NECCARZÂDE ŞEYH MUSTAFA RIZA NA’Tİ

Benim hayatın bu yakasına gelişimden iki yüz sene önce, hayatın öte yakasına göç eden Neccarzâde Şeyh Mustafa Rızaeddin Efendi’nin âşık redifli bir na’tine rastladım bizim “Hasbahçe”de. Allah’ın sevip de yarattığı her şeyi ve herkesi seven bir insan olarak bu aşkı sizlerle paylaşmak istiyorum!

Beşiktaş Sinanpaşa Câmii’nin bitişiğindeki türbesinde âsûde olan Şeyh Mustafa Rızaeddin Efendi, rûhâniyetine selâm olsun, 1746’larda Hakka yürümüş. Burada bir tekkesi varmış vaktiyle hazretin.

Bu dergâhta gönül uyandırdığı yıllarda: İlâhi, gonca-i maksûdu handân eyleyen sensin / Gönül morğun seherler zâr ü giryân eyleyen sensin / Vücûda gelmeden bezm-i sivâda sagar ü sahbâ / Beni meyhâne-i  fıtratda sekvân eyleyen sensin!

Allah’ım! Gönül goncasını gülümseten sensin! Gönül bülbülünü seherlerde ağlatıp çağlatan sensin! Ete kemiğe bürünüp de dünyaya gelmeden çoook önce; beni fıtrat meyhânesinde sarhoş eden de sensin! diye esip savuran Neccarzâde şöyle bir ikramda bulunuyor herkese:

Muhtefîdir ayb ü noksan içre sırr-ı mağfiret / Perde-i bâtında zâhir oldu Settâr’ül uyûb!

Bağışlama gizemi, ayıp ve noksan içinde gizlidir! Ayıbları örtenlik, görünmeyen perdede, açık seçik ortaya çıktı!

Bu bir bayram ikrâmı olsa gerek Hazretin! Bayram ikrâmı, bayram ikrâmı, hiç şüpheniz olmasın!

Güzel Allah’ın sevib de yarattığı sizlerle paylaşmak istediğim âşık redifli na’ti herkes, kendi gönül cennetinde kendisi zevk etsin!

Lebin vasfında Sultânım! dehan âşık, zeban âşık!

Sana ey mihr-i tâbânım! zemin âşık, zaman âşık!

 

Vücûd u âleme bâis vücudun olduğu zâhir,

Minel’evvel ilel’âhir sana kevn ü mekân âşık!

 

Eğer mahfî eğer peydâ, eğer âkil eğer şeydâ,

Senin şevkin ile cânâ! nihân âşık, ayân âşık!

 

Usul-ü sofiyan ile budur âyin-i etvârı,

Döner çarh-ı tahayyürde, eder devr-i revan âşık!

 

Gören âşık cemâl-i bâkemâlin, görmiyen âşık,

O gül ruhsâra, billâhi, Hudavend-i cihân âşık!

 

Eyâ sultân-ı mahbûbân! buyur, erbâb-ı aşk içre,

Desinler İbn-i Neccar’a budur ibn-i fülân âşık!

 

Bu bir yazınsal senfonidir, senfoninin çevirisi olmaz; ancak, genel temanın açılımı açısından şöyle bir özet verilebilir! Hitab, Habîbullah Hazretlerinedir! Kısaca şöyle söyleniyor denilebilir; ama aynı tadı, aynı zevki, aynı şevki vermez, veremez!

Eyyyy herrr şeyleri aydınlatan parlak güneşim! Zaman zemin, dil dudak ağız her şey sana âşık!

Evrenin ve devrânın çözümsüz gizem dekorlarında dönüp dolaşan her şeyin varlığına sebeb sensin! Evvel âhir kevn ü mekân sana âşık!

Senin şavkın ve tavkınla dönüp ağan, yürüyen devrân hep sana âşık!

Cemâl ve kemâlini gören görmeyen her şey ve herkes sana âşık! O gül yüzüne yemin olsun ki billâhi, cihânın sahibi / Hudâvend sana âşık!

Eyyyy Sevilenlerin Sultânı! Aşk erbâbı içinde bize de buyur ve duyur ki, filân oğlu filân âşık budur desinler Neccaroğluna!

* *  *

Deliye her gün, veliye her an bayramdır derler!

Her anınız bayram olsun erenler!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

28 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

NOKTA VE NÜKTE

Sözün de sazın da ilk muhatabı insanın bizâtihi kendisidir!

Nokta, ünlem veya soru işâreti, insanın kendisellik dâiresinin esinti merkezidir!

İnsan aslında hep kendini söyler, kendine söyler, kendini sever sayar ya da kendine söver sıvar!

Nokta, nükte ve tema, insanın kendiselliğinin bilinç altı ya da bilinç üstü katmanlarında oluşan kendi resmidir!

Seven kendini sever, söven kendine söver! Kime ne bundan? Niye alınır alınan?

Alınmak gizli bir itiraftır! Aynı şeyin kendinde de olduğunu anlamak ya da anlar gibi olmaktır!

Seni öfkelendiren, ten beden kimyanı bozan çözen, gönlünü ve zihnini bulandıran şey sende yoksa, niye allak bullak oluyorsun ki?

Arıza arızayı tetikler! Arızanın çekirdeği etkilenmektir! Arızadan âzâde olmak için,  kaderin yorumsuz kavranmaz akışı içinde olup biten şeylerden olumlu veya olumsuz yan ve yönde etkilenmekten arınmayı kaçınılmaz kılar! Doğanın doğası -tabiatın tabiatı- bu!

“Arınan iflah eder” deniyor âyette: Kad efleha men tezekkâ! Ve zekerasme rabbihi fe sallâ! Arınan ve rabbini “an”layarak O’na uyumlu olabilen iflah eder! (87/14,15)

Al sana A’lâ bir sûre! Bu sûrenin açılım süreci içerisinde, sonlunun içinde sonsuzu riske etme iflâsından arın, her şeyi yerli yerince yapan çatan rabbinle uyumlu yaşa ve iflâh et! Âyetin bana dönük yüzü bu! Sana dönük yüzüne de sen bak!

Senin üstüne vazife olmayan şey sana vâcib değildir! Ve mâ aleyke ellâ yezekkâ! (80/7)

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

24 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

 

SOSYAL MESÂFE VE MASKE BAĞLAMINDA KİTAB VE SÜNNET TAVRI ÜZRE KEKRE ZUHÛRAT

Kālûbelâ’dan beri müslüman olduğunu söyleyen, îmanları ve iz’anları bayatlamış insanlara laf anlatmak söz dinletmek çok zor oluyor. İlimli bilimli, hilimli kilimli herkes, kendi kafasının kirini ilim irfan sanıyor.

