SEVGİLİYE SERENAT DUA

Dua etmek, ağlamaklı bir berraklık içinde, Ğâfir/Mü’min 40/60’da: Bana dua edin, beni çağırın, dâvet edin, icâbet edeyim, geleyim!’’ Bakara 2/186’da: Bana dua edene, beni çağırana, dâvet edene icâbet ederim, gelirim!’’ diyen Mutlak Sevgiliye seranat yapmaktır!

Fâtiha sûresi, her türlü benzetmenin üstünde ve ötesinde çoook muhteşem bir seranattır! Tahiyyat tayyibat salavat, salli barik ve rabbenâlar da böyledir. Bütün nazlar niyazlar naatler münâcatlar serenattır. Allahümme ente’s selâm ve minke’s selâm tebârekte yâ zel celâli ve’l ikram, serenattır. Ezân-ı Muhammedî ve bütün salâlar serenattır. Bu içten yakarış, herkesin hâline kāline ve kıvamına göre, kimininki naz, kimininki niyaz olur!

Hâcetin, ihtiyâcın arzı demek olan duanın, bilinen üç mertebesi vardır:

İlki kavlî (sözel), ikincisi fiilî (eylemsel), üçüncüsü kalbî (gönülsel) dua!

Kavlî dua, Kur’an-ı Kerim’de ve hadîs-i şerîflerde yer alan, amel-i sâlihat sâhibi sâlihlerin gönüllerinde kaynayan, elleri açık boyunları bükük garîbanların âminleriyle kanatlanan dualar, en sağlıklı kavlî dualardır!

Fiilî dua, Allah’ın sıfatı olan hayatın helâl ve temiz berrak yaşanması için herkesi memnun edecek hayırlı uğurlu işler yapmak. Yapabildiğin kadar hayır hasenat yapmak. İmkânlar ölçüsünde herkese ve her şeye iyi davranmak.

Kalbî dua, çok özge bir dua. Duyguları, düşünceleri ve davranışları arıtarak, cümle yaradılmışa bir göz ile bakabilme bilgeliği için çalışıp çabalamak. Hiç kimse ve hiçbir şey hakkında kalbde hinlik taşımamak. Kalbde olumsuz duygu barındırmamak.

Kalbî dua, gönlünün tenhâlarında: Allahümme Allahümme! Allahım Allahım! Herşeylere Kâdir Allahım! Adlinden fadlına sığınıyorum; fadlini istiyorum! Celâlinden cemâline sığınıyorum; kemâlini istiyorum! Kahrından lutfuna sığınıyorum; ihsânını istiyorum! RızayıBârin içre iki cihan saâdetleri istiyorum! Senden seni istiyorum seni! Mahrum etme beni! tarzında bir tazarrudur!

Böyle samîmî bir serenat, böyle temiz pâk bir tazarru büngüldemiyorsa içinizde; nesiniz, ne işe yararsınız ki siz, anlamına gelen Furkan 77 âyeti, îmandan îkandan, nazdan niyazdan mahrum nankörlere münkirlere müşriklere hitâb ediyor, sana değil eeey âşık muvahhid! Neuzü billâh, ger eger, senin kalbin de ham bakır tamtakır kuruysa, için dışın murdarsa, sana da hitâb eder elbet! Neuzü billâh, fî emânillâh, yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

15 Nisan 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

YOL SEYRİ BUĞUSU

Âb-ı Kevser ummânıdır rahmeten lil âlemin!

Kitaba ve sünnete ters düşen ahval ve akvâli tasvib ve tensib etmem!

Tâ ezelden âşinâyız biz bize / Biz size müştakız, siz bize!

Bu kevn ü fesad âleminde zuhûrunun şiddetinden gâib olan Allah’ın âsârının zâhiri

halk, bâtını Hakk’dır.

Allah, zâtıyla mevcud, sıfatlarıyla muhit, esmâsıyla mâlum, ef’âliyle zâhir, âsârıyla meşhûddur!

