tavır gerek!”

Söz yumağı dönüp dolaşıp Mâlik b. Dînâr’a gelince,

Mâlik b. Dinar:

“- Mevlâsından gelen belâdan zevk alamayan kimse davasında gerçek değildir! Sıdkın kemali rızadır! demiş.

Hazreti Rabia, bu cevabı da yeterli bulmayarak:

“- Yetmez, bu da yetmez!  Bunun da iyisi, bunun da ötesi gerek!”  deyince; onlar da:

“- Mâdem öyle sen söyle! Sıdkın sadâkatin, yâni kemâlin kemâli ne sence?” diye kendi sorusunu kendine iâde edince, söz yumağını şöyle çözmüş Hazreti Rabia:

“- Mevlâsından gelen belânın azâbını unutmayan kimse dâvâsında gerçek değildir! Sıdkın kemali yoğlukdur!

Mısırlı kadınlar, Hazreti Yûsuf’un güzelliği karşısında ellerini doğradılar da, o müşâhede zevki içinde hiç acı duymadılar!.. Zira Yusuf’un güzelliğinde yoğ oldular!”

 

Yorum, yorum, yorum;

Bu konuda hakir fakir bencağaz şöyle düşünüyorum:

Sıdkın, sadâkatin, yani kemâlin kemâli, Mevlâ’dan gelen belâ ve zahmeti, rahmet ve ganimet bilmeyen, davasında gerçek -hakikat eri- değildir.

Yaradılmışlardan birinin güzelliği karşısında böylesine bir müşâhede zevki yaşanıyorsa, Yaradan’ın cemâli karşısında nasıl bir müşâhede zevki yaşanır, düşünün artık…

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

21 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com