Kitab ve Sünnet tavrı, sadece müslümanım elhamdülillah diyenlerin değil, dinli dinsiz, donlu donsuz herkesin ve her kesimin olmazsa olmaz ihtiyacıdır.

Kitab, Kitâbullah, Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Hakîm! Hayatın iki yakası için de insanın yararına ve zararına olan şeyleri açıklayan kitab! Sadece müslümanlığın değil, insanlığın anayasası!

Sünnet, belli bir millete değil, yetmişiki milletin tamamını uyarmak ve uyandırmakla görevli, âhir zaman habercisi, adı güzel kendi güzel Muhammed Aleyhisselâm’ın kavlî, fiilî ve kalbî tavrı! Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş kanlı canlı hâli!

Kitap ve Sünnet tavrı, âlemlerin Rabbinin buyurduğu, âlemlere rahmet Hazreti Ahmed Aleyhisselâmın duyurduğu, sosyal siyâsal ve ekonomik hayat tarzı! Akâid (inanç), ibâdet (tapınma) ve muâmelât (gündelik işler ve işlemler) faslında Allah’ın emir ve murâdına uygun temiz pâk yaşam biçimi!

Allah adâlet ve ihsânı emreder. Allah bütün mahlûkâta şefkat merhamet ve muhabbeti emreder. Allah herkesin birbirini sevmesini saymasını, saygılı davranmasını emreder. Allah kendilerine ihsan ve ikram edilen nimetin meşru çerçevelerde paylaşılmasını emreder. Allah insanların nezâfet nezâhet ve nezâket içre iffetli yaşamalarını emreder.

Kısacası, öz ve özet olarak söylemek gerekirse, Allah, gayretli dirayetli, mert cömert ve dürüst olmaklığı emreder.

Bu iffet ve nezâheti, bu nezâfet ve nezâketi, hamhum şaralob şarlatanlığında şeytanlaşan hiç kimseye özümsetemiyorsunuz, neûzübillah! Sizi bilmem, nâmına ünlem koduğum komadığım dedikodu erbabına, laf ebelerine, en başta, kendiselliğim de dâhil, hiç kimseye anlatamadım, algılatamadım bunu ben! Oysa ki Kitab ve Sünnet tavrının en baş en başat şartı bu! Bu şart, bu ilke çok ihlal ve ihmal edildiği için celâlleniyor ve sövüp sayıyorum, taşıp dökülüyorum yâni zaman zaman! Aman Allahım aman! Bilmezdim kelimelerin bu kadar kifâyetsiz olduğunu diyor ya Orhan Veli. Ona bir redif geliyor yüreğimden: Bilmezdim mahcub olmanın bu kadar zor olduğunu! O nedenle kavramlara hitab ediyorum çâresiz! Kavramlar diri, kavramlar canlı bir ümmet! O nedenle onlara hitab ediyorum!

Nezâfet, nezâhet, iffet, nezâket! Dördünüz birlikte bir şeyler söyleyin insanlara! Duyumsatın, özümsetin kendilerinizi lütfen! Özlerine girin, uyarın, kendilerine uyandırın insanları lutfen! Kalıplarına tapınan bu insanları, kalbleri hareminde îtikafa alın lutfen, lutfen! Sizlere herkesin hepimizin ihtiyacı var!

Az evvel, azıcık deli bozuk kişnemelerle, hiç kimseye anlatamadım ben bunu, dedim ya! Aslı faslı şu bunun:

Hakir fakir bencağaz çocukluğundan beri merâsimi sevmeyen ve kendi doğallığım içerisinde salt selâmla ve selâmlama işlemiyle yetinen bir kimseyim. En azından kırk yıldan beri de kendi yaşadığım, yaşamaya çalıştığım bu sâde ve âsûde tavrı, arkadaşlarıma ve gönüldaşlarıma da yaşatmaya çalışıyorum ama, gel de anlat insanlara bunu! Herkesin hak batıl bir alışkanlığı var, o alışkanlığın esâretini kıramıyor!

Yâhu diyorum, bırakın şu size görgü kuralı diye öğretilen mesâfesizlik özentisini! Bırakın şu yiğir yiğir rüküşlük kokan callamcob cılk merâsimleri! Bize göre şeyler değil bunlar! Gerekli de değil! Hele hele âdâb-ı muâşeret, görgü kuralı yâni, hiç mi hiç değil! Başka yerlerden, başka vâdîlerden sökün edip gelen virüsler bunlar! Rahmânî değil şeytânî şeyler bunlar! Abdest bozan ricsün min amelişşeytan şeyler bunlar! Hem ten beden abdestini, hem de gönül ve zihin abdestini bozan şeyler bunlar! Yapmayın etmeyin; sadece din bağlamında değil tıbsal olarak da sakıncalı şeyler bunlar! İslâmî ve insâni iffete nezâhete, nezâfet ve nezâkete muğâyir şeyler bunlar! Evliyânın enbiyanın, ashâbın ulemânın, âlimlerin âriflerin salihlerin ırağ olduğu şeyler bunlar! Yapmayın etmeyin bu muannit inkârcıl kirli tavırlardan ırağ olun ki, herkesi ve her kesimi ışıtan çerağ olun, lutfen keremen! diye yırtınıp duruyoruz ama, roman çalar ekrât oynar diye bir söz var ya! Aynıyla o sahne yaşandı şimdiye kadar!. Ama şimdilerde, Koroni paniği günlerinde, bilim insanları sosyal mesâfe diye bir ilkeden dem vurdu ya! Herkes kan can derdiyle sus pus oldu, uydu mu uydu ha! Helâl olsun, haram helâl bağlamında bir ders oldu bu! Kitap ve Sünnet yüzyıllardır binyıllardır bangır bangır bunları söylüyordu da kalbleri kulakları ve basiretleri bağlı şaşar beşer buna bir anlam veremiyordu! Ya da ve belki daha doğrusu nefsâniyetin esâretinden kurtulamıyordu! Peki şimdilerde nasıl kurtuldu? Bir musibet bin nasihatten yekrektir, demiş bilgeler! Vay anam vaaay, vay babam vay! Uyanmak ve kendine dönerek doğaya uymak için musîbet mi bekliyorlar insanlar yâhu! Olanda hayır var, her şeyde bir hayır var sözünün tenli bedenli, kanlı canlı kanıtı bu!