Cenâb-ı Hakk, kudret ve azametiyle sıfat, esmâ, ef’âl ve âsâr tecellîleriyle, tenezzül mertebelerinde Cenâb-ı halk şânında zuhûr eyledi ve insanı arzda kendine halîfe kıldı. (Bakara 2/30)

Cenab, yan yön

Hakk, kayıtsız mutlak doğru

Mutlak, kayıtsız, şartsız, bağımsız

Halk, kayıtlı, şartlı, mukayyet, izâfî varlık. Zıll ü hayâl!

 

Ahsen-i takvim’de yaradılan esfel-i sâfilin’e indirilen insanda zuhûr eden isyan ve nisyan ahvâli, ilim ve irfanla çözülür! Ve neticede: Sana isyan yok / Buna imkân yok! denilir.

Bu ilim ve irfan ikliminde: “Biz kimseye kin tutmazız / Ağyar dahi dosttur bize” velâyetine vâsıl olunur.

“Sür çıkar ağyarı dilden tâ tecelli ede Hakk / Padişah saraya konmaz hâne ma’mur olmadan!”

Böylesine bir ma’murluğa can atanlar için:

“Şeriat, tarikat yoldur varana / Hakîkat mârifet andan içeru!” denir; yol yöntem verilir.

 

Yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

22 Nisan 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

ATİKVÂLİDE’DEN İNEN SOKAKTA

Yahya Kemal bey merhumun, Atikvâlide’den inen sokakta yaşadığı çoook tatlı buruk, çoook temiz ve berrak bir hüzün var! Bana göre bir değil binlerce ömür oruc tutmuşluğa bedel bir hüzün bu! İnsânî ve İslâmî bir burukluk bu!

Bu tatlı baygınlığı ya da bu berrak uyanıklığı, lehte veya aleyhte sözlerle örseleyip bulandırmaya gerek yok! Samîmiyetin senfonisidir, dinin ve amel-i sâlihâtın ta kendisi olan bu hüzün!

Ne harâbi, ne harâbâtiyim,

Kökü mâzide olan âtîyim!

diyen şair, şöyle anlatıyor şiirinde, o ânı!

 

İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,

Kaç def’a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,

Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti

Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;

Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler,

Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;

Bakkalda bekleşen fıkarâ kızcağızları

Az çok yakında sezdiriyor top ve iftarı.

Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;

Bir top gürültüsüyle bu sâhilde bitti gün.

Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,

Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri.

Yârab nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz!

 

Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş’esiz.

Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı

Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı.

Bir tek düşünce oldu tesellî bu derdime;

Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime;

‘’Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;

Mâdem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.’’

 

Çoook pahabiçilmez bir hamd ü senâ ve şükür hâli bu! Rahmet olsun cümleye!

Evvel’e Selâm Âhir’e Selâm Zâhir’e Selâm Bâtın’a Selâm!

Yâ Selâââm, yâ Selââm, yâ Selâm!..

 

Mustafa Özdamar

19 Nisan 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

BİLGELİK TURU HOŞ KELÂM

Ağzından çıkan ve kaleminle yazılan sözün, bütün evreni kare kare dolaştıktan sonra sana döndüğünü bilseydin, herkesi memnun edemeyecek şeyler söylemeye cesâret edemezdin! demiş, fizik ve matematik bilgesi Albert Einstein!

Herkesi ve her kesimi memnun edebilmek, hayran ve sergerdan eylemek elbet kolay değil, zor mu zor, ama hep söyleriz ya, imkânsız da değil. İki kanatlı bir kuş gibi olmalı kelâm. Tek kanatla uçamaz kuşlar! Çırpınırlar çarpınırlar fakat uçamazlar. Realite bu. Artıyı da eksiyi de hesaba katmayan sözler de böyledir, sonuca ulaşamazlar.

Yüzyıllardır bunu söylüyor tasavvuf bilgeleri hep! Hepten bahsederken hiçi hesaba katmazsan hiçi incitirsin! Hepten ziyâde hepcilik ederek hiçi incitmek, hüner değildir.

Hüner, bir şehir bünyâd eylemektir / Reâyâ kalbin âbâd eylemektir! demiş, fetih bilgesi Fatih Sultan Mehmed Han!

Reâyâ kalbin âbâd eylemek arzusu, artı eksi herkesi memnun etme çalışma çabasının büngültüsüdür! Fetih bilgeliği bu!

