ŞİİR VE ŞUUR İKLİMİNDE KOZMİK DUYGULAR

Herkesin hepimizin hayatında bizi savuran kavuran çok mahrem anlar anılar vardır!
Bizden bize esip savuran kozmik duygu ve duyarlılıklarla başetmek epey zordur!
Kendinden kendine gelip giden insanı, hayatın hayhaylar ve heyheyler trafiğinde çok yoran bir zorlanma ve darlanma bu!
Kebedde yarattık insanı biz; darlanma ve zorlanma var insan çamurunun mayasında! anlamına gelen Beled 90/3 âyetinde sırlanan işâret bu olsa gerek! Yeryüzünde yüzyüze geleceği, kendi kendisiyle yüzleşeceği darlanma ve zorlanmalardan söz ediliyor bu âyetde! Asistan-ı azîzemin “Kendime Doğru” terapilerinde işlediği muhtevâ bu!
İnsana birden bire / Bin hâl gelir, bin hâl gider / Bunların cümlesi de / Pinhân gelir, pinhân gider! dedirten ahvâl bu!
Yaradan da yaradan / Ah vah etme yaradan / Bi hıkmetle hin hıkmetle / Böyle yapmış Yaradan!
Bu çok esrarlı ahvâl hengâmında Yaradana kafa tutma tavırları, insanın kendi tabiatını tahrib eden şaşkınlık ve taşkınlıkların uzantısıdır. Buyruğa kuyruk takma, çıkıntı, fırtma, anlamına gelen bu uzantıya fıkıh dilinde (zâl ile) zenb ve zünûb denir; terimsel olarak günâh dediğimiz şeydir ki o da sakınca, sakıncalı demektir. Argocası, halt etme jargonunun Arabcası!
Arabcası bu! Aynı kelime ve kavramın Rabcasını Arab bilmez Rab bilir! Rabcanın daha rafine hâli Allahcadır! Bu zenb ve zünûb kavramının Allahcasını Allah bilir; özgesi bilmez! Bu kozmik muhtevâ böyle uzaaaar gider! Kulun darlanıp zorlanması bundandır! Peygamberlere inen suhuflar ve kitaplar Allahca değil, vahiy meleği tarafından devrin peygamberinin diline çevrilmiş hâlidir! Bu hıkmetle som gerçekler bilinmez!
Bu gizemin farkına varan gönlü bol garîbânın:
Senden sana sığınırım Yaradan / Buyruğuna kuyruk takmak hoş değil / Celâlinden cemâline yâ Yezdân / Buyruğuna kuyruk takmak hoş değil!
Seni sende arayan bulur ancak / Budur Habîbine verdiğin sancak / Yoksa ki kim nerde nasıl bulacak / Buyruğuna kuyruk takmak hoş değil!
Hamd ü senâ baştan sona hep sana / Bismillâhi vahdeh sırrı ver bana / Erişelim Hâbîbinle hubbuna / Buyruğuna kuyruk takmak hoş değil! niyâzıyla elhamdülillâhi vahdeh etmek, vahdet etmek anlamına gelse gerekdir!
İç ve dış ilişkiler ağının odağında iç ve dış uzantılar bağlamında kendimle beraber kendime doğru seyrettiğim uzun ince yollarda, çoook darlanıp zorlandığım anlarda:
“Zindanındayım Yûsuf’un!” / “Ey aşkın elif hâli / dönülmez yollarda / dağlanmış bir ses bırak içime / seni bulduğum yerde durur / mecnun’un yitirdiği / ister göklere yükselt beni / ister girdaplara düşür yine!” diye yırtınan İnci Okumuş’un “Aşkın Elif Hâli”nde bir şimşek çaktı âniden, bir yıldırım düştü yüreğime:
“Sana aşkımın yoktur îzâhı!”
“Sevda sahrasında mecnun değilsen / ne leylâyı çağır ne çölü incit!” (1)
Bu îzahsızlığın derûnunda, senden sana uzanan uzun ince yollarda, umudu yeise yedirmeden giiit giit git! Lâ tagnetü vâhalarında sensiz sana varırsın oralarda ammaaa, muamma şu ki, o alana varmadan, varamadan hâlinde ve kālinde sevgiliye serenat yaparken illâ ki bir yırtınırsın:
Şıblî’nin Mansur’a attığı güldü / Yüreğime sapladığın kor hançer! / Teşekkürler, teşek-kürler, te – şek – kürrr!
Evvel zaman duyguları savrulur gider / İlkbahar rûzigârlarıyla / Âhir ömür duygularıdır zor olan / Karakış’ın zemherinin eşiği / Öyle sarar sarmalar ki insanı / Aman Allahım aman, aman Allahım aman!
Bundan ötesi söylenmez / Var mıdır diyeceği olan / Varsa söylesin ulan / Hemen şimdi söylesin / Hiç kimse ağlamasın ardımdan!
Kendiyle beraber kendinden kendine koşan insanın iç ve dış uzay seyrinin meteor veya metafor yağmurları bunlar! Kozmik alan yaralarının sancıları bunlar! Her alanda her hâlükârda “İllâ Aşk’la” diye ısrar ve sebat eden Adevviye Şeyda Karaslan, şöyle sarıp sarmalıyor bu kozmik yarayı: “Bazen fazlaca zorlanıp tamam her şey bitti, buraya kadarmış noktasına bile gelebiliyoruz ve işte tam bu noktada kalkıp yeniden, sıfırdan başlayabilmek, her şeye rağmen kendinde kalabilmek önemli oluyor.” (2)
“Her şeye rağmen kendinde kalabilmek” mârifeti, evhamdan arınmayı, Rahmâna teslim olarak şeytanı teslim almayı, Hakk’ın emir ve murâdı kavşaklarında âğâh olmayı, kısacası, kendi bağıl izâfî irâdesini Cenâb-ı Hakk Feyyâz-ı Mutlak Hazretlerinin bağımsız mutlak irâdesine bağlamayı zorunlu kılan bir zülcelâli vel ikram cilvesidir! Hakk’da hak ve pak olmak ve “her şeye rağmen kendinde kalabilmek” bu olsa gerekdir!
Yâ Selâm!.
Mustafa Özdamar
14.4.2020
Dipnot 1- İnci Okumuş, Aşkın Elif Hali, Kumrum Yayınları, 2013
Dipnot 2- Adevviye Şeyda Karaslan, İllâ Aşk’la, Kırkkandil Yayınları 2018

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com