Yâ Selâm!.

Mustafa Özdamar

26 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

 

AYRAMLA BAYRAM OLMAZ BAYRAMLAR BAYRAM OLA

Receb Şaban Ramazan ve Bayram! Sübhânallah! Bu dört ismin, bu dört esmânın yanyana bir araya gelmesi, ya da daha doğrusu getirilmesi, tesâdüfî bir takvim cilvesi midir?

Hayır haa-yır! Tesâdüf diye bir şey yok âlemde! Âlemlerde ve alemlerde tesâdüf diye bir şey yok! Her şey bir şey için yanyana, peşpeşe bir arada, ya da tam tersi, biri orada, biri burada, şurada burada her neyse, illâki bir hıkmetle böyle oluyor bu şeyler!

Bayram bir zafer simgesidir bilirsiniz! Bir hedefe kilitlenirsiniz, bu kilitlenme sürecinde sabır ve sebat ederseniz, bir kazanımla ödüllenirsiniz, sevinirsiniz, bayram edersiniz!

Bayram etmek denilince benim aklıma ilk gelen şeylerden biri, Hakka takarrüb ve hukûka uygunluktur! Hacı Veyiszâde Hazretlerinin söylemiyle, hakk hakkdır ve hukuk mukaddestir!

Hakk’a takarrüb, hukûka uygunlukla mümkündür bilirsiniz, biliriz de… Bu bilinen şey bizde doğal fıtrî bir refleks olarak işlerlik kazanmış mı? Buna net ve berrak bir vicdanla evet diyebilmemiz oldukça zordur! Hakk’a takarrübün ilk şartı olan hakûka uygunluk, şeriat tarikat mârifet ve hakikatin bizdeki işlerlik kazanımına bağlıdır! Recep Şaban Ramazan ve Bayram birlikteliği bunu simgeliyor olsa gerektir! Bayram, Recep Şaban ve Ramazan nam-ı diğer üç aylar birlikteliği berekâtının somutlaşmış hâli olsa gerektir! Üçü birrr ve berrr etmenin ödülü olsa gerektir!

İbrâhim Aksarayî Hazretlerinin Hakk hukuk ve halk bağlamında bayram ödülüne geçit veren bir sözü var: Abdin Hakka takarrübi, halk ile sulh olduğu miktardır! Günümüz Türkçesiyle şu demektir bu: Kulun Hakk’a yakınlığı, halk ile barışık olduğu kadardır!

Halkla, yaradılmışla, Yûnusca bir söylemle, cümle yaradılmışa bir göz ile bakmak, bakabilmek bilgeliğine ulaşabilmek ile mümkün olabilen bir şey bu! Hüner, mârifet bu! Bunun için ilk şart insanın kendi kendisiyle barışık olmasıdır! İnsanı kendi kendisiyle barışık olması, Rabbiyle tanışık ve barışık olmasına kapı açan kendiselliğiyle tanışık olmasına bağlıdır!

Hakk’dan halka, halkdan Hakk’a açılıp kapanan daha olumlu bir ifâde ile sırlanan kapılar bunlar! Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerine: N’oldu bu gönlüm, n’oldu bu gönlüm / Derd ü gamınla doldu bu gönlüm / Yandı bu gönlüm, yandı bu gönlüm / Yanmada derman buldu bu gönlüm!

Bayram’ım imdi Bayram’ım imdi / Yâr ile bayram ederler şimdi / Hamd ü senâlar, hamd ü senâlar / Yâr ile bayram kıldı bu gönlüm! dedirten açılası kapılar!.. Bu kapılar hep açıktır! Kapalı sanmak bizim zannımızdır! Bu kirli zandan arınmak gerek! Hüsn-i zan esastır! Hüsn-i zan dahi ibâdetler cümlesindendir buyurur âlemlere rahmet Hazreti Ahmed Aleyhisselâm Efendimiz, sallallahu aleyhi ve sellem!

Yâr ile bayram etme ikliminde ikilemler içinde davranıp zorlandığımız bu günlerde, gelin bu bahsi de, bayram o bayram olur diyen Alvarlı Muhammed Lutfî Efe Hazretlerinden dinleyelim hep birlikte:

Mevlâ bizi afvede / Gör ne güzel ıyd olur / Cürm ü hatalar gide  / Bayram o bayram olur!

Merhamet ede Rahîm / Dermânı vere Hakîm / Lutfede lütf-i kadîm / Bayram o bayram olur!

Feyz-i muhabbet-i Hakk / Nûr-i hidâyet siyâk / Cennet-i a’lâ durak / Bayram o bayram olur!

Hakk’ı seven merd-i şîr / Kalbi olur müstenîr / Allah ola dest-gîr / Bayram o bayram olur!

Merhametin kânıdır / Afv u kerem şânıdır / Hep ânın ihsânıdır / Bayram o bayram olur!

Hakkı seven dil ü cân / Aşkı ede heyecân / Feth ola bâb-ı cinân / Bayram o bayram olur!

Bahr-i keremden Hudâ / Gark ede nûr-i hüdâ / Afv ola bây ü gedâ / Bayram o bayram olur!

Ganîler ede kerem / Ref’ ola derd-i verem / Sahî ola muhterem / Bayram o bayram olur!

Nûr-i hidayet dola / Dilde hidâyet bula / Nâsırın Allah ola / Bayram o bayram olur!

Tevhîd ede zevk ile / Hakk’ı seve şevk ile / Tasdîk inerse dile / Bayram o bayram olur!

El duta kitâbını / Dil duta hitâbını / Cân duta şitâbını / Bayram o bayram olur!

Mevlâ’yı cândan seven / Rızâ-yı Hakk’a iven / Lutf-i Hudâ’ya güven / Bayram o bayram olur!

Dildeki Rahmân olur / Derdlere dermân olur / Âzâde fermân olur / Bayram o bayram olur!

Lutfî’ye lutf u kerem / Dâhil-i bâb-ı harem / Dâima Allah direm / Bayram o bayram olur!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

23 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

HALLÂC-I MANSÛR’A GÖRE TEVEKKÜL SABIR VE MÜRÜVVET

Ahmed Yivlik Baba anlatmıştı, Kasım 1995’lerde Çemberlitaş’da Karababa Dergâhında:  Hallâc-ı Mansûr Hazretleri “Enel Hakk” suçuyla zindana atıldığı zaman, kendisini anlayanlardan birisi, hapishaneye gitmiş ve şunu sormuş, o ziyâret yârenliği içinde:

Efendim, demiş, hakikat-ı tevekkül, hakikat-ı sabır ve hakikat-ı mürüvvet nedir sizce?