Gönül fâtihi Yûnus bilge: Sen sana ne sanursan, ayruğa da ânı san / Dört kitabın mânâsı, budur eğer var ise! derken, hiçi hepten ayırmış mı?

Abdin Hakk’a takarrübi, halk ile sulh olduğu miktardır: Kulun Hakk’a yakınlığı, halk ile cümle yaradılmış ile barışık olduğu kadardır! diyen İbrahim Aksarayî’nin gönül sarayının aklığı ve paklığı içinde, eksi artı herkesi memnun edebilecek hoş kelâmın kemâlinde, Osman Kemâlî’yi dinleyin! Bakın ne diyor Hazret:

Habbe yok noksan ziyâde, hıkmete ibretle bak / Her nede noksan görsen, bil ki noksan sendedir!

Albert Einstein’dan Osman Kemâlî’ye, bir de böyle baksak hayata, ne dersiniz ıyâlullah?

Hoş kelâmdan zarar gelmez, boş kelâm bize döner!

Yâ Halîm, yâ Selîm, yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

15 Nisan 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

ÂZATLIK SEYRİ

İç ve dış ilişkiler ağının odağındaki kendine doğru, kitablı sünnetli, doğru dürüst yürüyen sâlih ve sâlihalar, Allah’ın gözbebeği insanlardır!

Uzun ince yollarda, Arşı Rahmân olan temiz pâk berrak gönlünün tenhâlarında, özüne özgünlüğüne yürüyen sâlih ve sâlihalar, Allah’ın ve Habîbullah’ın gözdeleridir!

Hâle yola giren, hâlde yolda olmaklığa gönül veren sâlih ve sâlihalar, bütün insanların özdeleridir!

Özde olmak, gözde olmak, gözbebeği olmak, Yûnuslama esintiler içerisinde:

Ben yürürüm yâne yâne / Aşk boyadı beni kâne / Ne âkılem ne dîvâne / Gel gör beni aşk neyledi!

Kâh eserim yeller gibi / Kâh tozarım yollar gibi / Kâh akarım seller gibi / Gel gör beni aşk neyledi! diyebilme çoşkunluğunda; Veyselleme bir çisenti içinde:

Uzun ince bir yoldayım / Gidiyorum gündüz gece / Bilmiyorum ne hâldayım / Gidiyorum gündüz gece! yolculuklarında hedefe kilitlenmek, çok özge bir harekettir! Harekette bereket, berekette bolluk, bollukta ferahlık vardır. Bin defa söylesem, bıkmam bu cümleden!

Yürümenin, yolda olmanın rahmet ve muhabbeti bu!

Gel kulum gel, benden bana gel / Bana gelen kendine gelir/  Kendine gel! çağrısı, yürümenin, yolda olmanın ve yolda dolmanın büngültüsü!

Rahmânî ikram! Bu kutsal ikrâm içerisinde, savm salât, hac zekat ve kelime-i şehâdet hediyesi vardır!

Savm/oruc, kendine urûc! Salât, rahmet, kendine rahmet! Hac, kendi özünü ve özgünlüğünü tavaf! Zekât, tezkiye, kendini tezkiye, nefsini kirden küften temizleyerek tâzeleme işlemi! Kelime-i şehâdet, kendi hakîkatine tanıklık etmek! Bu tanıklığın mukaddes mahremiyeti içerisinde egodan, arzu kulluğundan soyunarak ahrar kulluğunda kaybolmak/gaybolmak; gecenin koynunda gündüzle vuslat etmek gibi çok gizemli bir müşâhede mükâşefe ve muārefe, hatta muāşaka hâli bu! Çok özel, çok güzel bir yol hâli bu!

Hoş geldin yâ Hazreti Şehr-i Ramazan / Hoş geldin / Onbir aylık yoldan geldin / Hoş geldin!

“O Allah ki O’ndan özge ilâh yok / O’ndan özge tapınılacak hiçbir şey yok! Gaybı da şehâdeti de bilen/âlim O! O Rahmân ve Rahîm’dir. Rahmeti sonsuz merhameti kayıtsız şartsız sınırsızdır.” Vereceği her şeyi, vakti saati gelende verir…

Yâ zelcelâli velikram, yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

12 Nisan 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

KENDİNE BAK KENDİNE

Uzun ince yollarda / Nazar ber kadem et / Önüne bak önüne / Önün de sonun da / Sendedir sende / Yıldızlar gönlünde parlıyor zâten!

