Koroni vesilesiyle küresel îtikafta olduğumuz şu günlerde, şiirin şuur yokuşlarında darlanıp zorlanan bizim Ersin Âmin; âmin ki âmin, İnci Okumuş’un “Aşkın Elif Hâli”nde rastladığı birkaç mısra üzerinden selâm ederek; İnci’nin muhtemelen Âşık Hüdâî dedesinden ödünç aldığı ya da esinlendiği mısranın kaynağına tapşırdı bizi; sağolsun sâlim olsun. Âlim olsun ârif olsun, âmil olsun kâmil olsun, Hızır yoldaşı, huzur hâldaşı olsun! Sözünü ettiği şiir ve şuur şelâlesi şu:
Gönül çalamazsan aşkın sazını / Ne perdeye dokun, ne teli incit / Eğer çekemezsen gülün nazını / Ne dikene dokun, ne gülü incit!
Bülbülü dinle ki gelesin cûşa / Karganın nâmesi gider mi hoşa / Meyvesiz ağacı sallama boşa / Ne yaprağını dök, ne dalı incit!
Bekle dost kapısın, sâdık dost isen / Gönüller tâmir et, ehl-i dil isen / Sevdâ sahrâsında Mecnûn değilsen / Ne Leylâ’yı çağır, ne çölü incit!
Rızâya râzı ol, Hakk’a kāilsen / Ara bul mürşidi, müşkilde isen / Hakîkat şehrine yolcu değilsen / Ne yolcuyu eğle, ne yolu incit!
Gel Hakk’dan ayrılma, Hakk’ı seversen / Nefsini ıslah et er oğlu ersen / Hüdâî incinir inciden versen / Ne kimseden incin, ne eli incit!
Âşık Hüdâî Hazretlerinin rûhâniyetlerine selâm, İnci ve Ersin’in gönüllerine selâmet ve melâmet olsun! Çooook hârika ve bârika bir şiir ve şuur şelâlesi bu!
Şiir, özgün bir şuur şarıltı ve parıltısıdır! Bu tür şarıltı ve parıltılar, insanı uyaran, uyandıran ve huzur-u Bârî’ye çağıran, asılda lâhûtî, fasılda nâsûtî bir cilvedir!
Şarıl şarıl akan ırmak / Ne güzeldir sana varmak / Senden sevgiliyi sormak / Ne güzeldir, ne güzeldir!
Bu dörtlük Mısrî Dede’nin rûhâniyetinin hediyesi, bir tür ödünç yâni Ersin! Aslında da faslında da her şeyimiz ödünç bizim! Bize âit bir şey yoktur, her şey Hazreti Allah’ındır! derdi hep, rahmetli Kemâl âbi, Harputlu Kemâl Efendi!
Algımız çalgımız, her şeyimiz, O’ndan O’na O’nundur!
Can emânet, ten emânet / Bunun bilinci selâmet / Hakk Çalab’la ahbab olmak / Bize yaraşan melâmet!
Bu melâmet içre birileri: Her şeyimiz O’ndan O’na O’nundur! Eyvallah da, O ve biz ayrımı ne ola, diye sorarsa bu dîvâne kula! Kul Dîvâne der veya demek ister ki: Cenâb-ı Hakk Tekvar, Cenâb-ı halk yokvar! O’ndan O’na O’nun bilmecesinin basit çözümü budur!
Çıplak Türkçeyle, yokun boku olmaz açısızlığında esip savuruyorum mahrem muhtevayı bazen ben; Kul Dîvâne pul dîvâne olarak olarak açılıp saçılıyorum! Bazen da yine bu ben, öyle darlanıp zorlanıyorum ki, açısızlığım ânında dar açıya dönüşüyor bu kez de tersinden esip savurmaya ve sövüp saymaya başlıyorum, min gayri haddin, haddim olmayarak! Tersinden ve düzünden esip savurma sanatı olan şiir de böyle bir şey! Sevdâ sahrâsında Mecnûn değilsen / Ne Leylâyı çağır, ne çölü incit! diyen Âşık Hüdâî Baba çooook yahşi söylemiş! Eyvallah, illâllah, yâ Selâm!
Mustafa Özdamar
18 Nisan 2020