Bunun üzerine Hallâc-ı Mansûr Hazretleri:

Şimdi bak, sen uzaktan geldin, yorgunsun, karnın da açtır, önce bir karnını doyuralım senin… dedikten sonra, bir teveccüh ediyor Cenâb-ı Hakka, anında bir sofra iniyor önlerine: Buyur, diyor Mansûr Hazretleri ziyâretçisine, hây de bismillâh!

Ziyâretçi: Aman efendim siz buyurun! deyince,  Hallâc-ı Mansûr Hazretleri: Yoo! diyor, bu sofra bizim için inmedi, sizin için indi! Siz yiyeceksiniz bunları! Bizim lokmamız ayrı! Hây de bakalım bismillâh buyurun! diyerek ziyâretçisini doyurduktan sonra, kapı açılıyor, gardiyan giriyor, tayın atıyor içeriye: Al lokmanı baba! diyor gidiyor.

El kadar bir ekmek gardiyanın getirdiği. Gardiyan, o el kadar ekmeği önüne atıp da gidince, ziyâretçisine: Hah, diyor, bizim nasibimiz bu işte! Bununla kifaf-ı nefs ediyoruz biz.

Kendi teveccühüyle inen zengin sofradan tek lokma yemeden, o gelen tayınla yetinen Hallâc, misafirine: Hakikat-ı tevekkül bu işte! diyor.

Ne demek bu?

Benim anladığım şu: Darda zorda kaldığı halde, gelen nimetleri hep başkalarına ikram ederek, kendi/nefsi için hep azimet yaparak, hapishanenin kuru ekmeğiyle yetinme halini yaşayarak, kerâmetin ve zarâfetin gücünü hep başkaları için kullanıyor. Aynı şeyi kendisi için de yapabileceği halde yapmıyor. Tevekkülün hakkı hakikati bu işte!

Misâfirini mükellef  bir sofra ile doyurarak, kendisi de hapishane tayınıyla kifâf-ı nefs ettikten sonra, adama, ziyâretçiye: Sen sıkılmışsındır bu dar yerde, hay de biraz tenezzüh edelim dışarıda diyerek ve kerâmet elini yine misâfiri için işleterek, bir tayy-ı mekân hali içinde onu en özel, en güzel yerlerde gezdirdikten sonra: İşte hakikat-ı sabır da bu! diyor.

Yani, yine kendi/nefsi için kullanmadığı bir imkânı başkaları için kullanma halini böylece yaşatarak anlattıktan sonra: Gitmeliyim ben artık, vakit geldi, Hakikat-ı mürüvvet-i de daha sonra konuşuruz! diyor ve gidiyor. Hallâc Hazretleri, adamı kendi diyarına uğurladıktan sonra tabi.

Hallâc Hazretleri ertesi günü asılır asılmaz idam edildikten sonra, yâni o gece, adamın rüyasına giriyor: Hay de gel, diyor adama, hakikat-ı mürüvveti sormuştun sen bana bir de… Onun cevabını da birlikte yaşayalım gel! diyor ve onu yine çok özel, çok güzel bir yere götürüyor.

Oraya varıp da içeri girdikleri zaman, Efendimiz Aleyhisselâm: Aaaa! Mansur’um geldin mi? Gel gel gel! Yakın gel şöyle! Sana çok eziyet ettiler, onlara ne ceza verelim söyle! deyince, Hallâc-ı Mansûr: Yâ Resûlallah! Onlar bu işin hakikatini bilselerdi o eziyeti yapmazlardı! onları af buyurun! diye niyazda bulunuyor. Rasûl-i Zîşan Efendimiz, adlin de fadlın da yerini bulması için üç defa sordukları halde, Hallâc hep af niyazında bulununca, Efendimiz de: Peki öyleyse! buyuruyorlar ve mesele o celsede kapanıyor mânâda.

Sonra o meclisten dışarı çıkınca Hallâc-ı Mansûr Hazretleri, adama: İşte diyor, hakikat-i mürüvvet de budur!

Hallâc-ı Mansûr Hazretlerinin, tevekkül sabır ve mürüvvet anlayışı bu işte!

Müslüman böyle olacak! Tasavvuf budur…

Yâ Selâm!

 

Mustafa Özdamar

22 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

HAZRETİ RABİA’YA GÖRE SIDKIN KEMÂLİ

Attar’ın rivâyetine göre, kocalmış yıllarında, son hastalığında, Hasan-ı Basri, Şakik-i Belhi ve Mâlik b. Dînar, Rabia’tül Adeviyye’yi ziyârete gitmişler.

Hazreti Rabia;

“- Sıdkın, sadâkatin, yâni kemâlin kemâli ne sizce?” diye bir soru yumağı atmış ortaya.

İlk yanıt Hasan-ı Basri’den gelmiş.

“-Mevlâsından gelen belâya sabredemeyen kimse davasında gerçek değildir! Sıdkın kemali sabırdır!

Hazreti Rabia:

“- Gurur var bunda! Bencillik kokuyor!” demiş.

Şakik-ı Belhî:

“- Mevlâsından gelen belâya şükredemeyen kimse davasında gerçek değildir! Sıdkın kemali şükürdür! demiş.

Hazreti Rabia:

“- İyi fakat yetmez, demiş, daha iyi bir tavır gerek!”

Söz yumağı dönüp dolaşıp Mâlik b. Dînâr’a gelince,

Mâlik b. Dinar:

“- Mevlâsından gelen belâdan zevk alamayan kimse davasında gerçek değildir! Sıdkın kemali rızadır! demiş.

Hazreti Rabia, bu cevabı da yeterli bulmayarak:

“- Yetmez, bu da yetmez!  Bunun da iyisi, bunun da ötesi gerek!”  deyince; onlar da:

“- Mâdem öyle sen söyle! Sıdkın sadâkatin, yâni kemâlin kemâli ne sence?” diye kendi sorusunu kendine iâde edince, söz yumağını şöyle çözmüş Hazreti Rabia:

“- Mevlâsından gelen belânın azâbını unutmayan kimse dâvâsında gerçek değildir! Sıdkın kemali yoğlukdur!