Yere bak, göğe bak / Sağına soluna / Nere bakarsan bak / Hep kendine bak, kendine!

Neye ve kime bakarsan bak / Hepsi sende, sana bakıyor!

Yer gök, yerde gökde / Her yer, her şey / Kendi önünde / Özünde / Kendi özünde / Yıldızlar gönlünde zinde!

Özüne bak özüne / Evvelin de âhirin de / İnan kendine / Kendi özünde!

Nazar ber kadem et / Halvet der encümen / Özüne bak, özüne!

Başka yerde / Başka vadîlerde / Arama kendini / Kendin kendinde!

Eksi artı / Hata savab / Hepsi kendi önünde! / Nazar ber kadem yap / Önüne bak önüne!

Sakın ha sakın lutfen / sırtını dönme kendine!

***

Aynı bağlamda şunları söylüyor, Kütahyalı Sun’ullah Gaybî:

Âşık özün bilmeğe / Kendine gel kendine / Hakk’ı ıyân görmeye / Kendine gel kendine!

Hakk’a giden doğru yol / Senden gider sana ol / Sa’yet seni sende bul / Kendine gel kendine!

Her ne varsa âlemde / O rengi bul âdemde / Bul seni sen bu demde / Kendine gel kendine!

 

Yer sende gök sende, her ne varsa âlemde, îman et ki hep, sendelik bahsinde, Şeyh Gâlip de diyor ki:

Sendedir mahzen-i esrâr-ı muhabbet sende / Sendedir mâden-i envâr-ı fütûvvet sende!

Gizli gizli dahî vardır nice hâlet sende / Mârifet sende, hüner sende, hakîkat sende!

Nazar etsen yer ve gök dûzâh ve cennet sende / Arşu kürsî vü melek, sendedir elbet sende!

Hoşcâ bak zâtına kim, zûbde-i âlemsin sen / Merdûm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen!

 

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

8 Nisan 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

NEGATİF MÜSLİM ATEİST

Hiç illâllah demeyen var mı ömründe? Sanmıyorum! Allah’ın sıfatı olan hayatın sosyal siyasâl ve ekonomik akışı içerisinde, hiç, illâllah be yâhu demeyen var mı? Kendince kızıp köpürerek, kendince taşıp dökülerek, illâllah be yâhu dedikten sonra da, hemen ardından, fesübhânallah çekmeyen var mı? Çok sevindiği zaman, Allaaaah Allah diye coşmayan var mı? Ya da bir hayret ânında: Hay Allah demeyen var mı? Bir güzel kabûl / hüsn-i kabûl ânında eyvallah etmeyen var mı? Hiiiç, sanmıyorum, hiç!

Allah Allah, celâllah! Lâilahe illâllah, Muhammed Resûlullah!

İnansın inanmasın, kendisini istediği kadar ateist mateist sansın, kendisini kendince ne sayarsa saysın; herkesin ve her kesimin potansiyelinde var olan gizemli ve kaçınılmaz bir gerçeklik bu! Varlığın mayası muhabbet; muhabbetin mayası Muhammed! Aleyhissalâtü ve’s selâââm!

Varlığın, var oluşun, bâtından zâhire zuhûrun/içten dışa çıkışın, kapısı tapusu, kaynağı ve kaymağı, adı güzel tadı güzel, Habîbullah Muhammed! Sallallahu aleyhi vesellem!

Allahu nûr’us semâvati ve’l arz! Allah, göklerin ve yerin nûrudur! Nûr, evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan şeylere vücud veren, temel ve tümel kudret!

Varlığın, var oluşun kaynağı ve kaymağı olan Nûr-i Muhammedî, bu temel ve tümel tek ve mutlak kudretin, kesret/çoğul versiyonudur! Tümelin tüzeli yâni!

