MESÂFE YÂHU

Koronanın inanılmaz bir hızla bütün dünyayı teslim aldığı, herkesi ve herkesimi ev hapsine mahkûm ederek sokağa çıkma yasağı ilân ettiği; âniden el bel, dil dudak, dokunma yakın olma gibi bütün yakın plân ilişkilerini yasakladığı, okullar mâbedler ve kültür merkezleri gibi tüm toplanma mahallerini kapattığı günlerde, evde, bir televizyon kanalında: Bu illet de geçer! cümlesi kullanılınca, kafam attı:

İllet dediğiniz bu virüs, sıradan bir illet değil, millet millet! Hatta ümmet ümmet! tarzında bir tepki kabardı içimde önce! Her yaratık topluluğu kendi türünde bir ümmettir! Hem milletin her ümmetin kendine özgü bir uygarlığı ya da barbarlığı illâki var muhtevâsı hâkimdir bana öteden beri! En berbat durumlarda bile negatif bakışa gönlüm razı olmuyor benim! İyi kötü, güzel çirkin, hayır şer bağlamlarında, artı veya eksi her şeyin birbirine karşı hayrı da vardır, şerri de! Hayır şer üzerinden, şer de hayır üzerinden üstünlük kollar! Eşyanın tabiatı, varlığın sebebi illeti bu! Yeryüzündeki bütün savaşlar ve savaşımlar, alan genişletme hırsıdır! Artı ya da eksi, alan talan kavgası genelde hepsi! İnsanlarda da böyle, vahşi dediğimiz diğer canlılarda da böyle bu. İster inanın, ister inanmayın, kökten temel neden, ana illet baba sebeb bu!

Şimdi, söz yumağının bu ilmiğinde, canlı bile olmadığı, bakteriler gibi canlı olmadığı ve ancak canlılara tutunarak üreyip türediği söylenen, çoğunluğun illet dediği benim ümmet dediğim bu virüs bağlamında: Bütün dünyayı istilâ eden, topuna tüfeğine, parasına puluna, kimyasal silahlarına ve daha neleeeer ve nelerine tapınan herkese diz çöktüren bu virüs salgınıyla bağlamlı algınız ne? diye sorarsanız, bu süalin cevabı bu salgının içinde hem sırlı ve hem de apaçık ortada!

Bu ne yâhu, demeyin! Mesâfe yâhu deyin birbirinize! diyoruz, diyorsunuz, diyorlar zâten de, başka yerden başka vâdilerden sökün edib gelen sosyal ve siyasal virüsler bağlamında duyarlı olmazsak, bu salgın ve saldırıların biri gider, öteki gelir! Ha biri ha öteki ne fark eder ki? Beş duyu mahremiyetinin ihlâl ve ihmâli azdırıyor bu illet ya da ümmeti! Yalan mı, yanlış mı, iftira mı bu? Hayır! Salgının seyri söylüyor bunu: Eline beline, yüzüne gözüne, diline dudağına, tenine bedenine sâhib ol! Mesâfe konulması zorunlu konum ve durumlarda mesâfe koy ve mesâfeni koru! Depolarda küflenen harem-selâm kültürünü çürütme! Kendini nâmahreme kemirtme, filoranı kirletme!

Cansız olduğu söylenen Korona virüs söyletiyor bunları, bilim insanlarına!

İllet diye anılan bu mikro neptün milletin bize bir garezi yok! ders veriyor, ibret sergiliyor, inzar ve îkaz ediyor, uyarıyor bizi inanın! Ten beden, gönül zihin, duygu düşünce ve davranış temizliğine yönlendiriyor bizi!

Benim ümmet demeyi tercih ettiğim bu virüs milletine illet demenin de onlara hakaret olmadığını aynı gece Şeyhülekber Muhyiddin-i Arabî Hazretlerinden öğrendim. Fütuhât-ı Mekkiye’sinde bakın ne diyor genel olarak bu bağlamda Hazret:

İllet, Hakkın kuluna, kullarına; sebebli ya da sebebsiz –nedenli ya da nedensiz- olarak uyarısıdır! Tasavvuf ehli onu latîfediye isimlendirir!

Latîfe, idrakte parıldayan ince anlama işâret eder! İfâdeye ve ibâreye sığmayan, insanın hakikati anlamında da kullanılan bu ince mânâ, insanı tefrîde götürür!

Tefrîd, ferdleşme, tekleşme, bireysellikte netleşme hâli, kendinle durman demektir! Kendinle durman tecrîdi gerektirir.

Tecrîd, soyutlama, halk bağlamında yalınlığı ve yalnızlığı zorunlu kılan, duruma ve konuma göre, bazı durumlarda epey, bazı konumlarda azıcık acı bir gerçekliktir. (Kaynak, Fütuhât, 7/70)

Şimdilerde, Korona illet ve milletinin bütün dünyayı teslim aldığı, herkesi yalınlığa ve yalnızlığa mahkum ettiği bu günlerde bu çok gizemli gerçekliği yaşıyoruz!

Hiç kimsenin hiçbir şeyi tam netleştiremediği bu günlerde, Pir Sultan Abdal’ın demedim mi demedim mi sancağını açarak:

Kemirgenlik fayda vermez / Bunu hiç kimseler bilmez / Bilse bile kaale almaz / Bu bir erlik ilkesidir / Uyamazsın demedim mi!

Herkes kendince azarsa / Hakkın ahkâmın bozarsa / Mahrem iffetin çözerse / Duyamazsın demedim mi! diye sorup soruşturmanın sırası mı bilemem, emin değilim amma, muamma şu ki, biz bu obur aymazlığı, ayık bayık uyanıklık sanmaya devam edersek, hiç şık olmaz bu!

Edeb erkân olmaz ise / Beşer Hakkı bulmaz ise / İnsanda ar kalmaz ise / Vah eyvah vah, vah eyvah vah!

Belhum edal derler buna / Çok işi düşer sana bana / Dokunmazsak su sabuna / Vah eyvah vah, vah eyvah vah! türküsü çağırırlar bize o zaman!

Aman dostlar, aman aman / Hâlimiz olmasın duman / Âkıbet olmasın yaman / Vah eyvah vah, vah eyvah vah!

Yâ Selâm!..

Mustafa Özdamar

www.kirkkandil.com

www.kitapyurdu.com

www.dr.com.trden SATIN AL