Mısırlı kadınlar, Hazreti Yûsuf’un güzelliği karşısında ellerini doğradılar da, o müşâhede zevki içinde hiç acı duymadılar!.. Zira Yusuf’un güzelliğinde yoğ oldular!”

 

Yorum, yorum, yorum;

Bu konuda hakir fakir bencağaz şöyle düşünüyorum:

Sıdkın, sadâkatin, yani kemâlin kemâli, Mevlâ’dan gelen belâ ve zahmeti, rahmet ve ganimet bilmeyen, davasında gerçek -hakikat eri- değildir.

Yaradılmışlardan birinin güzelliği karşısında böylesine bir müşâhede zevki yaşanıyorsa, Yaradan’ın cemâli karşısında nasıl bir müşâhede zevki yaşanır, düşünün artık…

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

21 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

BU DA GEÇER YÂHU

Bizim Kemâl Âbi’nin, Harputlu Kemâl Efendi’nin en sevdiği şiir ve şuur, Karacoğlan’ın gönlünden diline dökülen şu mısralardı:

Kadir Mevlâm ateş atma özüme / Dünya malı görünmüyor gözüme / Kadir Mevlâm sen bak benim yüzüme / Firâkının âteşiyle dağlama!

Karacoğlan hata çıkmaz dilimden / Kocadım da hayır gelmez elimden / Kadir Mevlâm asla geçmez kulundan / Deli gönül âh çekip de ağlama!

Karacoğlan’ın bütün şiirleri Arş-ı Rahmân olan gönlünün tenhalarından akıp gelen lâhûtî şuur şarıltılarıdır!

Bizi de Kemâl Âbi’yi de ayıltan ve bayıltan bu şarıltı ve parıltılardaki asıl vurgu: Kadir Mevlâm aslâ geçmez kulundan! mısraında gizlenen mahrem muhtevâdır!

Geçer mi sanırsın ülen, ağlama / Bu fâni dünyaya gönül bağlama / Salgın korkusuyla gönül dağlama / Bu da geçer, bu da gider be yâhu!

Ne diyor bu bağlamda “Noktanın Sonsuzluğu”nun yazarı Lutfi Filiz Efendi:

Celâliyle zâhir olsa, bu da geçer be yâhu / Cemâliyle âyan olsa bu da geçer be yâhu / Bî karardır felek dâim, döner durmaz bir anda / Dursa bir an ne yer kalır, ne gök kalır be yâhu!

Kâhi zulmet kâhi envâr, bir bir ardın devreder / Kâhi lutuf kâhi kahır, O’ndan olur be yâhu / İmtihan için olubtur dâima neş’e azâb / Sen seni bilmek içindir, kahrı lutfu be yâhu!

Fânîya vird-i dâim et bu sözü her zaman / Gece gündüz hatırından hiç çıkmasın bu yâhu!

Bu Koroni günlerinde herkes telaşta panikte zîra, evham ecinnileri nanikte; n’âber / ne haber? Dünyayı kemirdinn ahreti sömürdünn, şimdi sıra kendi kendinde! diyor âdetâ!

Yanlış değil doğru bu ama, her şeye rağmen paniğe girerek hüsrana teslim olmamak lâzım! Hüsran, insanı diri diri yer yutar! Paniğe girmeye ve hüsrana teslim olmaya gerek yok! Sen üstüne vazife olanı yap yeter! Kıyâmetin kopmak üzere olduğunu kesinlikle bilsen bile, sen üstüne vazife olanı yap, elindeki fidanı dikmeye bak! diyor Hazreti Peygamber. Tedbir takdirin takdirkârıdır, o da kaderdir, kaderdendir! Tedbiri ihlal ve ihmal etme!

Sen seni bilmek içindir, kahr u lutfu be yâhu! diyor ya Lutfi Filiz Efendi! İnsanın kendi kendisiyle yüzleşmesi demektir bu! Hıkmete bak hıkmete! Bütün dünya dünyalı, kendi kendisi ile yüzleşmede şu anda! Potansiyel tövbe bu! Tövbe yanlıştan dönmek! Umarız döner insan! Kendinden kendine yol, bulabilir inşallah! Ölüm Allah’ın emri! Boşa geçirme ömrü! Ne diyor bak şu kumru: Kendine gel kendine! Evhama kapı açma! Etrafa yeis saçma! Sakın kendinden kaçma! Ümitvar ol, ümit var!

Ölümse ölüm, kalımsa kalım, bundan ne gam! Gam yiyip keder içmenin, kadere kafa tutmanın, bu sarhoşluk içinde evham üretmenin kime ne faydası var! Fayda payda fifti fifti! Korkunun ecele mecâle faydası yok, zararı var! Sen her hâlükârda, elinde ümit kandilin, belinde gayret kemerin, dilinde tedbir vera sakınma, işine bak! Ölenlere rahmet, kalanlara selâmet dile! Bu da geçer yâhû! diye îman et, emîn ol bundan!

Bu bir uyarıdır! Sâdece falanlara ve filânlara değil herkese! Ağır âzem olun, aşna fişne olmayın! Haram helâl sınırlarını aşmayın! Sosyal mesâfe sınırlarına sadece şimdi değil her zaman riâyet edin! Mahrem nâmehrem kavram ve kurallarına saygılı olun! Şaşkınlık ve taşkınlık etmeyin! Her şeyin bir âdâbı var, âdâb bozmayın demektir bu!

Potansiyel olarak mesâfe yâhu diyen, zorunlu îtikaf yâhu diyen bilim kurulları da bunu söylüyor! Sana bana düşen paniğe girmek değil, evhamı tığlamak ve olmazsa olmaz âdâbı uygulamaktır! Ha gayret, gayret et, gayret et! Gayret et ki, bayram edesin!

Ölüm kalım kâbusunu tığla, kurban et! Karamsarlık ve kötümserlik virüsünü akıl fikir, sabır ve şükürle söndür! Şaşkınlık ve taşkınlık içinde gayret ve dirâyetinin üstüne çöğdürerek yaşam iştahını söndürme! Dengini döngünü ve süngünü paslandırarak hüsrâna teslim olma! Dikkati derli toplu dik, gayret ve dirâyeti kavî ve zinde olan yârana ağyarlık etme!