Lâ’dan illâ’ya geçmekte zorlanan negatif müslümanlara kızıp köpürmeye, taşıp dökülmeye gerek yok! Vakti saati gelende, onlar öyle bir Allah Allah Allah! İllâ Allah! derler ki, sen bile diyemezsin vallah!

Cem Karaca’nın Allah Yâr serenatıyla Erkan Koray’ın Fesübhânallah tesbîhâtını sevmeyen etkilenmeyen var mı? Artıdan eksiye, negatiften pozitife bütün zıtları kendinde toplayan Allah’ın halîfesi olan insanın katlarında ve katmanlarında neler vaaar neler!..

Hiiiç örselenmemesi gereken bu mahrem mutevâyı yeterinden fazla örselersen, haydi yallah, çekerler insana!

Yâ Rahmân yâ Rahîm, yâ Hâdî yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

5 Nisan 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com 

ŞEFKAT RİNDİ HIKMET ANNE

Nerîman Kerîman sultan, sitem ediyor bana:

Hani, Hıkmet Anne nerde? diye soruyor!

Hıkmet Anne, öyle bir anne ki, adı üstünde hıkmet! Adı hıkmet, tadı hıkmet, hayatı ve muhtevâsı hıkmet! Hıkmet Anne, sende bende gönüllerde Neriman sultan!

Üstad Necib Fazıl’ın “mây-ı muattar” veya “mây-ı mukaddar”, ıtırlı su, yağmur damlası diye tavsîf ettiği, Hacı Cemâl Öğüt Hoca’nın nâzenin kerîmesi Hıkmet Anne!

Kadrini kıymetini bilenin bilmeyenin herkesin annesiydi Hıkmet Anne! Merdliği ve cömerdliği cilbâbı, şefkat ve muhabbet rindliği ridâsıydı Hıkmet Anne’nin. Her şeye ve herkese engin şefkat ve zengin muhabbetle muâmele ederdi. Kendine nankörlük eden, malını mülkünü ve îtibârını haince câhilce çarçur eden, istismar eden nâdan ve nobranlara bile annelik ederdi!

Hıkmet Anne şefkatinin sınırı yoktu. Yağmur gibi yağar, güneş gibi doğardı herkesin üstüne!

Hıkmet Anne’yi âhir ömründe tanıdım ben. Geç tanıdım, erken kaybettim, ama bu kısa süreçte bile çook şeyler tattım onun annelik tavrından.

Beşiktaş’daki evinde çok özel, çok güzel anlarımız oldu. Hıkmet Anne’nin evinde, Cihangir’deki evimizdeymiş gibi rahat ederdim, rahat davranırdım. Buna çok memnun olur, çok safâlanırdı. Potansiyet bir analık ve evlâdlık samîmiyetiydi bu.

HIKMET ANA diye bir kitab yazmam vâcibti belki ama, kısmet olmadı. Bu da bir hıkmet bahsi. Hıkmet-i Hüdâ! Hıkmetinden sûâl olunmaz muhtevâsı var ya!. Bu da öyle bir bahis!

“Hıkmet-i dünyâ ve mâfîhâ bilen ârif değil / Ârif oldur bilmeye dünyâ ve mâfihâ nedir!” diyen Fuzûlî, bu muhtevâyı vurguluyor olsa gerektir!

“Hıkmet kelimesi kerâmet bâbından bir gelindir! Dengini bulamazsa babasının evine döner!” diyen Dâvûd-ı Kebîr, yıllaaar önce, çok mânidâr ve gizemli bir gönderme yapmış! Hıkmet Anne, bu hıkmeti yaşamış bi şekilde hayatında kendince! Sübhânallah!

Hem kişisel bazda, hem kavramsal bazda hıkmeti anlatmak kolay değildir. Görüntünün ötesinde mahrem bir muhtevâ vardır hıkmetde!

Hıkmet Anne, Hıkmet Anne! Seni unutmadım anne! Seni anlatmak çok zor be anne! Seni unutan kendini unutur annem, Hıkmet Annem!

Mây-ı muattar Hıkmet Öğüt Anne Edirnekapı Şehitliğinde medfundur. Üç İhlas bir Fâtiha rûhuna! Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

1 Nisan 2021

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.comdan SATIN AL

www.kirkkandil.com