Şimdi şu an ve şanda, ağır âzem ol, içindeki ve dışındaki tenhalarda, en yanık duygular buğusunda, Âşık Dâimî ‘yi dinle! Aldı sazını eline! Elinde sazı, dilinde sızı, yahşi bahşi dinleyelim bakalım, ne deeeer ne söyler Âşık Dâimî:

Ne ağlarsın benim zülfü siyahım / Bu da gelir, bu da geçer ağlama / Göklere erişti figânım âhım / Bu da gelir bu da geçer ağlama!

Bir gülün çevresi dikendir hârdır / Bülbül hâr elinden âh ile zârdır / Ne olsa da kışın sonu bahardır / Bu da gelir bu da geçer ağlama!

Dâimî’yem her can ermez bu sırra / Gerçek âşık olan erer o nûra / Yûsuf sabır ile vardı Mısır’a / Bu da gelir bu da geçer ağlama!

Yâ Selâm!

Mustafa Özdamar

19 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

 

NAZ VE NİYAZ BAĞLARINDA SÖYLEŞME 

Hazreti Allah celle celālühu şöyle der:

De ki, Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin! (KK 3/31)

Allah’ı seven alîl ve zelîl olur; Allah’ın sevdiği nazlı ve gümrah olur!

Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle der:

Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti! (F 15/148)

Seven âşık, hor hakir, alîl zelîl, sevilen maşuk, şen şakrak, şangadan olur!

Naz ehlinin talebi ve reddi olmaz, bilgen olur, kendisine lâzım olanın geleceğini bilir, yavuz endişeye yüz vermez!

Niyaz ehlinin talebi bitmez tükenmez, zira hep endişe içindedir, habire ister, bilgen değildir!

Naz ehli ataktır, niyaz ehli bataktır; kendini hep kendisi hırpalar!

Naz ehli kendini yormaz, akışa bırakır! Niyaz ehli akışa değil bakışa takılır ve kendini çoook yorar. Darlanır zorlanır yırtınır!

Naz ehli yırtınmaz, yırtılsa bile yırtınmaz!

Niyaz ehli habire yırtınır ve yırtılır, yorgun düşer. Bu hal içerisinde hem kendini, hem etrafını çok ezer ve üzer!

E peki? Naz iyi de niyaz kötü mü? Hayır böyle bir şey yok! Sorun niyâzın kıvamının kaçırılmasıdır! Kıvamı kaçırılan her şey ters görüntü verir! Kıvam istikametin köküdür. Meselenin özü gözü budur! Mızmız olmak tatlı bir görüntü vermez! Bir şeylerin tadını tuzunu kaçırırsanız, nazınız da niyazınız da beş para etmez! Her şey kıvamında gerek! Her şeyin bi şeyi var diyor ya Mürvet Anne! İşte aynen öyle! Bi şeyin şeyi her şeyi içine alan güzel ve gizemli bir şeydir!

Şöyle bir naz hikâyesi anlatır “Fütûhât”ında (F 15/165) Şeyhülekber. Yaşanmış bir hikâye bu:

Süleyman Dünbûlî’ye: Senden Hakk ile aranda geçen mahrem sohbetlerden bir şeyler anlatmanı istiyorum! dedim. Şunu söyledi Dünbûlî: Bir gün bir gece sırrımda bana: Benim mülküm büyüktür! dedi. Ben de: Benim mülküm seninkinden daha büyük! dedim. Nasıl yâni? Nasıl söylersin bunu sen? deyince, şunu söyledim ben de kendimce: Benim mülkümde zamandan mekândan imkândan, her şeylerden münezzeh ve müstağnî olan Sen Ahad ve Samed el Birrr el Berrrr var! Nazım sana, niyâzım sana! Senin mülkünde senden özge bir el Birrr el Berrr var mı? Yok, dedi Hakklısın!

Naz ve niyaz böyle olur! Vızvızla naz, mızmızla niyaz olmaz! Olur, olmaz değil ama kekre olur, tadı tuzu olmaz!

El Birrr ve el Berrr, esmâyı hüsnâdandır! İyiliğin ve ihsânın kökü anlamına gelir! İyiliğin ve ihsânın kökü kötmeği el Birrr ve el Berrr’dir! Onun varrr, birrr ve berrr oluşundan emîn olan, olayların akışı içinde temiz bir hüzün yaşar, yaşayabilir ama, asla gam yiyip keder içmez! Şeyh Galib’in nazı nâzenini ile: Âşıkda keder neyler, gam halk-ı cihânındır / Koma kadehi elden, söz pîr-i müğânındır! Özü sözü şudur Pîrimüğânın: Men âmene bil kader, emine minel keder! Kadere îmanı olan, kaderden emîn olur!

Ne diyor dinleyin Şeyh Ahmet Sûzî:

 

Ârif ü âgâh olan bîdar olur!

Dost ile hem mahrem-i esrâr olur!

Hamr-ı vahdetten olur mest-i müdâm,

Hemdemi cânan olup uş-yâr olur!

Şevk eder her dem cemâl-i yâr ile,

Kâh olur ki mazharı dîdâr olur!

Cilveler eder demâdem dostuyla,

Diledikce vâsıl-ı dildâr olur!

Mâlik olmuş ol vücûd iklimine,

Taht-ı dilde kâhice hünkâr olur!

Zevk eder dildâr ile şeb tâ seher,

Her ne isterse gönülde var olur!

Can verip cânân alır yerine,

Sûk-i dilde bir aceb bâzâr olur!

Terk ederler dü cihanda vârını,

Hak ile bunlara özge kâr olur!

Sâkî-yi cân devreder çûn-u câmını,

Bezm-i Hak’da Sûzî çün demdâr olur!

 

 

Ârif ve âgâh olan, eşya da Hakkın yüzünü gören bilge bilgen uyanık olur! Dost ile namahreme haram olan sırların mahremi olur!

Her an, her dem, cânânla birlikte vahdet şerabıyla mest olur!

Her an her dem, yârin cemâliyle öyle zevklenir ve şevklenir ki, o anlarda sevgilinin yüzüne ayna olur!

O an ve şanlarda öyle cilveler cevelân eder ki, istediği anda, gönül çelen sevgiliye vasıl olur!

Varlık iklimine mâlik olmuşluk irfanı içerisinde kâh gönül tahtında hünkâr olur!

Bütün gece boyunca tâ seher vaktine değin,  gönül çelen sevgiliyle öyle zevklenir ve şevklenir ki, her ne istese, ânında gönülde var olur!

O an ve şanlarda gönül çarşısında öyle bir pazar kurulur ki, can verir cânân alır yerine! Gönül çarşısında böyle bir bâzar olur!

Bu gönül çarşısı pazarlarında alış veriş edenler, terk-i dünya terk-i ukba, terki hesti terki terk ederek, iki cihan varlığından soyunup dökünerek kendiselliklerindeki izâfî varlığın Hakka aitliğini irfan ederler. Hakk ile yapılan bu alış veriş bunlara özge kâr olur!

Hak sofrasında can sâkîsi evirir çevirir bu aşk ve meşk kadehini! O an ve şanda Suzî de bu cilvenin tutanağını tutan olur!

Yâ Selâm!.

Mustafa Özdamar

15 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

TEN BEDEN VE KENDİLİK YÖNETİMİ

Tenler ve bedenler insan kendiliğinin evleridir! Her şeyi yerli yerince yapan çatan Zâtıbârî, nefsleri bedenlere üfleyip yüklerken kendilik yönetim ve denetimini de tâlim etmiştir. Eşyanın tabiatıyla uyumlu olan bu yönetim ve denetim bağlamında bilgeleşen bilginler, bu konuda şunu söylemişlerdir: Bu bilginin esâsı hakkında, bu alanda, Hazreti Peygamberden daha özel daha güzel ve daha kuşatıcı bir söz söylenmemiştir. Hazreti Peygamber şöyle der: Mide ilâcın evidir. Koruma ilacın başıdır! Bütün hastalıkların esâsı üşümedir! Üşümek ve üşütmek!

Hazreti Peygamber yeme içme ölçüsünü belirlerken, midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de nefes almaya bırakmayı emretmiştir! Hazreti Peygamber, âdemoğluna belini kendisiyle doğrultacağı bir kaç lokma yeterlidir, der. Bu düsturlar, beden evinin yönetimiyle ilgilidir. (Fütûhât 14/915)

Şeyhülekber’in ezoterik bir Kitap ve Sünnet yorumu olan “Fütûhât”ından özetlediğimiz bu parça, Süleymân Ata’nın: Eller barça men yaman / Eller buğda men saman! Herkes yahşi ben yaman / Herkes buğday ben saman! muhabbet ve mahviyyeti içinde Kitabullah’ın kendisel kendilik yönetimi ilkelerine tabşırıyor bizi!

Kad efleha men tezekkâ! Arınan iflâh etmiştir! (KK Âlâ_87/14)

Kad efleha men zekkâhâ! Arıtan iflâh etmiştir! (KK Şems_91/9)

Felâ tüzekkû enfüseküm huve a’lemu bimenittekâ! Kendinizi temize çıkarmayın, kimin daha takvâlı olduğunu O bilir! (KK Necm_53/32)

Kad eflehal mü’minûn! Müminler iflah ettiler! (KK_23/1)

Ten beden ve kendilik sağlığıyla birlikte, gönül ve zihin berraklığı için de şart olan ilkeler bunlar! Arınmak arıtmak, bunlarla da yetinmeyerek daha ötesine soyunmak, tabiatın tabiatıyla, hukûkullah ile uyumlu yaşamak, mü’minliğin şuur ve şiarıdır! Sadî’nin zevk-i selîmiyle “Üç beş damla kan ve sonsuzlarca endişe” diye tanımlanan insanı iflah ettiren temel etken, bu şuur ve şiar olsa gerektir! Bu şuur ve şiarın uyanıp canlanması için de, Gaybî’nin tavr-ı selîmiyle, senlik benlik şirk çırk ve cenâbetinden arınmak gerek!

Şöyle nazm eder bu çıplak muhtevâyı Sun’ullah-ı Gaybî:

Gönül ki onda yok aşka itāat,

Tamam olmaz onda bilin ibâdet!

İbâdetsiz Hakka olmaz takarrub,

Muhabbetdir bize ayn-ı karâbet!

Hüdâ’dan gayrı sevgi hep habâsetdir,

Muhabbet olmasa gitmez habâset!

Kalırsa kıl kadar senlik gönülde,

Cüdâ olmaz özünden bil cenâbet!

Yedi derya hakîkat eylemez pâk,

Gönül kim bulmaya aşkdan tahāret!

Gönül cem’iyyetin tahsîl edene,

Demâdem hāzır olmuşdur cemāat!

Gönül kim etdi vahdetde ikāmet,

Revadır eylese keşf ü kerâmet!

Hüdâ’dan gayrı görmezsen cihânda,

Cihân başdan başa olur selâmet!

Gönülde Ğaybî aşkdan gayrı koma,

Konula başına tâc-ı hilâfet!

 

Gönlü Hazreti Aşkla uyumlu olmayan kimsenin ibâdeti eksik ve aksak kalır; tamı tamına tamam olmaz; kemâlini bulmaz!

Hakka yakınlık ibâdetsiz olmaz! İbâdetsiz Hakka yakın olunmaz, yakınlık da muhabbetsiz olmaz!

Hüdâ’da cem olmayan, toplanmayan sevgi habâsettir; habâsetten tahâret, muhabbetle olur!

Gönülde kıl kadar senlik benlik kalırsa; içsel cünüblükten arınamazsın!

Aşkla yanıp yunup yıkanmayan gönül cünüplüğünü, yedi derya aklayıp paklayamaz!

Kişinin kendisel kendilik cemâatının hazır hâle gelmesi, gönlünü Hüdâ’da derleyip toparlamasına bağlıdır!

Gönül vahdetde ikamette sabitlenince, keşif ve kerâmet kapıları açılır!

Âlemde ve alemlerde zuhûr eden şeyleri Hüdâ’dan ayrı gayrı görmezsen, cihan sana baştan başa selâmet olur!

Gaybî, gönülde aşktan özge bir şey bırakma ki, başına hilâfet tâcı konsun!

Kütahyalı Gaybî’nin nutk-u şerîfinden çıkaracağımız sonuç; cihânın tamamı kendisine selâmet olan ve başına hilâfet, Halifetullah tâcı konan insanda, ten beden ve kendilik yönetimi diye bir sorun kalır mı? Amentübillah, âmennâbillah kalmaz erenler, kaaaalmaz be yâhu!

Evvel Allah, Âhir Allah;  Zâhir Allah Batın Allah iklîminde ikilem oooolmaz! İnanın ve güvenin, som gerçeklik bu! Artı eksi ne zuhûr ederse etsin, birbirine zıt görüntü veren esmâların cilve ve tecellisi bu!.

Yeter ki biz, senlik benlik cenâbetinden arınalım! Ve yeter ki gönül, vahdette ikâmette netleşmiş olsun! Bizim üstümüze vazîfe olan budur!

Yâ Selâm!.

Mustafa Özdamar

11 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com

VARAK-I MİHR-İ VEFÂ KORONİ KARANTİNA ERBAİN

Korona ya da koroni bildik anlamda bir küflenmeyi andırıyor! İnanılmaz bir hızla kök salan ve çok çabuk yayılan bir küflenme bu! Bayatlayan şeylerin, ihlâl ve ihmal edilen değerlerin illeti, uyarı! Uyarılar karşısında duyarsız kalmanın cezâsı, korona günlerinde çekilen sıkıntı! Harem selâm nezâhetini hiçe saymanın uzantısı bu davranma ve zorlanma! Alışkanlığa esâretin keffâreti!

Biz bu bağlamda epey estik savurduk! Önce kendimizi, sonra etrafımızı uyarıp uyandırmak için çooook çalıştık çırpındık, fekat anlatamadık galiba? Ah ki ah! Neyleyelim bilemiyorum ki!.

Bu arada bu süreçte, bu iki ara bir dere hengâmesinde yeni şeyler öğrendik. Bütün dünyada zorunlu bir karantina uygulaması var ya! Karantina kırk anlamına gelen bir kelimeymiş biliyor musunuz? Ben bilmiyordum, yeni duydum! Bizim tasavvuf kültürümüzde yer alan, alışkanlıklardan arınmanın şartlarından olan erbain (kırk) gün çilesinin Avrupa dillerindeki karşılığı karantina imiş, çok ilginç! Büyük insanlık âilesinin Âdem’in çocukları olduğunu vurgular bu! Ana baba mîrasının yansıması bu!

Alanında uzman usta bir hakîm ve hekîmin, tabîb-i hazık bir mürebbî olan mürşidin denetiminde kırk gün süren fiziksel ve sosyal perhiz yada riyâzet diyebileceğimiz erbainin ilk şartı, Kitap ve Sünnet bağlamında dört kapı ve kırk makam hukûkuna riâyettir! Çok kötü kirlenen ve çok kötü küflenen ve çürümenin eşiğinde debelenen bütün dünya ve dünyalıyı bu zorunlu işleme tâbi tutan korona ya da koroniye olumsuz bakarsanız, çooook berbat yanılmış ve yamulmuş olursunuz, inanın! İllet veya belâ dediğiniz bu şey bir uyarıdır, uyarılar karşısında duyarlı olmak esastır!

Bizim Evkâfdan mütekaid bî merasim Mustâfendi, bu mahrem muhtevâyı çooook yazdı çizdi konuştu! En yakınları da dahil hiç kimseye anlatamadı, algılatamadı, dinletemedi!

Varak-ı mihr-i vefâdır, kim okuuur, kim dinler demeyin! Hak Teâlâ aşkına, halk teâlânın korunup kollanması için siz bâri, okuyun ve dinleyin! Allah’ın sıfatı olan hayatınızı, alışkanlıklara esaret köleliliğinde bayatlayıp küflendirmeyin, lutfen lutfen! Önce kendime, sonra size söylüyorum bunu bilesiniz!

Nerdeyse bütünüyle doğru dürüst gereği gibi yaşanmadan kazaya kalmış, yine nerdeyse tamamı alışkanlıklara esâret köleliğinde bayatlamış hayatımız, yazık ki temelde zararlı olan gereksiz merâsimlerle ömür kömürlemekle ziyan olup gidiyor!

Çok basit gibi gözüken şeyler büyük tahribatlara yol açar mı, açar! Açmaz mı? Sözgelimi uzuuuun yılların ürünü olan güzelim ormanları ve ormanlarda yaşayan güzelim yaratıkları cayır cayır yakan kül eden yangınların çekirdeği genelde basit gözüken bir kıvılcım, bir çiye değil mi?

Basit gördüğünüz hiçbir şey basit değildir! Önemsiz ve değersiz gördüğünüz hiçbir şey, önemsiz ve değersiz değildir! Artı veya eksi her şeyin çooook paha biçilmez bir önemi ve değeri vardır!

Din, din-i İslâm, “Allah katında din İslâm”, dünyanın ve dünyalıların yararına ve zararına olan şeyleri sistematize eden Rabbânî bir kurumdur! Aklı başında aşkı gönlünde olan her insan, hayatının her karesini bu kurumun olmazsa olmaz kurallarıyla uyumlu olup olmadığına özen gösterir! Özensizlik ve düzensizlik ağır yanlışlar ve yanışlarla sonuçlanır! Ahanda size zorunlu kontrollü sosyal hayat! Sözünü ettiğimiz özensizliğin ve düzensizliğin keffâreti bu! Kendisel kirlenme ve küflenmelerin keffâreti bu!

Şimdilerde, koroni günlerinde ısrarla bir fiziki mesâfeden söz ediliyor ya! Bu fiziki mesafe, iç ve dış floramızın zorunlu kıldığı bir mesâfedir! Ve salt musibet günlerine özgü musibet dönemleriyle sınırlı bir mesafe değildir bu! Mesâfe yahu! edebinin kaçınılmaz kıldığı her durum ve konumda geçerli olan bir kural bu! Musibet gelince zorunlu homhom hom, musibet gidince ya da gider gibi olunca, sereserpe hamhum şaralob edilecek iyreti bir ilke değil bu!

Böylesi ikilem aymazlık ya da karmaşıklıkları karşısında: Her şeyin bi şeyi var! Her şeyin bir yakışığı ve yanaşığı var! Her şeyin bir arışıklığı veya karışıklığı var! Her şeyin bir arı duru şıklığı var; bir de boz bulanık bulaşıklığı, yalaşıklığı ve yılışıklığı var! Edep yâhû! Nezâhet yâhû! dermiş rahmetli Mürvet Anne!

Mürvet Anne, rûhâniyetine selâm olsun, Hasköy’ün has kadınlarından sahâvetli bir Anne! Hasköy’de safvete, Rami’de hıkmete râm olmuş mürüvvetli bir Anne!

Mürvet Annenin vefâ mihrinin nâmesi, mektubu sayın bu yazıyı sizzz ki, bizzz de müsterih olalım!

Yâ Selâm!..

Mustafa Özdamar

8 Mayıs 2020

www.idefix.comdan SATIN AL

www.dr.com.trden SATIN AL

www.kitapyurdu.com

www.kirkkandil.com